Soğuk Savaş Dönemi ders notu; II. Dünya Savaşı sonrası oluşan yeni güç dengeleri, ABD öncülüğündeki Batı Bloku, SSCB öncülüğündeki Doğu Bloku, Berlin Buhranı, Avrupa Birliği ve sömürgeciliğe karşı bağımsızlık mücadeleleri gibi konuları kapsar. KPSS tarih sınavına yönelik hazırlanan bu KPSS tarih ders notları, iki kutuplu dünya düzeninin oluşumunu ve bloklar arasındaki siyasi-ekonomik rekabeti kavramayı kolaylaştırır. Online KPSS Tarih ders notlarımız sizleri KPSS tarih, MEB AGS ve ÖABT sınavlarına eksiksiz olarak hazırlayacaktır. KPSS özet ders notları üzerinden tekrar yapmak isteyenler bu içerikten yararlanabilir.
SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİ
II. DÜNYA SAVAŞI SONRASI OLUŞAN YENİ GÜÇ DENGELERİNİN OLUŞUM SÜRECİNDE MEYDANA GELEN SİYASİ GELİŞMELER
II. Dünya Savaşı Sonrası Küresel Güçler
- II. Dünya Savaşı, I. Dünya Savaşı‘na kıyasla her yönden daha geniş kapsamlı ve çok daha yıkıcı sonuçlar doğurmuştur.
- Savaş bitiminde uluslararası arenada kalıcı bir barış sağlama ve savaşın izlerini silme girişimleri başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
- Dünya genelinde siyasi, ekonomik ve kültürel boyutları olan şiddetli bir rekabet ortamı ortaya çıkmıştır.
- Almanya‘yı mağlup eden SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği), Doğu Avrupa‘daki çok sayıda ülkeyi işgal etmiş veya siyasi hegemonyası altına almıştır.
- Bu durumun doğrudan bir sonucu olarak, Doğu Avrupa‘da SSCB‘ye tam bağımlı (uydu) komünist yönetimler inşa edilmiştir.
- Batı Avrupa ülkeleri, hızla sınırlarına dayanan bu komünist yayılmacılığı kendileri için en hayati tehdit olarak değerlendirmiştir.
- Bu büyük tehdit karşısında ABD (Amerika Birleşik Devletleri), hem Avrupa‘yı hem de tüm dünyayı olası komünist felaketlerden koruyacak “tek süper güç” rolünü üstlenmiştir.
- Sürecin sonunda dünya siyaseten iki ana kampa ayrılmıştır: ABD liderliğindeki Batı Bloku ve SSCB liderliğindeki Doğu Bloku.
- Diğer dünya devletleri bu iki büyük güç merkezinden birini seçmeye zorlanmış; böylelikle İki Kutuplu Dünya (Soğuk Savaş) dönemi resmen başlamıştır.
Dünyanın İki Kutuplu Hâle Gelmesini Hazırlayan Temel Nedenler:
ABD Cephesi (Batı Bloku):
- ABD‘nin, II. Dünya Savaşı‘nın ardından geleneksel dış politikası olan Monroe Doktrini‘ni (Amerika kıtasına kapanma ve Avrupa’nın iç işlerine karışmama prensibi) tamamen terk etmesi ve küresel bir güç olarak sahneye çıkması.
- SSCB‘nin yaymaya çalıştığı komünist rejimi varoluşsal bir tehlike olarak gören Batılı devletlerde, bu büyük gücü durdurabilecek yegane devletin ABD olduğu inancının kesinleşmesi.
- Savaşın ardından Latin Amerika, Asya ve Afrika gibi Avrupa dışındaki coğrafyaların stratejik değerinin artması ve ABD‘nin küresel çıkarları gereği bu bölgelere nüfuz etmeye başlaması.
SSCB Cephesi (Doğu Bloku):
- 1917 Bolşevik İhtilali‘nden sonra dış dünyaya kapanan SSCB‘nin, II. Dünya Savaşı‘ndan dünyanın en büyük iki askerî ve siyasi gücünden biri olarak çıkması.
- SSCB‘nin, savaşın getirdiği yıkımdan faydalanarak komünist (proleter/emekçi) ihtilalini bütün dünyaya ihraç etme stratejisini benimsemesi.
- II. Dünya Savaşı esnasında ABD‘nin Avrupa kıtasına devasa boyutta askerî güç konuşlandırmasının, SSCB‘de derin bir güvenlik zafiyeti endişesi yaratması.
- Havacılık, uzay araştırmaları ve nükleer füze sistemleri gibi geleceği belirleyen stratejik teknolojilerde rekabet edebilecek kapasitenin sadece ABD ve SSCB‘de bulunması.
- Savaş öncesinin baskın güçleri olan İngiltere ve Fransa‘nın ekonomik ve askerî çöküş yaşaması; Almanya, İtalya ve Japonya‘nın ise savaşı kaybederek denklem dışı kalması.
- Dünya çapında üstünlüğü tayin eden ekonomik hacim ve ağır sanayi kapasitesinde yalnızca ABD ve SSCB‘nin ayakta kalabilmesi.
Bloklar Arası Siyasi ve Ekonomik Adımlar (Gerginliği Artıran Gelişmeler):
Batı Bloku’nda ABD Liderliğinde Atılan Adımlar:
- Truman Doktrini (1947): Komünizm tehdidi ile karşı karşıya kalan devletlere (ilk etapta ve ağırlıklı olarak Türkiye ve Yunanistan‘a) ekonomik ve askerî hibe sağlayarak komünizmin sınırlarını daraltmayı (çevreleme) hedefleyen temel siyasi belgedir.
- Marshall Planı (1947): ABD Dışişleri Bakanı George Marshall‘ın tasarladığı devasa Avrupa kalkınma programıdır. İçinde Türkiye‘nin de bulunduğu 16 Avrupa ülkesi ortak bir iyileşme programı sunmuş, gereken finansman ABD tarafından hibe, malzeme ve kredi olarak karşılanmıştır.
- NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü – 1949): SSCB‘nin ve komünist ideolojinin Avrupa‘daki olası askerî işgallerini caydırmak ve durdurmak amacıyla ABD öncülüğünde kurulan uluslararası ortak askerî savunma teşkilatıdır.
- Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) (1957): Avrupa ülkeleri arasında malların, iş gücünün, hizmetlerin ve sermayenin sınır tanımadan dolaşabildiği bir “ortak pazar” inşa etmeyi ve nihai olarak siyasi entegrasyonu (birliği) sağlamayı hedefleyen yapıdır. (1992 Maastricht Antlaşması ile siyasi temelleri sağlamlaştırılmış ve 1993‘te Avrupa Birliği (AB) ismini almıştır).
Doğu Bloku’nda SSCB Liderliğinde Atılan Adımlar:
- Kominform (1947): SSCB‘nin, Doğu Avrupa‘daki uydu ülkeleriyle siyasi ve ideolojik bağlarını sıkılaştırmak; ayrıca Truman Doktrini ve Marshall Planı‘nın etkilerini kırmak için kurduğu Uluslararası Komünist Partiler Birliği‘dir. (Önemli Not: Kendi bağımsız komünist politikasını izlemek isteyen Yugoslavya lideri Tito, 1948 yılında Kominform‘dan ihraç edilmiştir).
- Molotof Planı (1947): ABD‘nin Marshall Planı‘na doğrudan misilleme olarak, komünist Doğu Avrupa devletlerine ekonomik destek sunmak ve sosyalist ülkeler arası ticari bağımlılığı artırmak amacıyla SSCB Dışişleri Bakanı Molotof tarafından başlatılan plandır.
- COMECON (Karşılıklı Ekonomik Yardımlaşma Konseyi – 1949): ABD‘nin ekonomik hamlelerine karşı, Doğu bloku ülkelerinin kendi aralarındaki kurumsal ekonomik dayanışmasını ve iş bölümünü koordine etmek için kurulan teşkilattır.
- Varşova Paktı (1955): SSCB‘nin, Batı Almanya‘nın silahlandırılarak NATO‘ya kabul edilmesini doğrudan kendi güvenliğine tehdit sayması üzerine, komünist ülkelerin ordularını tek bir komuta kademesinde birleştirdiği askerî savunma örgütüdür (NATO‘nun doğrudan karşılığıdır).
Berlin Buhranı
- 1948 senesinde 16 Avrupa ülkesinin iştirakiyle Avrupa İktisadi İş Birliği Teşkilatı (OEEC), 6 ülkenin katılımıyla ise Batı Avrupa Birliği tesis edildi.
- 1949‘da Batı dünyasının ana askerî kalkanı olan NATO resmen faaliyete geçti.
- Batı bloku kurumsallaşırken, 1948 yılının en tehlikeli sıcak teması Berlin şehrinde yaşandı.
- II. Dünya Savaşı‘nın bitiminde Almanya toprakları ve başkenti Berlin, savaşı kazanan dört Müttefik devlet (ABD, İngiltere, Fransa, SSCB) arasında dört fiili işgal bölgesine bölünmüştü.
- İngiltere, Fransa ve ABD kendi yönettikleri bölgelerde serbest seçimlere ve demokratikleşmeye izin verirken; Doğu Almanya ve Doğu Berlin, SSCB‘nin kurduğu totaliter ve baskıcı komünist rejim altında yönetilmekteydi.
- Coğrafi konum itibariyle tamamen Doğu Almanya (komünist bölge) sınırları içinde ada gibi kalan Berlin kentine ulaşmak için SSCB kontrolündeki topraklardan geçmek zorunluydu. Bu durum SSCB‘nin güvenliği açısından tahammül edilemez bir zaafiyet olarak görülüyordu.
- ABD ve İngiltere, işgal altındaki kendi Alman bölgelerini ekonomik ve idari olarak birleştirerek bu yeni yapıya Bizonia (Bizonya) adını verdiler. Kısa süre sonra Fransa‘nın da kendi bölgesini buraya katmasıyla birleşik Batı bölgesi Trizonia (Trizonya) adını aldı.
- Batılıların tek bir Alman devleti kurma yönündeki bu birleşme adımlarından paniğe kapılan SSCB, Batı Berlin‘e ulaşan tüm kara yollarını ve demir yollarını ulaşıma kapattı (Abluka).
- Batılı müttefik devletler bu ağır ablukayı, tarihe geçen Berlin Hava Köprüsü‘nü kurarak aştılar ve aylarca şehre kargo uçaklarıyla devasa boyutlarda gıda ve kömür yardımı indirdiler.
- Berlin Buhranı, hem yoğun diplomatik pazarlıklar hem de III. Dünya Savaşı’nı çıkarabilecek sıcak çatışma riskleriyle uzun süre devam etti.
- İngiltere, Fransa ve ABD, 23 Mayıs 1949‘da kendi birleşik bölgelerinde bağımsız, kapitalist ve demokratik Federal Almanya Cumhuriyeti’ni (Batı Almanya) resmen ilan etti.
- Buna misilleme olarak SSCB, Ekim 1949‘da kendi işgal bölgesinde komünist rejime sahip Demokratik Almanya Cumhuriyeti’ni (Doğu Almanya) kurdu.
- Kasım 1949‘da ülke genelindeki bölünme başkent Berlin‘de de kesinleşti. Doğu Berlin‘de komünist şehir yönetimi, Batı Berlin‘de ise Batı güdümünde demokratik bir idare kuruldu. (Önemli Not: SSCB‘nin Batı Berlin’e kaçışları engellemek için inşa ettiği ünlü Berlin Duvarı (Utanç Duvarı), 1948 krizinde değil, daha sonraki krizlerin bir sonucu olarak 1961 yılında örülmüştür).
- Sonuç: Sadece Berlin şehri değil, koca bir Almanya devleti resmen ikiye bölündü. Bu tarihsel kırılma, faşizme karşı kurulan Müttefik Blok’un tamamen dağıldığının ve dünyanın geri dönülemez biçimde Doğu-Batı ekseninde parçalandığının en net kanıtıdır.
Avrupa Birliği
- 20. yüzyıl boyunca Avrupa kıtası; iki küresel savaş, milyonlarca sivilin katledilmesi, Nasyonal Sosyalizm (Faşizm) gibi radikal diktatörlüklerin yükselişi ve 1929 Dünya Ekonomik Buhranı gibi emsalsiz yıkımlar yaşadı.
- Bu felaketler zincirine şahit olan savaş sonrası yeni nesil siyasetçiler, ülkeler arası düşmanlıkları sonlandırarak kıtada kalıcı bir ekonomik ve siyasi barış arayışına girdiler.
- Alman devlet adamı Konrad Adenauer, Fransız siyasetçi Robert Schuman ve Belçikalı lider Paul Henri Spaak, barışçıl ve birleşik bir Avrupa projesinin mimarları oldular.
- Temel felsefe: Versay Antlaşması‘nın yarattığı kindar ortamın, faşist rejimlerin ve ekonomik iflasların tekrar etmesini engellemekti. Ayrıca birleşmiş bir Avrupa, ABD ve SSCB hegemonyasına karşı dünyada “üçüncü bir denge unsuru” olabilirdi.
- Avrupa‘nın bütünleşme süreci, savaş sanayisinin temelini oluşturan kömür ve çelik üretimini tek bir uluslarüstü otorite altında birleştirme stratejisiyle başlatıldı (Savaşma kapasitesini ortak kontrole alma).
- 1950 Schuman Planı ile bu siyasi ve ekonomik bütünleşmenin teorik altyapısı dünyaya ilan edildi.
- 1951 Paris Antlaşması: Fransa, Batı Almanya, İtalya ve Benelüks ülkeleri (Belçika, Hollanda, Lüksemburg) bir araya gelerek Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nu (AKÇT) kurdular.
- 1957 Roma Antlaşması: Kapsam genişletilerek üye ülkeler arasında Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve nükleer enerjinin barışçıl kullanımı için Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (EURATOM) kuruldu.
- 1967 Brüksel Antlaşması: Kurulmuş olan bu üç bağımsız örgüt (AKÇT, AET, EURATOM) kurumsal olarak tek çatı altında birleştirildi ve Avrupa Topluluğu (AT) ismini aldı.
- 1992 Maastricht Antlaşması: Ekonomik birliğin ötesine geçilerek siyasi, hukuki ve parasal birlik kararları alındı. Teşkilatın adı günümüzde de kullanılan Avrupa Birliği (AB) olarak değiştirildi.
Türkiye – Avrupa Birliği İlişkileri Süreci:
- 1959: Türkiye‘nin kurumsal yapıya ilk resmî ortaklık/üyelik müracaatını yapması.
- 1963 Ankara Antlaşması: Türkiye ile dönemin AET‘si arasında hukuki bağları kuran ilk ortaklık antlaşmasının imzalanması.
- 1973 Katma Protokol: İleride kurulacak olan Gümrük Birliği sisteminin geçiş süreci kurallarının karara bağlanması.
- 1987: Türkiye‘nin dönemin Avrupa Topluluğu’na (AT) resmen “Tam Üyelik” başvurusunda bulunması.
- 1996: Türkiye‘nin, tam üye olmadan AB Gümrük Birliği sistemine dâhil olan tek ülke olması.
- 1999 Helsinki Zirvesi: Türkiye‘nin Avrupa Birliği‘ne “Aday Ülke” statüsünün birlik tarafından resmen ve hukuken kabul edilmesi.
- 2005: Müzakere Çerçeve Belgesi’nin onaylanmasıyla Türkiye’nin AB Tam Üyelik müzakerelerinin fiilen başlaması (Süreç siyasi nedenlerle günümüzde dondurulmuş durumdadır).
ASYA VE AFRİKA’DAKİ SÖMÜRGECİLİK FAALİYETLERİ VE BAĞIMSIZLIK MÜCADELELERİ ÇERÇEVESİNDE MEYDANA GELEN OLAYLAR
Avrupa Sömürgeciliğine Karşı Başkaldırı (Dekolonizasyon)
- 20. yüzyılın başlarında en geniş sınırlarına ulaşan klasik sömürgecilik (emperyalizm) sistemi, II. Dünya Savaşı‘nın yarattığı güç boşluğu ve uyanışla çöküş sürecine girmiştir.
- I. Dünya Savaşı ile birlikte Asya ve Afrika sömürgelerinde yeşeren milli bilinç hareketleri, 1929 Dünya Ekonomik Buhranı‘nın getirdiği sefaletle kitlelere yayılmış ve 1945 sonrası silahlı bağımsızlık savaşlarına evrilmiştir.
- Yerli toplumlar, kendi ülkelerinin yeraltı (maden, petrol) ve yerüstü (tarım) zenginliklerinin Avrupalı devletlerce insafsızca sömürülmesine karşı örgütlenmiştir. Avrupa başkentlerinde eğitim alan yerli sömürge aydınları, Batı’nın “milliyetçilik, insan hakları ve demokrasi” kavramlarını kendi ülkelerine taşıyarak kurtuluş ideolojilerini kurmuşlardır.
- Hindistan‘da Mahatma Gandi, Endonezya‘da Suharto ve Vietnam‘da Ho Şi Min gibi sembolleşmiş milli liderler, ülkelerindeki anti-emperyalist uyanışa liderlik etmiştir.
- Savaştan sonra kurulan Birleşmiş Milletler (BM) teşkilatının kabul ettiği Self-Determinasyon (her milletin kendi siyasi geleceğini, devletini kurma hakkı) ilkesi, sömürgelere uluslararası hukuki bir dayanak sağlamıştır.
- Bu coğrafyalardaki milliyetçilik; sadece yabancı işgaline karşı değil, aynı zamanda kronik yoksulluğa ve ekonomik yağmaya karşı bir “sınıf temelli bağımsızlık” niteliği de göstermiştir.
- 1945 ile 1965 yılları arasındaki yoğun 20 yıllık zaman diliminde, Avrupa devletlerinin Asya ve Afrika‘da elinde tuttuğu sömürgelerin çok büyük bir kısmı kanlı veya diplomatik yollarla hürriyetine kavuşmuştur.
- 1999 yılında İngiltere‘nin elindeki son önemli sömürge üssü olan Hong Kong‘u diplomatik bir anlaşmayla Çin‘e iade etmesi, dünyada klasik sömürgecilik çağının sembolik olarak kapanışı kabul edilmektedir.
Hindistan ve Pakistan
- 18. yüzyılın ortalarından itibaren İngiliz İmparatorluğu‘nun (Britanya) en değerli sömürgesi (“Taçtaki İnci”) olan Hint altkıtasında, yerel halk İngiliz tahakkümüne karşı yüzlerce yıllık bir direniş tarihi yazmıştır.
- II. Dünya Savaşı patlak verince İngiltere, yerli yöneticilerin onayını almadan tüm Hindistan‘ı kendi safında (Müttefikler) savaşa sokmuş, ancak savaş bittikten sonra söz verdiği siyasi bağımsızlık haklarını vermekten kaçınmıştır.
- Yerli halkın durdurulamaz isyanları ve baskıları karşısında çaresiz kalan İngiltere, 3 Haziran 1947‘de eski İngiliz-Hint İmparatorluğu topraklarının din temelli olarak Hindistan (Hindular) ve Pakistan (Müslümanlar) adıyla iki ayrı egemen devlete bölüneceğini resmen açıklamak zorunda kalmıştır.
- 15 Ağustos 1947‘de hem Pakistan hem de Hindistan bağımsız devletler olarak dünya sahnesine çıkmıştır. (Önemli Not: Başlangıçta Pakistan ile aynı devlet olan ancak aralarında coğrafi bağ bulunmayan Doğu Pakistan, artan iç çatışmalar sonucunda 1971 yılında ayrılarak Bangladeş adıyla bağımsızlığını ilan etmiştir).
- Bu tarihi bölünme ve bağımsızlık destanına yön veren iki büyük kurucu lider: Hindular için Mahatma Gandi ve Müslümanlar için Muhammed Ali Cinnah‘tır.
- (Önemli Sınav Notu: Hindistan ve Pakistan bağımsız olduktan hemen sonra, sınırları çizilirken aidiyeti belirsiz bırakılan, Müslüman nüfusun yoğun olduğu Keşmir Bölgesi yüzünden savaşmışlardır. Keşmir Sorunu, günümüzde de iki nükleer güç arasındaki en büyük kriz bölgesidir).
Mahatma Gandi (Hindistan)
- 1888-1891 senelerinde İngiltere‘de (Londra) hukuk eğitimi aldı. Uzun yıllar Güney Afrika‘da avukatlık yaparak buradaki ağır ırkçı politikalara karşı mücadele tecrübesi kazandı.
- Hint milletinin yabancılar olmadan kendi kendini yönetmesi (Swaraj felsefesi) idealini savundu. Geleneksel silahlı isyan modelleri yerine, şiddet içermeyen “Pasif Direniş” (Sivil İtaatsizlik/Satyagraha) kavramını dünya siyasetine kazandırdı.
- Temel amacı düşmanı fiziksel olarak yeryüzünden silmek değil, şiddete başvurmadan haklılığı kanıtlayarak ahlaki ve vicdani bir zafer elde etmekti.
- 1930 Tuz Yürüyüşü: İngiliz sömürge yönetiminin Hint halkının temel ihtiyacı olan tuza koyduğu tekelci ve zalimce vergiyi protesto etmek amacıyla, yüzlerce kilometre süren ve tarihe altın harflerle geçen kitle yürüyüşünü organize etti.
- 1931‘de İngiliz yetkililerle masaya oturarak sivil itaatsizlik eylemlerini bir süreliğine askıya aldı. Siyasi baskılar sonucunda çıkarılan 1935 Hindistan Hükûmeti Yasası ile Hintlilere kısıtlı da olsa yerel siyasi temsil hakkı kopardı.
- 30 Ocak 1948‘de, bağımsızlık sonrası Hindistan’da kalan Müslüman azınlığa yönelik şiddeti kınayan barışçıl tutumundan nefret eden Nathuram Godse adındaki radikal bir Hindu milliyetçisi tarafından suikasta uğrayarak hayatını kaybetti.
Muhammed Ali Cinnah (Pakistan)
- 1876‘da Karaçi şehrinde dünyaya gelen Cinnah, modern Pakistan‘ın mimarı, kurucusu ve ilk devlet başkanıdır (Kaid-i Azam – Büyük Önder).
- O da Londra‘da hukuk eğitimi aldı. Siyasi hayatının ilk dönemlerinde Hindistan Ulusal Kongresi çatısı altında İngiliz sömürüsüne karşı “Hindu-Müslüman ortak siyasi cephesini” savunduysa da sonradan sadece Müslümanların haklarını savunan Tüm Hint Müslümanları Birliği‘ne geçti.
- 1935 Hindistan Yönetim Yasası sonrası seçimlerde Hindu çoğunluğun dışlayıcı tutumu ve Müslüman kimliğini eritme çabaları, Cinnah’ın “İki farklı dinin mensuplarının aynı devlet çatısı altında barış içinde yaşayamayacağı” sonucuna varmasına neden oldu. Böylece Müslüman Milliyetçiliği hareketinin lideri oldu.
- 1940 Lahor Kongresi: Muhammed Ali Cinnah‘ın liderliğinde toplanan bu tarihi kongrede, Hindistan altkıtasındaki Müslümanların güvenliği için Hindistan’dan tamamen kopuk, bağımsız bir Pakistan Devleti‘nin kurulması kesin hedef olarak karara bağlandı.
Emperyalist Devletlerin Afrika’daki İnsan Hakları İhlalleri
Fransa’nın Cezayir’i İşgali ve Kanlı Süreç
- Yüzyıllarca Osmanlı İmparatorluğu himayesinde “Dayılar” statüsüyle özerk yönetilen Cezayir, 1830 yılında Fransa ordusu tarafından haksızca işgal edildi.
- Fransızlar, bölgedeki yeraltı kaynaklarını sömürebilmek için ülkeye Avrupalı göçmenler yerleştirdi ve yerli Arap-Berberi halk üzerinde askerî, dilsel (Fransızca zorunluluğu) ve dinî (misyonerlik) ağır asimilasyon politikaları dayattı.
- 1931 yılında ulema lideri Abdülhamid Bin Badis öncülüğünde hayata geçirilen Cezayirli Müslüman Alimler Cemiyeti, ulusal direnişin fikri temelini attı. Örgütün ana ilkesi: “Dinimiz İslam, dilimiz Arapça, vatanımız Cezayir” idi.
- Setif Katliamı (5 Mayıs 1945): II. Dünya Savaşı‘nın bitişi sebebiyle yapılan müttefik kutlamalarında, savaşa zorla götürülen Cezayirlilerin anayurtları için kendi milli bayraklarını açıp bağımsızlık sloganı atmaları üzerine Fransız askerleri silahsız sivillerin üzerine tanklar ve savaş uçaklarıyla saldırdı. En az 40 bin Cezayirli sivil katledildi. Bu kanlı olay, sömürgecilik tarihindeki en büyük insanlık suçlarından (soykırım) biri olarak kayıtlara geçti.
- 1954: Dağınık direnişi tek bir askeri-siyasi komuta altında toplamak için Ulusal Kurtuluş Ordusu ve siyasi kanat olan Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLN) kuruldu. Tüm ülkede dağlara çıkan köylülerin de desteğiyle amansız bir gerilla savaşı başlatıldı.
- Cezayir’in haklı davası, Soğuk Savaş döneminde bağlantısız ülkelerin (üçüncü dünya) bir araya geldiği tarihi Bandung Konferansı (1955) ile dünya kamuoyunun gündemine oturtuldu.
- 1 Kasım 1954‘te fiili çatışmalarla alevlenen büyük kurtuluş savaşı, artan uluslararası tepkiler ve ekonomik maliyetler yüzünden Fransa‘da yönetime geçen general Charles De Gaulle (Dö Gol)‘ün bağımsızlık talebini kabullenmesiyle sona erdi.
- 1962 Evian Antlaşması: Fransa devleti, Cezayir‘in tam bağımsızlığını hukuken tanımak zorunda kaldı ve bugünkü Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti kuruldu.
Güney Afrika ve Apartheid Rejimi
- Güney Afrika‘da siyasi, ekonomik ve askerî gücü elinde bulunduran beyaz göçmen azınlık (Afrikanerler/Boerler), ülkenin demografik asıl sahibi olan yerli siyahi çoğunluğa karşı devlet eliyle kurumsallaştırılmış kanuni ırk ayrımcılığına, yani Apartheid (Ayrı Yaşama) rejimine imza attı.
- Bu sistemde ülkenin tüm yeraltı zenginlikleri (altın, elmas), kaliteli eğitim kurumları ve siyasi oy kullanma hakları sadece beyazlara aitti. Siyahiler ise belirli “Bantustan” adı verilen yoksul bölgelerde yaşamaya mahkum edildi.
- Nelson Mandela: Ülke tarihinin akışını değiştiren ulusal lider. 1942‘de hukuk eğitimini tamamlayarak ülkedeki baskılara karşı duran ilk siyahi avukatlardan biri oldu.
- 1944 yılında beyazların ırkçı politikalarına karşı kurulan yerel örgüt Afrika Millî Kongresi’ne (ANC) dâhil oldu ve zamanla direnişin hem siyasi boyotunun hem de gerektiğinde başvurduğu silahlı eylemlerinin lideri konumuna geldi.
- Siyasi faaliyetleri nedeniyle ömrünün en verimli 27 yılını ağır şartlar altında hapishanede (Robben Adası) geçirmesine karşın davasından asla taviz vermedi. Evrenselleşen mottosu: “Mücadele benim hayatımdır.”
- 1980‘lerin sonunda rejime karşı küresel boykotların ve uluslararası diplomatik yaptırımların dayanılmaz boyuta ulaşması üzerine, 1990 yılında dönemin beyaz kökenli devlet başkanı F.W. De Klerk tarafından hapisten serbest bırakıldı.
- 1994 Seçimleri: Irk ayrımının tamamen kaldırıldığı, siyahi çoğunluğun da ilk kez oy kullandığı tam demokratik seçimleri açık ara kazanarak Güney Afrika’nın ilk siyahi devlet başkanı koltuğuna oturdu (Bu olayla Apartheid rejimi fiilen son buldu).
Orta Doğu’da Baas Rejimleri
İdeolojik Yapı ve Olgunlaşma
- Suriye ve Irak‘ın modern siyasi tarihinde belirleyici olan Arap Baas Sosyalist Partisi (Diriliş Partisi), 1943 yılında Ortodoks Hristiyan kökenli Mişel Eflak ve Sünni Müslüman Salah Bitar isimli aydınlar tarafından kurulmuştur.
- Baas ideolojisi, sınırları çizilmiş dar bölge milliyetçiliği yerine, tüm Arap coğrafyasını kapsayan Arap Milliyetçiliği (Pan-Arabizm) ile laik bir düzlemdeki Sosyalist ekonomi modelini sentezleyen bir düşünce sistemidir.
- Nihai siyasi hedefi: Öncelikle Suriye, Irak, Filistin ve Ürdün‘ü siyaseten birleştirerek “Büyük Suriye”yi yaratmak, son aşamada ise tüm Kuzey Afrika ve Ortadoğu’yu içine alan tek bir süper Arap Devleti kurmaktı.
İktidara Giden Baas (Suriye ve Irak)
- 1958 Birleşik Arap Cumhuriyeti (BAC): Pan-Arap hayalinin ilk pratik ve somut denemesi olarak, Suriye ve Mısır (Cemal Abdülnasır liderliğinde) devlet yapılarını feshederek birleştiler ve bu yeni devleti kurdular. (Ancak Mısır’ın baskın otoritesinden rahatsız olan Suriyeli subayların isyanıyla Suriye 1961‘de birlikten çekilmiş ve devlet dağılmıştır).
- Mısır-Suriye birleşmesinin yarattığı jeopolitik baskıya tepki gösteren dönemin Irak ve Ürdün krallıkları ise kendi aralarında Arap Federal Birliği‘ni ilan etmişlerdir.
- Baasçı askerler ve siviller Irak‘ta 1963 yılında kısa süreliğine iktidarı ele geçirseler de asıl kalıcı yönetimlerini 1968 yılında yaptıkları başarılı darbeyle inşa ettiler. Bu iktidar Irak’ta tam 35 yıl sürdü. Rejimin mutlak kontrolü 1979 yılında devlet başkanı olan Saddam Hüseyin‘in eline geçti. Saddam, acımasız bir istihbarat ve korku ağı kurarak ülkedeki Şii çoğunluğu ve Kürt nüfusu sert bir asimilasyon/baskı altında ezdi.
- Suriye‘de ise parti içi çekişmelerin ardından 1970 yılında kendi yoldaşlarına karşı gerçekleştirdiği kansız askerî darbe (“Düzeltici Hareket”) ile Savunma Bakanı Hafız Esad iktidara el koydu. 1971‘de yapılan göstermelik referandumla da ülkenin ilk Nusayri (Arap Alevisi) kökenli devlet başkanı sıfatını aldı.
- 1982 Hama Katliamı: Laik Baas diktatörlüğüne ve Hafız Esad‘ın totaliter yönetimine karşı silahlı isyan başlatan Sünni omurgalı Müslüman Kardeşler (İhvan) örgütünün Hama şehrindeki ayaklanması, Suriye ordusu tarafından şehrin ağır silahlarla bombalanması sonucu on binlerce sivilin ölümüyle çok kanlı bir şekilde ezildi.
- Ortak Özellikleri: Başlangıçta sosyalist ve eşitlikçi bir söylemle yola çıkan hem Suriye hem de Irak‘taki Baas yönetimleri, iktidara geldikten bir süre sonra devlet kurumlarını kendi azınlık mezheplerine (Suriye’de Nusayriler, Irak’ta Sünniler) ve kendi ailelerine tahsis eden, hiçbir sivil muhalefete yaşam hakkı tanımayan tek partili sivil/askeri diktatörlüklere evrilmiştir.
- Soğuk Savaş Konumları: Jeopolitik kamplaşmada Suriye diktatörü Hafız Esad, ülkesini siyasi ve askerî olarak Doğu Bloku’nun patronu SSCB‘ye entegre ederken; Irak diktatörü Saddam Hüseyin, İran’a karşı yürüttüğü savaşta 1991 yılındaki I. Körfez Savaşı’na dek ABD ve Avrupa (Batı Bloku) tarafından silahlandırılan ve desteklenen stratejik bir figür olarak öne çıkmıştır.
Atatürk Önderliğindeki Türk Millî Mücadelesi’nin Bağımsızlık Mücadelesi Veren Milletlere Etkisi
- Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk‘ün dehası ve liderliğinde, parçalanmış Anadolu topraklarında Batılı emperyalist işgal ordularına karşı kazanılan benzersiz İstiklal Savaşı, dünya genelinde esaret altında yaşayan tüm sömürge toplumları için bir “cesaret ve uyanış meşalesi” görevi görmüştür.
- Sadece cephede kazanılan askerî zaferle yetinilmeyip; ardından siyasi (Cumhuriyet), kültürel (Harf İnkılabı) ve ekonomik sahalarda hızla atılan yapısal modernleşme adımları (Atatürk İnkılapları), bağımsızlığını kazanıp devletleşmek isteyen mazlum milletlere vizyoner bir kalkınma modeli sunmuştur.
- Bilhassa İslam coğrafyası ve Kuzey Afrika bölgelerinde (Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır, Suriye, Irak ve işgal altındaki Hindistan Müslümanları), dönemin en güçlü emperyalist Batılı devletlerine karşı Kurtuluş Savaşı’nın Türkler tarafından kazanılması olağanüstü bir psikolojik motivasyon kaynağı yaratmıştır.
- Atatürk, sömürülen mazlum milletlere sadece cephede düşmanla “nasıl çarpışılacağı” hususunda değil, asıl savaş bittikten sonra tam bağımsız, laik ve çağdaş kurumların sıfırdan “nasıl inşa edileceği” hususunda da kalıcı ve evrensel bir devlet adamlığı liderliği sergilemiştir.
Sömürgeciliğin Afrika’daki Siyasi ve Ekonomik Etkileri
- Bugün Afrika kıtasında ardı arkası kesilmeyen iç savaşların, yoksulluğun ve kronik insani krizlerin en büyük tarihi sebebi Avrupa’nın bıraktığı sömürgecilik mirasıdır.
- Kıtadaki modern ülkelerin siyasi sınırları, o coğrafyanın yüzlerce yıllık doğal, etnik, kültürel ve dinî dengeleri hiçbir şekilde dikkate alınmadan; sömürgeci Avrupalı bürokratlar tarafından masa başında tamamen ekonomik çıkarlara göre cetvelle çizilmiş yapay sınırlardır (Haritada düz hatlar şeklinde görünmesinin sebebi budur).
- Dayatılan bu suni sınırlar, birbirine tarihsel olarak husumet besleyen etnik kabileleri veya farklı dinî inanç gruplarını aynı devlet sınırları içine zorla sıkıştırarak kanlı ve bitmeyen iç savaşların fitilini ateşlemiştir (Örn: Ruanda soykırımı).
- Sözde bağımsızlıklarını kazandıktan sonra iktidara gelen yerli siyasi kadrolar, Avrupalıların kurduğu yozlaşmış idari mekanizmaları ve rant odaklı hukuki yapıları tasfiye etmemiş; umutla kurulan zayıf demokrasiler çok kısa sürede askerî cunta yönetimlerine ve diktatörlüklere dönüşmüştür.
- Afrika‘nın yakın siyasi tarihi maalesef; önlenemeyen askerî darbeler zinciri, ülke kaynaklarını hortumlayan ağır yolsuzluk skandalları ve halkı ezen otoriter şiddet sarmalıyla yazılmıştır.
- Bağımsızlık Kronolojisinden Önemli Sınav Örnekleri:
- 1951: Libya (Avrupa’nın zayıf karnı olan İtalya‘dan bağımsızlığını kazandı).
- 1956: Tunus ve Fas (Diplomatik mücadeleyle Fransa‘dan bağımsızlıklarını aldılar).
- 1957: Gana (İngiltere‘den ayrıldı. Sınavlarda sıkça sorulur: Büyük Sahra Çölü’nün güneyinde kalan ve Sahraaltı Afrika olarak bilinen bölgede bağımsızlığını kazanan ilk devlettir).
- 1965: Rodezya/Zimbabve (Uzun bir mücadelenin ardından İngiltere‘den koptu).
- 1975: Portekiz‘in kıtadaki sömürgelerinden (Angola, Mozambik) uzun kanlı savaşlar sonrası çekilmek zorunda kalması.
- 1994: Güney Afrika Cumhuriyeti‘nde kurumsallaşmış ırkçı Apartheid rejiminin resmi olarak lağvedilmesi.
SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİ’NDE DÜNYADA MEYDANA GELEN EKONOMİK, SOSYOKÜLTÜREL VE BİLİMSEL GELİŞMELER
İş Hayatında Kadınlar
- Sanayi Devrimi Etkisi: Tarihsel süreçte kadınlar, kitleler halinde ve bir ücret/maaş mukabilinde ev dışı iş hayatına ilk defa Sanayi Devrimi ile beraber fabrikalarda çalışarak girmiştir. Bu değişimi tetikleyen temel faktör, artan yaşam maliyetleri ve ekonomik gereksinimlerdir.
- I. Dünya Savaşı: Ülkelerdeki milyonlarca genç erkeğin zorunlu askerlik ile cephelere sürülmesiyle sanayide oluşan devasa iş gücü açığı, devletlerin teşvikiyle kadınlar tarafından doldurulmuş ve kadınların iş gücüne katılım oranı katlanarak artmıştır.
- II. Dünya Savaşı: Silah ve mühimmat üretiminde kadının yeri daha da hayati bir konuma yükselmiş; “Çalışan Kadın” figürü devlet propagandalarıyla (Örn: Rosie the Riveter) yüceltilmiştir.
- 1960’lı Yıllar ve Değişim: Savaş sonrası refah artışı ile toplumsal düşünce yapısında radikal kırılmalar yaşanmış, kadının toplumdaki eşit rolünü savunan güçlü kadın hakları hareketleri (feminizm) siyasette söz sahibi olmaya başlamıştır.
- Hak Mücadelesi: Üniversite eğitimine erişimi artan kadın kitleleri; siyasi partilerde ve işçi sendikalarında aktif görevler üstlenerek istihdamda, ücretlerde ve sosyal yaşamda cinsiyete dayalı her türlü ayrımcı politikaya karşı sert bir mücadele başlatmışlardır.
ABD Ekonomik Politikalarının Para Piyasalarına Etkileri
- Avrupa’nın Çöküşü, ABD’nin Yükselişi: 1945 sonrasında kıta Avrupası‘nın devasa sanayi altyapısı bombalanarak yerle bir olmuştu. Savaş riskinden kaçan küresel sermaye, yaklaşık 15 yıl boyunca istikrarlı bir şekilde ABD‘ye aktı ve dünya kapitalizminin kalbi İngiltere’den (Londra), ABD’ye (New York / Wall Street) taşındı.
- ABD’nin Zenginleşmesi: Savaş sanayisindeki muazzam üretim, teknolojik patentler ve bilimsel beyin göçü sayesinde ABD dünya ekonomisinin tartışmasız tek egemeni haline geldi.
- Bretton Woods Sistemi (1944): Savaş henüz bitmeden ABD ve İngiltere‘nin öncülüğünde toplanan konferansta, savaş sonrası yeni dünya ticaretinin kurallarını belirleyen uluslararası para/kur sistemi kuruldu.
- Kurulan Kurumsal Yapılar: Kurulan bu yeni ekonomik düzene bekçilik etmesi ve devletlere kredi sağlaması için merkezi ABD‘nin başkenti Washington olan iki büyük kuruluş: Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası faaliyete geçirildi.
- Doların Hâkimiyeti: Bu yeni kur sisteminin en kritik kuralı şuydu: Sadece ABD Doları fiziksel altına endekslenecek (sabitlenecek), dünyadaki diğer tüm para birimleri ise değerini dolara göre belirleyecekti. Bu sistem ABD dolarını küresel ticaretin ve rezervlerin tartışmasız “tek para birimi” yaptı.
- Avrupa’nın Kayıpları: Uzun süren II. Dünya Savaşı boyunca Avrupa ülkelerinin reel üretim kapasitesi çökmüş, milli sermayeleri buharlaşmış ve ülkelerin Merkez Bankalarındaki fiziki altın stokları silah alımı için tamamen tükenmişti.
Kentleşmenin Ortaya Çıkardığı Sorunlar
- Nüfus Patlaması (Baby Boom): Soğuk Savaş yıllarının en çarpıcı sosyolojik olayı, savaş sonrası artan güven ortamı ve refahla birlikte dünya çapında (özellikle ABD’de) doğum oranlarında yaşanan devasa artıştır.
- Sağlık ve Yaşam Süresi: Penisilin gibi antibiyotiklerin yaygınlaşması, salgın hastalıkların aşılarla önlenmesi ve halk sağlığı hizmetlerinin tabana yayılması insan ömrü ortalamasını (beklenen yaşam süresini) rekor seviyede yükseltti.
- Bilgi ve Enformasyon Çağı: Sanayi üretiminden çok; ekonomi, sivil havacılık, telekomünikasyon (televizyon/telefon) ve uydu teknolojilerindeki devrimlerle yeni bir çağa geçiş yapıldı; ticaretin sınır tanımadığı küreselleşme (globalleşme) dönemi başladı.
- Banliyölerin (Yörekent) Doğuşu: Özellikle Batı metropollerinde yoğun iç göçle artan nüfus; suç oranlarını ve trafik gibi altyapı sorunlarını tetikleyince, alım gücü yüksek orta-üst sınıflar şehir merkezlerinden kaçarak merkezin etrafında bahçeli/müstakil evlerden oluşan sakin banliyö yerleşimlerini kurdu.
- Otomobilin Etkisi: Savaş sonrası Fordizm üretim modeliyle ucuzlayıp her eve giren otomobiller, insanların şehir dışındaki banliyölerden merkezdeki işlerine her gün gidip gelmesini (commuting) sağladı, devasa otoyol ağlarına sahip yeni nesil Amerikan metropollerini ve “Arabaya Dayalı Yaşam” kültürünü yarattı.
- Sosyal Değişim: Yatay mimariye dayalı Amerikan kentleşmesi, büyük aile yapılarını parçalayarak çekirdek aileyi öne çıkardı ve geleneksel yüz yüze komşuluk ilişkilerini zayıflatarak bireyselleşmeyi hızlandırdı.
Sanatın Kitleler Üzerindeki Etkisi
Müzik
- Genç Nüfus ve Sorgulama: 1960‘lı yıllara gelindiğinde ABD nüfusunun yarısından fazlası 25 yaşın altındaki gençlerden oluşuyordu. Büyük Buhran veya savaş görmemiş, ekonomik refah içinde büyüyen ancak nükleer savaş tehdidiyle yaşayan bu apolitik gençlik, ebeveynlerinin inşa ettiği materyalist dünyayı sorgulamaya başladı.
- Beatniks (Bitniks/Kuşağı) Akımı: Klasik Amerikan banliyö aile hayatının kurallarını reddeden, tüketim çılgınlığına başkaldıran ilk muhalif entelektüel gençlik grubudur. Eğlence anlayışlarında Siyahilerin “Rhythm and Blues” müziğinden ilham alarak isyankar Rock and Roll (Rakınrol) akımının temellerini attılar.
- Elvis Presley (1956-1958): Rock and Roll’un tartışmasız kralı. Sıradışı sahne şovları ve vokaliyle milyonlarca genç tarafından idol haline getirilirken, dönemin muhafazakar kesimlerince “Amerikan gençliğinin ahlakını bozmakla” ağır şekilde itham edildi.
- Hippi Hareketi (1963): Beatniks kuşağının mirası üzerine kurulan daha kitlesel bir harekettir. Katı kurallara, militarizme (Vietnam Savaşı’na) ve şiddete karşı “Barış ve Aşk” (Make love, not war) felsefesini savunan bu grup, alternatif rock müziği ideolojilerini yayan en güçlü propaganda aracı olarak kullandı (Örn: Woodstock Festivali).
Sinema
- Toplumsal Çalkantıların Etkisi: 1960‘lı yıllarda ABD‘nin Vietnam Savaşı‘nda saplandığı bataklık, siyahi liderlerin (Martin Luther King, Malcolm X) önderliğindeki eşit sivil haklar mücadelesi, hız kazanan feminist eylemler ve yükselen sol-öğrenci hareketleri Hollywood sinemasının senaryolarını doğrudan etkiledi.
- Muhalif (Yeni Hollywood) Sinema: Devleti yücelten klasik Amerikan ideolojisine sırt çeviren, otoriteyi ve toplumsal çürümüşlüğü eleştiren yeni bir sinema dili yaratıldı.
- Arthur Penn: “Küçük Dev Adam” (Kızılderililere yapılan soykırımı eleştiren revizyonist western).
- Robert Altman: “Cephede Eğlence” (MAS*H – Militarizmi hicveden savaş karşıtı kült film) ve “Mc Cabe and Mrs. Miller”.
- Mike Nichols: “Aşk Mevsimi” (The Graduate).
- Muhafazakâr Tepki (1971 Sonrası): Geleneksel Amerikan aile değerlerinin aşındığını düşünen ve toplumsal düzeni sinema perdesinde yeniden tesis etmek isteyen sisteme bağlı muhafazakâr yönetmenler ve stüdyolar, kahraman polisi/askeri öven filmlerle devreye girdi.
Resim
- Sanatın Yeni Başkenti: Yüzyıllardır dünya sanatının kalbi olan Paris, II. Dünya Savaşı‘nın yıkımıyla bu unvanını ekonomik gücün zirvesindeki New York şehrine devretti.
- Göç Eden Sanatçılar: Avrupa’daki faşist baskıdan ve savaştan kaçan Chagall, Ernst, Lipehitz, Masson gibi dünya çapında modern sanatçıların Amerika’ya sığınması bu değişimi hızlandırdı.
- Pop Art (Pop Sanatı – 1955-1965): Amerikan tüketim çılgınlığını, süpermarket ürünlerini (çorba konserveleri), reklam panolarını ve çizgi roman figürlerini sanat eserine dönüştüren ironik akımdır. Zirvedeki temsilcileri: Roy Lichtenstein, Andy Warhol, Claes Oldenburg.
- Op-Art (Optik Sanat) ve Kinetik (Sinetik) Sanat: 1960‘ların ortasında yükselen; seyircinin göz yanılmalarını (illüzyon), geometrik desenlerin hareket ediyormuş gibi görünmesini temel alan soyut görsel sanat akımlarıdır.
Soğuk Savaş Dönemi’nde Spor Organizasyonları
- Süper Güçlerin Rekabeti: ABD ve SSCB arasındaki askeri nükleer dehşet dengesinin yarattığı gerginlikler (Küba Füze Krizi, Berlin Buhranı), dünya spor sahalarına da aynen sıçradı. Spor müsabakaları, sıcak çatışmaya giremeyen iki kutup arasında adeta “silahsız bir savaş meydanı” ve ideolojik bir üstünlük propaganda aracı haline geldi.
- Sistemin Başarısı: Uluslararası turnuvalarda ve Olimpiyatlarda kazanılan altın madalyalar; ülkelerin sadece sportif başarısı değil, o ülkenin benimsediği “kapitalist veya komünist sistemin doğadan gelen üstünlüğü” olarak pazarlandı ve sporcular doğrudan devlet bütçesiyle asker gibi yetiştirildi (Örn: Doğu Bloku ülkelerinin devlet destekli doping programları).
- Yeni Organizasyonlar:
- 1951: Sadece Akdeniz’e kıyısı olan komşu ülkeler arasında dayanışmayı artırmak için Akdeniz Olimpiyatları başlatıldı.
- 1955-1956: Avrupa futbolunu tek çatıda toplayan Avrupa Futbol Şampiyon Kulüpler Kupası (UEFA) turnuvaları resmen start aldı.
- Olimpiyat Felsefesi ve Siyaset:
- 1948 Londra Olimpiyatları: Savaşın yıkımından sorumlu tutulan ve “savaş suçlusu” kabul edilen Almanya ile Japonya oyunlara alınmayarak boykot edildi.
- 1952 Helsinki Olimpiyatları: Gerginliğe rağmen dünya barışına katkı sunmak umuduyla SSCB, tarihinde ilk kez olimpiyat oyunlarına resmi olarak davet edildi. Ancak iyi niyetli bu girişim zamanla olimpiyatların açıkça Soğuk Savaş diplomasisinin bir aracı olmasına engel olamadı.
Soğuk Savaş Dönemi’ndeki Bilimsel Gelişmeler
Nükleer Enerji
- Silah Yarışından Sivil Kullanıma: Başlangıçta sadece ABD ve SSCB arasında dünyayı yok edebilecek nükleer bombalar üretmek üzere askerî alanda başlayan yarış, zamanla bu devasa enerjinin ucuz elektrik üretimi için “sivil/barışçıl” alanda kullanımına (nükleer reaktörler) evrildi.
- 1973 Petrol Krizi: Arap devletlerinin Batı’ya uyguladığı petrol ambargosuyla enerji fiyatlarının uçması, Batılı sanayi devletlerinin (başta Fransa, Belçika, İsviçre, Almanya) nükleer enerji santrallerine olan yönelimini zorunlu kıldı ve hızlandırdı.
- İlk Sivil Nükleer Santraller:
- Ekim 1956 (İngiltere): Dünyanın elektrik şebekesine bağlanan ilk büyük ölçekli ticari nükleer santrali olan Calder Hall açıldı.
- 1956 (Fransa): Bagnols-sur-Ceze reaktörü faaliyete geçti.
- 1962 (Almanya): Kahl santrali açıldı (Almanlar süreci yönetmek için 1956‘da Atom Enerjisi Bakanlığı’nı zaten kurmuştu).
Uzay Yarışı
- Hedefler: Askeri teknoloji gövde gösterisinin yanı sıra; 1) Evreni bilimsel olarak keşfetmek, 2) Yörüngeye yerleştirilen uydular sayesinde dünyayı istihbari olarak gözlemlemek, iletişim (TV/Radyo) ve gelişmiş meteoroloji ağı kurmak.
- SSCB’nin İlkleri (Büyük Psikolojik Üstünlük):
- 1957: Ruslar, dünyanın ilk yapay uydusu olan Sputnik’i (Yoldaş) uzay yörüngesine fırlatarak uzay çağını başlattı. Bu olay ABD’de büyük bir panik ve teknolojik geri kalmışlık korkusu yarattı. (Önemli Not: SSCB aynı yıl Sputnik 2 ile “Laika” adındaki köpeği de uzaya göndererek ilk canlı fırlatımını gerçekleştirdi).
- 1961: Sovyet kozmonot Yuri Gagarin, Vostok 1 isimli uzay kapsülüyle dünya yörüngesine çıkarak uzaya giden ilk insan unvanını kazandı. (Önemli Ek Bilgi: 1963 yılında yine Sovyet kozmonot Valentina Tereshkova, uzaya çıkan ilk kadın oldu).
- ABD’nin Hamleleri (Yarışı Kazandıran Adımlar):
- Ekim 1958: Sovyetlerin Sputnik hamlesine karşılık, uzay araştırmalarını tek merkezden ve devasa bir bütçeyle yürütmek için NASA (Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi) kuruldu.
- 1969: Apollo 11 göreviyle Amerikalı astronot Neil Armstrong, Ay’ın yüzeyine inerek tarihe geçti. Söylediği “Benim için küçük, insanlık için dev bir adım…” sözü tarihe kazındı. Ay’a inilmesiyle uzay yarışında ABD kesin zaferini ilan etmiş oldu.
DNA
- Moleküler Biyolojide Devrim: Bilim insanları James Dewey Watson ve Francis Crick, biyolojinin en büyük sırrı olan genetik şifremiz DNA’nın ikili sarmal yapısını 1953 yılında keşfederek tıp dünyasında çığır açtılar ve bu emsalsiz başarılarıyla 1962‘de Nobel Ödülü‘ne layık görüldüler.
- 1973 Gelişmeleri: Laboratuvar ortamında DNA’nın kimyasal dizilimi tamamen çözümlendi. Bu sayede günümüzdeki modern biyoteknoloji endüstrisi doğdu; genetik hastalıkların tedavisinde ve tarımda yüksek verimli tohum üretiminde (GDO vb.) devasa sıçramalar yaşandı.
SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİ’NDE TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA MEYDANA GELEN GELİŞMELER
- 1930’lu Yıllar (Atatürk Dönemi): Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” vizyonu merkeze alınarak Batılı devletlerle kalan tüm diplomatik krizler (Lozan’dan kalan sorunlar) masada çözüldü; tüm enerji ülkenin iç modernleşmesine, sanayileşmeye ve eğitime harcandı.
- Tehdit Algısının Değişmesi: 1933‘ten sonra kıta Avrupasında dengeler bozuldu. Hitler liderliğindeki Almanya ve emperyalist Japonya uluslararası barış örgütü Milletler Cemiyeti‘nden ayrılarak saldırgan bir tutum sergiledi. Akdeniz’de imparatorluk hayali kuran İtalya‘nın da (Mussolini) bu Mihver eksenine katılmasıyla, Türkiye‘nin Cumhuriyetin ilk yıllarında İngiltere’ye duyduğu güvenlik endişesi, yerini doğrudan İtalya ve Almanya tehlikesine bıraktı.
- Alınan Güvenlik Önlemleri (Bölgesel İttifaklar):
- 1934: Batı sınırını İtalya/Almanya tehlikesine karşı güvenceye almak için Balkan Antantı (Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya).
- 1936: Boğazların askerden arındırılmış statüsünü bitiren, askeri ve siyasi tam egemenliği Türkiye’ye veren tarihi Montreux (Montrö) Boğazlar Sözleşmesi.
- 1937: İtalya’nın Ortadoğu’ya inme ihtimaline karşı doğu/güney sınırını güvenceye alan Sadabat Paktı (Türkiye, İran, Irak, Afganistan).
- SSCB Tehdidi: II. Dünya Savaşı‘nın sonlarına doğru galip taraf olan komşu SSCB, Türkiye’den resmen Doğu Anadolu‘dan (Kars, Ardahan, Artvin) toprak ve İstanbul/Çanakkale Boğazları‘nda ortak askeri üs (savunma hakkı) talep etti. Türk hükûmeti bu cüretkar egemenlik ihlali isteklerine tavizsiz ve sert bir şekilde direnerek reddetti.
- ABD Desteği: Tarihsel yalnızlık içindeki Türkiye, Sovyet işgali tehdidine karşı çareyi Batı blokuyla bütünleşmekte buldu. ABD, Truman Doktrini ve Marshall Planı aracılığıyla sağladığı maddi ve askeri hibe ile Türkiye’yi kanatları altına aldı.
Truman Doktrini ve Türkiye-ABD Yakınlaşması
- Tarihsel Arka Plan: Osmanlı dönemi olan 1830‘da başlayan ABD-Türk ticari ilişkileri, Cumhuriyetin ilanıyla 1927‘de Ankara’da büyükelçiliğin açılmasıyla diplomatik düzleme taşındı. II. Dünya Savaşı içindeki 1941 Ödünç Verme ve Kiralama Kanunu (Lend-Lease) kapsamındaki ufak çaplı desteklerle ilişkiler ivme kazandı.
- Truman Doktrini: Dönemin Amerikan Başkanı Harry Truman’ın, “Komünizm tehdidi altındaki hür devletlere silah ve para yardımı yapılmasını” öngören doktrini ABD Kongresi‘nde onaylanarak Mayıs 1947‘de yasalaştı.
- Yardım Antlaşması: Bu tarihi belge 12 Temmuz 1947‘de Türkiye ile imzalandı. Bu imza sadece askeri değil; Türkiye’nin ekonomi modelini (devletçilikten liberalizme), kültür-sanat akımlarını, çok partili iç siyaset dinamiklerini ve toplumun genel yaşantısını Amerikan tarzına (Amerikan rüyası) doğru dönüştüren bir dönüm noktası oldu.
İç Tehdit Algılamalarındaki Değişimler
- Demokratikleşme: İkinci Dünya Savaşı sonrasında BM ve Batı kurumlarına entegre olmak isteyen Türkiye’de tek parti rejimi yumuşadı; siyasi muhalefet bir “rejim düşmanı” olarak görülmekten çıkarıldı. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, çok partili sisteme geçişi destekleyen demeçleriyle süreci bizzat başlattı.
- Hasan Saka Hükûmeti (1947): CHP içinde ekonomide devletçilikten uzaklaşan, Batı normlarına uygun liberal bir hükûmet kabinesi kuruldu.
- Yeni İç Tehdit “Komünizm”: Cumhuriyetin ilk çeyrek asrında devletin temel iç güvenlik meselesi olan “İrtica” (gericilik) söylemi yerini tamamen “Komünizm tehlikesine” bıraktı. Hem iktidardaki CHP hem de yeni kurulan DP, Soğuk Savaş psikolojisiyle birbirlerini “komünizm ajanlarına karşı yeterince sert tedbir almamakla” suçlayan bir iç siyaset dili geliştirdiler.
- Dinî Hassasiyetler: Tek parti döneminin laiklik uygulamaları esnetildi; daha önce gericilik endişesiyle kısıtlanan dinî ritüeller ve din eğitimi, toplumsal yaşama (ve oy kaygısıyla siyasete) hızla geri döndürüldü (İmam Hatip kurslarının açılması gibi).
Dış Tehdit Algılamalarındaki Değişimler
- Batı Bloku Tercihi: Türkiye, toprak bütünlüğünü açıkça tehdit eden SSCB emperyalizmi karşısında hayatta kalabilmek için tereddütsüz bir biçimde ABD‘nin liderliğindeki Batı Bloku‘na demir attı. Türk hariciyesinin yörüngesi tamamen Washington‘a sabitlendi.
- Ekonomik Yönelim: Dış ticaretteki devletçi ve korumacı yapı kırılarak ithalatın rotası komşu coğrafyalardan ve savaş yorgunu Avrupa’dan koparılıp ABD‘ye bağlandı. Türkiye, 1947-1951 yılları gibi kısa bir sürede ordusunu modernize etmek ve tarımı makineleştirmek için yaklaşık 400 milyon dolarlık ABD fonu kullandı.
Kore Savaşı ve Türk Dış Politikası
- Kore’nin Bölünmesi: II. Dünya Savaşı sonundaki Yalta ve Potsdam konferanslarında Japonya’dan kurtarılan Kore yarımadasının kaderi masaya yatırıldı ve harita üzerinde 38. enlem iki taraf arasında sınır çizgisi kabul edildi.
- Güney bölgesinde ABD‘nin kurduğu kapitalist Güney Kore Cumhuriyeti (10 Mayıs 1948).
- Kuzey bölgesinde SSCB‘nin silahlandırdığı komünist Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti kuruldu.
- Savaşın Başlaması: 25 Haziran 1950 tarihinde Kuzey Kore orduları sınırı geçerek Güney Kore‘yi işgal etmeye başladı. Durumu kendi küresel prestijine saldırı sayan ABD, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nden çıkardığı kararla (SSCB’nin toplantıyı boykot etmesinden faydalanarak) uluslararası bir koalisyon gücüyle savaşa fiilen müdahil oldu.
- Türkiye’nin Savaşa Katılması: (Sınav Notu: Bu dönemde iktidarda Adnan Menderes başbakanlığındaki Demokrat Parti (DP) bulunmaktadır). Hükûmet, meclis kararı olmaksızın BM çağrısına uyarak Kore’ye Tuğgeneral Tahsin Yazıcı komutasında tam teçhizatlı bir tugay asker gönderdi. Özellikle destansı Kunuri Muharebeleri‘nde Amerikan birliklerini imha olmaktan kurtaran Türk askerinin gösterdiği insanüstü direniş, savaşın gidişatını Batı lehine etkiledi.
- Savaşın Sonu: 1953 yılında Sovyet lider Stalin‘in ölmesiyle Moskova’nın uzlaşmaz tavrı yumuşadı ve aynı yıl imzalanan Panmunjom (Panmınyom) Mütarekesi ile savaş kalıcı bir barış antlaşması olmaksızın (ateşkes durumuyla) günümüze kadar sürecek şekilde durduruldu.
- Türkiye’nin Savaşa Asker Gönderme Nedenleri (Çok Önemli):
- Batı’dan akan Truman ve Marshall ekonomik yardımlarının kesilmesini engellemek ve ABD ile diplomatik bağları tahkim etmek.
- Sürecin mimarlarından ABD Senatörü Cain’in Türkiye’den somut fedakarlık beklentisi.
- En temel hedef: Kapısında bekletildiği uluslararası güvenlik şemsiyesi olan NATO‘ya tam üye olarak kabul edilmek (Kendisini Batı’ya ispatlamak).
- Gelecekteki muhtemel bir Sovyet saldırısına karşı ABD ile kalıcı bir askeri ittifak belgesi imzalamak.
Türkiye’nin NATO’ya Üye Olması
- SSCB’nin İstekleri: II. Dünya Savaşı bittikten sonra Moskova yönetimi, Türkiye ile 1925’ten beri yürürlükte olan “Saldırmazlık ve Dostluk Antlaşması”nın süresini tek taraflı olarak uzatmadı. Ardından verilen sert bir nota ile Doğu Anadolu sınırlarımızdan kendi lehine toprak değişimi ve Boğazlar rejiminin kaldırılarak Türk boğazlarında Sovyet askeri üssü kurulmasını dayattı.
- Batı’ya Entegrasyon: Bu ağır şantaj karşısında Türkiye, askeri yardımlarla kısmen girdiğini düşündüğü Batı kampında kalıcı, hukuki ve eşit bir müttefik olmak için tüm diplomatik yolları denedi. İlk adım olarak sivil alandaki Avrupa Konseyi‘ne kurucu üyelerden hemen sonra kabul edildi (1949).
- NATO Üyeliği: Kore’de dökülen Türk kanının Batı kamuoyundaki müthiş etkisi ve jeopolitik zorunluluklar neticesinde, 18-19 Şubat 1952 tarihinde (TBMM’nin oybirliğiyle) Türkiye, Yunanistan ile birlikte dünyanın en büyük askeri paktı olan NATO‘ya (Kuzey Atlantik İttifakı) resmen tam üye olarak kabul edildi. SSCB, burnunun dibine Amerikan nükleer füzelerinin yerleşmesine yol açacak bu durumu savaş tehditleriyle protesto etse de Türkiye egemenlik haklarından geri adım atmadı.
NATO Üyeliği Sonrası Türk Silahlı Kuvvetlerindeki Değişimler
- Savunma Sanayisinin (Cumhuriyet Dönemi) Durumu: Atatürk döneminde savunmada dışa bağımlılığı bitirmek için Şakir Zümre (ilk yerli mühimmat), Vecihi Hürkuş (ilk yerli sivil uçak) ve Nuri Demirağ (ilk milli uçak fabrikası) gibi vizyoner girişimcilerin özel sektör yatırımlarıyla çok ciddi adımlar atılmış, hatta yurt dışına uçak satacak seviyeye gelinmişti.
- ABD Yardımlarının Yıkıcı Etkisi: Türkiye NATO‘ya entegre olup tüm ağır silah, mühimmat ve modernizasyon ihtiyaçlarını doğrudan “hibe/yardım” adı altında ABD depolarından ücretsiz karşılamaya başlayınca; eldeki kısıtlı yerli savunma sanayisi fabrikaları “üretmek dışarıdan almaktan daha pahalıya geliyor” bahanesiyle birer birer kapatıldı veya işlevsiz bırakıldı.
- Kurumların Dönüşümü: Devletten sipariş alamadığı için iflasın eşiğine gelen mevcut köklü askerî üretim tesisleri, 1950 yılında kurulan Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK) çatısı altına alınarak devletleştirildi ve üretim kapasiteleri sivil çelik/eşya üretimine kaydırıldı.
- Çevreleme Politikası: ABD hariciyesinin Soğuk Savaş’taki en temel stratejisi olan “SSCB’yi güneyden paktlarla çevreleyip hapsetme” misyonunun taşeronluğu Türkiye’ye verildi. Türkiye, sınırlarında şu paktların kurulmasına öncülük etti:
- 1953/1954 Balkan Paktı (İttifakı): Balkanlar üzerinden gelebilecek Sovyet tehlikesine karşı Türkiye, Yunanistan ve (SSCB ile ters düşen) Yugoslavya arasında kuruldu.
- 1955 Bağdat Paktı: Ortadoğu coğrafyasında Türkiye, Irak, İngiltere, Pakistan ve İran arasında kuruldu. (Önemli Sınav Notu: Bu pakt Arap dünyasında Türkiye’nin Batı emperyalizminin maşası olduğu algısını yaratarak Araplarla diplomatik ilişkilerimizi on yıllarca bozdu. Üstelik 1959‘da Irak’ta yaşanan darbe sonrası Irak paktı terk edince, merkezin Ankara’ya taşınmasıyla örgütün adı CENTO – Merkezi Antlaşma Teşkilatı olarak değiştirilmiştir).
DEMOKRAT PARTİ DÖNEMİNDE TÜRKİYE’DE MEYDANA GELEN SİYASİ, SOSYOKÜLTÜREL VE EKONOMİK GELİŞMELER
Toprak Reformu ve Demokrat Partinin Kurulma Süreci
- Toprak Reformu Amacı: Ülke nüfusunun ezici çoğunluğunu oluşturan ancak kendi tarlası olmayan yoksul/maraba köylüye, devlet hazinesi ve büyük ağaların arazilerinden toprak dağıtarak tarımsal adaleti sağlamak ve köyden kente göçü durdurmak.
- Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu (ÇTK – 1945): Bu iddialı kanun tasarısı meclis genel kuruluna geldiğinde, kendileri de büyük toprak ağası olan bazı CHP milletvekillerinin fitilini ateşlediği çok şiddetli bir parti içi muhalefet fırtınası koptu.
- Dörtlü Takrir ve Muhalefet (Sınavlarda Mutlaka Sorulur): Meclis tarihinde dönüm noktası olan bu olayda; Adnan Menderes, Celal Bayar, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü (bu dörtlü gruba tarihte Dörtlü Takrir adı verilir) ile toprak sahibi Emin Sazak gibi güçlü isimler, yasa tasarısının özel mülkiyete aykırı olduğunu belirterek CHP liderliğine isyan ettiler.
- Tek Partili Dönemin Sonu: Bu çalkantılı dönemde iş adamı Nuri Demirağ tarafından 18 Temmuz 1945‘te Millî Kalkınma Partisi‘nin resmen kurulmasıyla, Türkiye’de kesintisiz süren çeyrek asırlık Tek Parti (CHP) dönemi fiilen ve hukuken son buldu.
- Demokrat Parti’nin (DP) Kuruluşu: Dörtlü takrir krizi sonrası CHP’den ihraç edilen veya istifa eden, Atatürk’ün son Başbakanı Celal Bayar ve arkadaşları, 7 Ocak 1946 tarihinde Demokrat Partiyi (DP) resmen kurdular.
- Kurucu Kadro: Celal Bayar (Kurucu Genel Başkan), Adnan Menderes, Fuat Köprülü, Refik Koraltan.
- DP’nin Muhalefetteki Etkisiyle Yaşanan Reformlar: DP’nin halkta yarattığı rüzgarı gören iktidardaki CHP, mecburen şu demokratik tavizleri verdi:
- Seçim sistemi modernleştirilerek ilk kez Tek Dereceli Seçim sistemine geçildi (Halk artık aracı seçmenleri değil, vekilleri doğrudan seçecekti).
- Hükûmetlerin eleştirel gazeteleri idari kararla doğrudan kapatma yetkisi iptal edilip yetki bağımsız mahkemelere devredildi.
- Üniversitelere akademik ve idari özerklik tanındı.
- Kırsaldaki oy deposunu DP’ye kaptırmamak için, savaş yıllarında halkı ezen ağır Toprak Mahsulleri Vergisi yürürlükten kaldırıldı.
Türk Demokrasi Tarihinde 1946-1950 Seçimleri
- 1946 Seçimleri: Cumhuriyet tarihinin bu ilk çok partili genel seçiminde meclise sadece iki siyasi parti girebildi (CHP ve muhalefetteki DP). (Önemli Sınav Notu: 1946 seçimleri, demokrasi tarihine “Şaibeli Seçim” olarak geçmiştir. Çünkü oylar halkın önünde açık kullanılmış, ancak oy sayımı gizli odalarda yapılmıştır: Açık Oy, Gizli Tasnif).
- 1948 Seçim Kanunu Değişiklikleri: DP’nin ağır baskıları sonucu seçim kurullarına parti müşahitlerinin alınması ve en önemlisi oyların devlet memurlarından saklanarak gizli kabinlerde verilmesi (gizli oy) kanunla güvence altına alındı. Ancak DP bu ara çözümleri seçimi kazanmak için yetersiz gördü.
- 16 Şubat 1950 Milletvekilleri Seçim Kanunu: Türkiye’de çağdaş demokrasinin temel taşıdır. Seçimlerin hükûmet kontrolünden çıkarılıp tamamen bağımsız yargı (hakim) denetiminde yapılmasına olanak sağlayan ilk kusursuz yasadır. (Önemli Sınav Notu: Bu yasayla “gizli oy, açık tasnif” kuralı yani oyların kabinde gizlice kullanılıp, herkesin gözü önünde sayılarak tutanağa geçirilmesi sistemi kalıcı olarak oturtuldu).
- 14 Mayıs 1950 Seçimleri (“Beyaz İhtilal”): Yeni yasayla yargı gözetiminde, büyük bir demokratik vakarla yapılan seçimlerde sandıktan sivil bir devrim çıktı. Türkiye’yi devletin kuruluşundan beri idare eden 27 yıllık CHP iktidarı sandık yoluyla kansız biçimde devrildi ve Demokrat Parti (DP) ezici bir meclis çoğunluğuyla tek başına iktidar koltuğuna oturdu. (Celal Bayar Cumhurbaşkanı, Adnan Menderes Başbakan oldu).
Demokrat Parti Döneminde Ekonomik ve Sosyokültürel Gelişmeler
- Ekonomi ve Tarım: Katı devletçi model terk edilerek devlet destekli serbest piyasa (liberal) politikaları denendi. Demiryolu rafa kaldırılarak tamamen Amerikan tarzı kara yolu taşımacılığına büyük bütçeler ayrıldı (Böylece ücra köylünün ürününü şehir pazarına ulaştırması sağlandı). ABD hibesi olan traktör sayısındaki rekor artışla tarımsal üretim patlaması yaşandı, ülkenin boşa akan akarsuları üzerine devasa barajlar yapılarak sulama/elektrik üretimine geçildi.
- Sanayi Kuruluşları: Liberal söylemlere rağmen devlet yeni sanayi yatırımları yapmaya devam etti. Dönemin kritik tesisleri: Makina Kimya Endüstrisi (MKEK), Denizcilik Bankası, Et ve Balık Kurumu, Türkiye Çimento Sanayii, Azot Sanayii, Türkiye Petrolleri (TPAO), Turizm Bankası, Erdemir (Ereğli Demir Çelik Fabrikaları).
- Eğitim ve Din Politikaları:
- Okullardaki müfredata din dersleri ilkokuldan itibaren zorunlu ders olarak eklendi, Diyanet’e din adamı yetiştirmek için yeni İmam-Hatip okulları açıldı.
- Atatürk döneminin kırsal kalkınma modeli olan Köy Enstitüleri‘nin eğitim felsefesi değiştirilerek kapatıldı ve klasik İlk Öğretmen Okulları ile birleştirildi.
- DP’nin ilk icraatı olarak, 18 yıldır Türkçe okunan ezanın tekrar orijinal dili olan Arapça okunmasına getirilen yasal yasak kaldırıldı.
- Sanat ve Kültür:
- Tarımdaki makineleşmenin (traktör) köylüyü işsiz bırakıp şehre sürmesiyle yaşanan “Köyden kente devasa göç”, varoş/gecekondu kültürünü yaratmış ve bu kültürel sıkışma ilerideki yıllarda patlayacak olan Arabesk müziğin sosyolojik zeminini döşemiştir.
- Klasik Türk Müziği sahnesinde efsanevi Münir Nurettin Selçuk döneme damgasını vurdu.
- Türk sinema tarihinin ilk renkli filmi olan “Halıcı Kız” (Yönetmen: Muhsin Ertuğrul) çekilerek gösterime girdi.
- Edebiyatta Anadolu köylüsünün sorunlarını anlatan Köy Edebiyatı akımı patladı; döneme “Üç Kemaller” olarak bilinen Orhan Kemal, Yaşar Kemal ve Kemal Tahir yön verdi.
- Yeni İslamcı Düşünce Akımı: Üstü kapalı dinî motifleri edebiyatla harmanlayan Necip Fazıl Kısakürek, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Rasim Özdenören gibi entelektüeller dönemin muhafazakar gençliğinin düşünce mimarları oldular.
- Spor: Ata sporu güreş ve futbola olan kitle ilgisi zirve yaptı. Türk Millî Futbol Takımı, tarihinde ilk kez 1954 Dünya Kupası‘na katılma başarısı gösterdi ve 1956 yılında dönemin efsanevi takımı Macaristan’ı efsanevi bir maçla 3-1 mağlup etti.
Gümüş Motor
- Kuruluşu: 1956 yılında, akademik kariyerini Almanya’da tamamlamış genç bir mühendis olan Necmettin Erbakan‘ın öncülüğünde (ve 300’e yakın yerli ortakla), Türkiye’nin tamamen yüzde yüz yerli üretim ilk motor fabrikasının temelleri atıldı ve 20 Mart 1960‘ta fabrikanın açılışı yapıldı.
- Üretim: Fabrika, tarımda ihtiyaç duyulan 9, 15 ve 30 beygir gücündeki su pompası ve traktör dizel motorlarını seri olarak başarıyla üretmeye başladı.
- Engellemeler: Bu milli hamle, dışarıdan motor ithal ederek rant sağlayan komisyoncu çevrelerin ve Türkiye’de bağımsız ağır sanayi kurulmasını kendi çıkarlarına aykırı bulan uluslararası çevrelerin büyük ekonomik saldırılarına uğradı. Kredi karteli uygulanarak bankalara borçlandırılan fabrikanın hisseleri mecburen Şeker Şirketi’ne devredildi. Kurucu Necmettin Erbakan yönetimden uzaklaştırıldı ve fabrikanın orijinal “Gümüş Motor” olan adı vizyonsuzlaştırılarak Pancar Motor olarak değiştirildi.
27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi
- DP Dönemi: 1950, 1954 ve 1957 genel seçimlerinde sandıktan üst üste zaferle çıkan DP, yüksek ekonomik büyümenin de etkisiyle 1955‘e kadar altın çağını yaşadı. Ancak bu tarihten sonra ekonomik darboğazın başlamasıyla iktidar sivil ve basın muhalefetine karşı giderek tahammülsüzleşti ve siyasi kutuplaşma tehlikeli boyutlara ulaştı.
- Gerginliği Artıran Olaylar:
- 1954: Muhalefetteki Millet Partisi, “dinî inançları siyasi çıkarlara alet ettiği” gerekçesiyle mahkeme kararıyla kapatıldı.
- 1958: Komşu Irak‘ta krallığı deviren kanlı askeri darbenin Türkiye’ye sıçrama endişesi, DP’yi basına ve orduya karşı çok daha şüpheci ve katı önlemler almaya itti.
- DP iktidarı, CHP seçmenini izole etmek için kendi taraftarlarını radyodan ilan ettiği resmi Vatan Cephesi yapılanmasında kaydetmeye başladı.
- Nisan 1959: Kurtuluş Savaşı kahramanı ve ana muhalefet lideri İsmet İnönü‘nün Uşak gezisi sırasında bindirilmiş kıtalar tarafından fiziksel saldırıya uğraması ve başından yaralanması.
- Demokratik hakları kısıtlanan üniversitelerde (İstanbul ve Ankara) çığırından çıkan öğrenci olaylarının (555K eylemleri) bastırılamaması üzerine hükûmetin her iki büyükşehirde Sıkıyönetim (Örfi İdare) ilan etmesi.
- Darbe: Emir-komuta zinciri dışında, alt ve orta rütbeli subayların ordu içinde gizlice kurduğu Millî Birlik Komitesi (MBK) isimli cunta, 27 Mayıs 1960 sabahı radyodan okunan bildiriyle ülke yönetimine zorla el koydu. Meclis feshedildi, anayasa askıya alındı ve Demokrat Parti temelli kapatıldı. Bu olay, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin sivil siyasete yapılan ilk fiili askerî darbesidir.
- İdamlar: Darbecilerin kurduğu olağanüstü Yassıada Mahkemeleri‘nde anayasayı ihlal suçlamasıyla yargılanan devletin zirvesi idama mahkum edildi. Seçilmiş Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan İmralı adasında asılarak idam edildi (Türk demokrasi tarihinin en kara lekesidir).
- 1961 Anayasası: Darbe sonrası askerlerin atadığı Kurucu Meclis’in akademisyenlere hazırlattığı (kuvvetler ayrılığına dayalı, özgürlükçü) yeni anayasa, 9 Temmuz 1961‘deki halk oylamasında %61,7 “Evet” oyuyla yürürlüğe girdi. Siyaseti dengelemek için Cumhuriyet Senatosu ve Anayasa Mahkemesi gibi yeni üst kurumlar devlet mimarisine eklendi.
- Darbe Sonrası: İdamların gölgesindeki meclis, darbenin lideri Orgeneral Cemal Gürsel‘i yeni Cumhurbaşkanı seçti. Askerin gölgesinde yapılan 1961 seçimlerinde hiçbir parti tek başına iktidar olamayınca, Türk siyasi tarihinde sancılı geçecek “Koalisyonlar (Ortaklık) Dönemi” başladı. DP’nin mirasçısı olan Adalet Partisi (AP), Süleyman Demirel liderliğinde 1965 seçimlerinde tek başına iktidar oldu. Siyasetteki bu görece istikrar dönemi, ordunun 12 Mart 1971 Askerî Muhtırası ile sivil hükûmeti devirmesiyle tekrar çöktü.
Türkiye’nin İlk Otomobili Devrim
- Arka Plan: Türkiye’nin II. Dünya Savaşı sonrasında ulaşım ağını demiryollarından tamamen ABD destekli karayollarına kaydırması ve Marshall Planı şartları, yerli üretimi olmayan ülkede inanılmaz bir ithal araç/kamyon bağımlılığı yarattı.
- Üretim: Askeri darbe sonrasının Cumhurbaşkanı Orgeneral Cemal Gürsel’in, “Ordunun binek aracı ihtiyacını yerli imkanlarla karşılayın” emri üzerine, büyük bir inançla Eskişehir Devlet Demir Yolları (TÜLOMSAŞ) fabrikalarındaki Türk mühendisler tarafından sadece 129 gün gibi inanılmaz bir sürede 1961 yılında “Devrim” adı verilen Türkiye’nin ilk yerli otomobili prototip olarak üretildi.
- Sonuç: Cumhuriyet Bayramı törenlerinde benzin konulmasının unutulması nedeniyle yolda kalması bahane edilerek (aslında dışa bağımlı montaj sanayicilerinin engellemeleriyle), bu devrim niteliğindeki proje rafa kaldırıldı ve hiçbir zaman seri üretime geçmesine izin verilmedi.
- Günümüz Bağlantısı: Yarım kalan bu milli kalkınma hayali, yarım asır sonra 2013-2015 yılları arasında kurulan yerli otomobil konsorsiyumuyla (TOGG) yeniden canlandırıldı ve tamamen Türk mühendisliğinin eseri olan araçlar nihayet 2023 yılı itibariyle yollara çıktı.
“Bu ders notlarının her hakkı saklıdır. Hangi amaçla olursa olsun, ders notlarının tamamının veya bir kısmının www.tarihkursu.com sitesinin yazılı izni olmadan sosyal medyada ve internet ortamında paylaşılması, kopya edilmesi, fotoğrafının çekilmesi, herhangi bir yolla çoğaltılması, yayımlanması ya da kullanılması yasaktır. Bu yasağa uymayanlar gerekli cezai sorumluluğu peşinen kabullenmiş sayılır.”
Duyarlılığınız için teşekkür ederiz. İyi çalışmalar
Bir yanıt bırakın