Türk Düşünce Tarihi 3. Ünite: Osmanlı Dönemi Türk Düşüncesi Ders Notu

Türk Düşünce Tarihi 10. 11. ve 12. sınıflarda seçmeli olarak okutulan bir derstir. Bu sayfada paylaştığımız Türk Düşünce Tarihi ders notları sayesinde sınavda karşılaşabileceğiniz tüm konulara hakim olacaksınız. Bu özet ders notları Milli Eğitim Bakanlığı müfredatına uygun olarak hazırlandı. Bu ders notları sayesinde Seçmeli Türk Düşünce Tarihi Dersi yazılısından 100 alacaksınız. Türk Düşünce Tarihi 3. Ünite: Osmanlı Dönemi Türk Düşüncesi Ders Notu MEB ders kitapları ile uyumludur.

Sınıf: Seçmeli tarih

Ders: Türk Düşünce Tarihi

Ünite: 3. ünite: Osmanlı Dönemi Türk Düşüncesi

İlgili yazılı: Türk Düşünce Tarihi 2. dönem 1. yazılı

3. Ünite: Osmanlı Dönemi Türk Düşüncesi

Osmanlı Devleti, Selçuklu Devleti’nin hem toprak hem de bilgi ve kültür mirası üzerine kurulmuştur. Bu dönemde farklı düşünce alanları etkili olmuştur.

Dinî Düşünce

Osmanlı fıkıh (İslam hukuku) alimleri, Selçuklulardan kalan Hanefi fıkıh geleneğini sürdürdüler. Hanefiler, hüküm verirken ayet ve hadislerin yanı sıra kıyas (benzeterek hüküm çıkarma) ve örfü (gelenekler) de kullandılar. Osmanlı’da mezhep ayrımcılığı yapılmadı. Medreselerde farklı mezheplerden alimlerin kitapları da okutuldu.

Molla Hüsrev

  • Fıkıh ve fıkıh usulü gibi alanlarda kitap yazdı.
  • Kitapları Osmanlı medreselerinde ders kitabı oldu.
  • Dürerü’l-Hükkam eseri, hukukçular için güvenilir başvuru kaynağıydı.
  • Fatih Sultan Mehmet ona “Zamanımızın Ebu Hanife’sidir” diyerek saygı gösterdi.
  • Osmanlı ilmiye teşkilatına büyük katkıları oldu.

Molla Gürani (1410-1488)

Müderris, kadı ve kazasker olarak görev yaptı. Fatih Sultan Mehmet’in hocası ve Osmanlı’nın dördüncü şeyhülislamıydı. En tanınmış eseri Gayetü’l-emani’yi Fatih Sultan Mehmet’e ithaf etti. Eseri; kelam, fıkıh ve siyer konularını içeriyordu.

Zenbilli Ali Efendi

II. Bayezid Dönemi şeyhülislamı. Asıl adı Ali Cemali’dir, Zenbilli Müftü olarak tanınır. Fetva sorularını evinin penceresinden sepete (zenbil) alıp cevapları yine sepete koyarak gönderdiği için bu adla anılmıştır. Fıkıh alanındaki başlıca eserleri: Muhtasarü’l-Hidaye ve Muhtaratmine’l-Fetava.

Ebussuud Efendi (1490-1574)

Hoca Çelebi adıyla da bilinir. Osmanlı şeyhülislamı, hukukçu ve tefsir alimiydi. Kanuni Sultan Süleyman tarafından şeyhülislamlığa getirildi ve yaklaşık 30 yıl bu görevde kaldı. Onun döneminde, yargılama ve fetvalarda Hanefi mezhebinin esas alınması ilkesi getirildi. Bu ilke, kanun önünde eşitlik ve yargı birliği sağlamak içindi.

Birgivi Mehmet Efendi (1522-1573)

Dinî düşünceye katkıda bulundu. Fıkıh, tefsir, hadis gibi çeşitli dinî bilimlerde yaklaşık altmış eser verdi. Vasiyetname (Risâle-i Birgivî) adlı eseri, Türkçe bir ilmihal kitabıdır. Eserlerinde Kur’an ve sünnete uygun dinî hayatı anlattı. Din adına ortaya çıkan batıl inanç ve hurafelere karşı uyarılarda bulundu.

Kelam Düşüncesi

Kelam ilmi (İslam ilahiyatı) alanında çok sayıda özgün kitap yerine, klasik metinlere şerh (açıklama) ve haşiye (kenar notu) yazıldı. Şerh, bir kitabın kapalı ifadelerini açıklayan, eksiklikleri tamamlayan eserdir. Haşiye, bir kitabın satır aralarına veya kenarlarına eklenen açıklayıcı notlardır. 14. yüzyıldan sonraki dönem, çok sayıda şerh ve haşiye yazıldığı için “şerh ve haşiye dönemi” olarak adlandırılır.

Türkler fıkıhta Hanefi, kelamda ise Matüridi ekolündeydi. Ancak Osmanlı kelamını Eşarilik etkiledi. Bunun nedeni, Selçukluların medreselere Eşari alimlerini atamasıydı. Bu etki Osmanlı’da da devam etti. Eşari kelam alimi Fahrettin Razi’nin de Osmanlı kelamcıları üzerinde etkisi vardı.

Osmanlı Dönemi kelam düşüncesinin ana kaynaklarından bazıları şunlardır:

  • Akaid-i Nesefiyye: Ömer Nesefi yazdı.
  • Şerh-i Akaid-i Nesefiyye: Taftazânî ve Molla Hayali, Akaid-i Nesefiyye’ye şerh yazdılar.
  • Haşiye-i Tecrid: Seyyid Şerif Cürcânî yazdı (Nasrettin Tusi’nin eserine şerh).
  • Akaidu’l-Adudiye: Adudüddin İci yazdı.
  • El-Mevakıf: Adudüddin İci yazdı.
  • Şerhu’l-Mevakıf: Seyyid Şerif Cürcânî, El-Mevakıf’a şerh yazdı.
  • Tevaliu’l-Envar: Kadı Beyzavi yazdı.

Kelam İlminin Gelişimine Katkı Sağlayan Alimler

  • Molla Fenari (1350-1430)
  • Hızır Bey (1407-1459)
  • Celâleddin Devvânî (1426-1502)
  • İbn Kemal (1468-1534)

Molla Fenari (1350-1430)

Yıldırım Bayezid tarafından müderrislik ve kadılık görevlerine atandı. 1425’te II. Murat tarafından Bursa müftüsü yapıldı. Osmanlı Devleti’nin ilk şeyhülislamı kabul edilir. Osmanlı ulemasını Fahrettin Razi çizgisine bağlayan Orta Asya ekolünü temsil eder.

Hızır Bey (1407-1459)

Geniş bilgisi nedeniyle “ilim dağarcığı” olarak anıldı. Molla Fenari’den sonra devrinin en büyük alimi oldu. Fatih Sultan Mehmet tarafından müderris atandı. İstanbul’un ilk kadısı oldu. Osmanlı’da kelam alanında müstakil (bağımsız) kitap yazan ilk alimdir. Bu kitabı, 105 beyitlik manzum (şiir şeklinde) bir eser olan Kaside-i Nuniyye’dir.

Celâleddin Devvânî (1426-1502)

Eşari kelam alimiydi. Eserlerinde Eşarilik, vahdetivücut ve işrak felsefesi etkileri görülür. Kelam eseri Şerhu’l-Aka’idi’l-Adudiyye, uzun süre medreselerde okutuldu.

İbn Kemal (1468-1534)

Kemalpaşazade olarak bilinir. Anadolu’da yetişen önemli bir alim, düşünür ve devlet adamıdır. Müderrislik ve kazaskerlik yaptı. Kanuni Sultan Süleyman döneminde şeyhülislam oldu. Dinî ilimlerin yanı sıra dil, tarih, edebiyat gibi alanlarda da eser verdi.

İbn Kemal’in Eserleri

  • Risale fi Fazileti’n-Nebi: Hz. Muhammed’in üstünlüğü hakkında.
  • Risale fi Kaza ve’l-Kader: Kaza ve kader konusu hakkında.
  • Risale fi Beyani’l-Akl: Akıl ile ilgili konular hakkında.
  • Risale fi-i Ziyadeti’l Vücudale’l Mahiyet: Varlık-mahiyet ilişkisi hakkında.

Tasavvuf Düşüncesi

Osmanlı tasavvuf düşüncesinin kaynakları çeşitlidir:

  • İlk sufiler ve eserleri.
  • İşrakilik ve vahdetivücut gibi tasavvuf felsefesi ekolleriyle ilgili eserler.
  • Osmanlı öncesi kurulan tasavvuf çevrelerinin kitapları.
  • Osmanlı döneminde Anadolu ve Balkanlarda kurulan ekoller (Bayramilik, Celvetilik, Bektaşilik) ve eserleri.

8. ve 9. yüzyılın ilk yarısında yaşamış ilk sufiler (Haris Muhasibi, Hallac-ı Mansur, Hâkim Tirmizi) Osmanlı mutasavvıflarını etkiledi. Gazali’nin İhya’u Ulumi’d-din eseri mutasavvıf ve vaizleri etkiledi. Bu eserin özeti Kimya-ı Saadet çok popülerdi. Feridüddin Attar (1145-1221) Osmanlı tasavvufu üzerinde derin etkiye sahipti. İlk Osmanlı müderrisi Davud-i Kayserî tasavvuf ile dinî ilimleri birleştirmeye çalıştı.

Osmanlı tasavvufu; Yesevilik, Kadirilik, Rufailik, Sühreverdilik, Kübrevilik gibi Osmanlı öncesi ekollerden etkilendi. Nakşibendilik gibi Osmanlı dışında kurulmuş ama Osmanlı’da devam eden ekoller de etkili oldu. Fütüvvet ehli, Ahiler, Kalenderiler ve Melamiler gibi hareketler de Osmanlı tasavvufunu etkiledi. Ahilik dışındakiler diğer İslam ülkelerinden geldi.

Abdulkadir Geylani’nin (1078-1166) eserleri (el-Gunye, Fethu’r-rabbani, Fütuhu’l-gayb) Osmanlı’da ilgi gördü. Tasavvuf anlayışı, dinin zahiri (dışsal) hükümlerine sıkı bağlılığa dayanıyordu. Görüşleri Anadolu ve Balkanlarda Eşrefoğlu Rumi (?-1469) aracılığıyla yayıldı.

Şeyh Bedreddin Simavi (1359-1420)

Şeyh Bedreddin ünvanıyla anılır. Vahdetivücut düşüncesini devam ettiren önemli bir mutasavvıftır. Gerçek varlığın (vücut), sınırlamaların ötesindeki sırf varlık olan Allah olduğunu savundu. Fıkıh bilgisi müçtehit seviyesindeydi. Mantık, felsefe, astronomi gibi akli bilimlerde de eğitim aldı. Tasavvuf eğitimini Ahlatlı Şeyh Hüseyin Efendi’den tamamladı. Görüşlerini Varidat adlı eserinde topladı. Torunu Halil bin İsmail onun hakkında Menakıbname yazdı.

Emir Sultan (?-1429)

Asıl adı Seyyid Emir Buhari’dir. Yazılı kitap bırakmamasına rağmen etkisi büyüktü. Padişahlara kılıç kuşatma geleneği onunla başladı.

Mevlevilik

Şiir, musiki ve sema ile Mevlevilik, büyük şehirlerde (özellikle İstanbul) ve saray çevresinde ilgi gördü. Devlet adamları, aydın ve bürokratların önemli kısmı tarafından benimsendi. Mevlevihaneler inşa edildi. Mevlana Celaleddin Rumi’nin eserleri (Mesnevi, Fihi Ma fih, Divan-ı Kebir) çok okundu ve şerhleri yapıldı.

Bektaşilik

Bir diğer etkili ekol Bektaşilik idi. Hacı Bektaş Veli’ye nispet edilir. Osmanlı döneminde yayıldı ve Balkanlarda taraftar buldu. Yeniçeri Ocağı, Hacı Bektaş Veli’yi pir olarak tanıdı. En eski kaynaklar: Vilayetname ve Makalat (15. yüzyıl sonu yazıldı).

Bayramilik

Bayramilik ve Celvetilik Anadolu’da kuruldu ve etkili oldu. Hacı Bayram Veli (1352-1430) tarafından Ankara çevresinde kurulan Bayramilik etkiliydi. Bayramilik’in kolları (Şemsiye, Melamiye-i Bayramiye) tasavvuf hayatında önemliydi. Melamilik, Hacı Bayram Veli’nin öğrencisi Bıçakçı Ömer Dede’ye dayanır. Devlet adamları ve bürokratlar arasında yayıldı.

Etkili mutasavvıflar: Yazıcıoğlu Mehmet (Muhammediye), Ahmed Bican (Envarü’l-Aşıkin), Akşemsettin (Fatih’in hocası). İsmail Hakkı Bursevi (1653-1715): Celvetilik mensubuydu. Eserleri arasında en tanınanı, Kur’an tefsiri olan Ruhu’l-Beyan’dır.

Osmanlı’da Medreseler

Medreseler, Türkler tarafından geliştirilen eğitim kurumlarıdır. Genellikle tek katlı, dershane ve öğrenci odalarından oluşur. Ders veren hocalara müderris denir. Haftanın beş günü ders yapılırdı, salı ve cuma tatildi. Giderler, maaşlar ve burslar vakıflar tarafından karşılanırdı.

Öğrenci Kabulü ve İmkanlar

Yeni medrese yapıldığında, ihtiyaçlarını karşılayacak bir vakıf da belirlenirdi. Genel eğitim kurumları olan medreselere, ilkokulu (sıbyan mektepleri) veya özel eğitimi bitirenler kabul edilirdi. Öğrenciler medresede barınırdı. Medreselerin aşevlerinde (imarethane) yemek yerlerdi. Yatılı okullardı ve öğrencilere burs verirlerdi. Tüm hizmetler parasız (meccani) idi.

Osmanlı’da İlk Medreseler

Osman Bey zamanında henüz medrese yoktu, resmi müderris kadrosu da yoktu. İlk alimler Şeyh Edebali ve Dursun Fakih, müftülük ve kadılık gibi görevler yaptı. Osmanlı Devleti’nin ilk medresesi, Orhan Gazi tarafından 1331’de kurulan İznik Medresesi’dir. Davud-i Kayserî, bu medresenin ilk müderrisiydi. Orhan Gazi, Bursa’nın fethinden sonra kendi adıyla anılan medresenin (Manastır Medresesi) giderleri için vakıflar tahsis etti.

Osmanlı’da Medreselerin Gelişimi

Kuruluş yıllarından Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar yaklaşık seksen dört medrese yapıldı. Bu medreselerdeki eğitim, o dönemin orta veya yükseköğretimi olarak değerlendirilebilir. İlk Osmanlı şeyhülislamı Molla Fenari de bu medreselerde yetişti. Fatih Sultan Mehmet, 1470’te Sahn-ı Seman (sekiz medrese) ve Tetimme medreselerini yaptırdı. Bunlar yükseköğretim ve araştırma kurumu özelliği taşıyordu.

Süleymaniye Medresesi

Süleymaniye Medresesi (1550-1557), Osmanlı eğitiminin ulaştığı en yüksek noktayı temsil etti. Medreselerde okutulan ilimler akli (mantığa dayalı bilimler) ve naklî (dinî bilimler) olarak ikiye ayrıldı.

Dersler üç ana grupta toplanabilir:

  • Cüz’iyyat dersleri: Hesap, hendese, hey’et, hikmet.
  • Alet ilimleri: Arapça, mantık, kelam.
  • Yüksek ilimler: Tefsir, hadis, fıkıh gibi dinî ilimler.

Medreselerde Eğitim

Derslerde belirli kitaplar takip edilirdi, neredeyse tamamı Arapça idi. Ancak eğitim dili Türkçe idi. Eğitim genellikle takrir (anlatım) metoduyla yapılırdı. Ders geçme sistemi vardı, yeterli görülen öğrenciye icazetname (diploma) verilirdi. Medreseler, devletin ihtiyaç duyduğu kamu görevlilerini (müderris, müftü, kadı) yetiştirirdi. Medrese mezunları ilmiye sınıfını oluştururdu.

İlmiye Sınıfı

İlmiye sınıfının başında şeyhülislam yer alırdı. Ulemanın asıl görevi din eğitimi ve hukuktu. Devletin yüksek danışma organı Divanıhümayun’da ilmiye sınıfından gelen kazaskerler bulunurdu. İlmiye sınıfı müderris ve kadı olmak üzere ikiye ayrılırdı. Görevlerine padişah beratıyla atanırlardı.

Osmanlı Medreselerinde Gerileme

II. Mahmut ve Tanzimat Dönemi’nden itibaren, medreseler dışında askeri ve idari personel yetiştirmek için yeni okullar açıldı. Bu modern okullar desteklenirken medreseler ihmal edildi. Modern okulların açılması ve Batılılaşma süreciyle medreseler, hukuk ve eğitimdeki yenilikler karşısında yalnız kaldı. 1826’da Evkaf-ı Hümayun Nezareti kurulunca, vakıf gelirleri devlete devredildi ve medrese/ulemanın ekonomik gücü azaldı.

Medreselerin Kapatılması

II. Abdülhamit sonrası, medrese programlarını düzenleme çalışmaları yapıldı. Medaris-i İlmiye Nizamnamesi (1910) ile programlar yenilendi, fen, sosyal bilimler ve matematik dersleri eklendi. Islah-ı Medaris Nizamnamesi (1914) ile İstanbul medreseleri Darü’l-Hilafetü’l-Aliye Medresesi adı altında birleştirildi. 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile medreseler Milli Eğitim Bakanlığı’na devredildi. Medreseler, 11 Mart 1924 tarihinde kapatıldı.

Felsefi Düşünce

Felsefe genellikle hikmet olarak adlandırıldı. İkiye ayrıldı: nazari hikmet (teorik) ve amelî hikmet (pratik – ahlak, siyaset). Osmanlı düşünürleri mantık üzerinde durdu, medreselerde okutuldu. Molla Fenari’nin mantık kitabı Osmanlı sonuna kadar okutuldu. Ali Sedad (1857-1900), Batı cebirsel mantığını inceledi, klasik mantığı savundu.

Gelenekler ve Etkileri

Osmanlı felsefesi, orijinal eserlerin yanı sıra şerh, haşiye gibi yorumlarla var oldu. Farabi ve İbni Sina’nın görüşleri temsil edildi. Platon ve Aristoteles’in görüşleri yeni yorumlarla etkili oldu. İbni Rüşd’ün görüşleri devam ettirildi. Ancak Gazali, Osmanlı düşüncesini diğerlerinden çok daha fazla etkiledi. Davud-i Kayserî, Osmanlı felsefe geleneğinin kurucu ismidir.

Dönemler ve Alimler

Felsefeye en yoğun ilgi Fatih Sultan Mehmet Dönemi’ndeydi. Fatih, Sahn-ı Seman medreselerinin programıyla ilgilendi, felsefe ve mantık dersleri okutuldu. Fatih, Gazali ve İbni Rüşd arasındaki felsefi tartışma hakkında eser yazmaları için alimleri görevlendirdi. Kanuni Dönemi Süleymaniye Medreseleri’nde felsefe dersleri ve kürsüleri vardı. 16. yüzyıl, Osmanlı düşüncesinin en zengin dönemiydi. Öne çıkan isimler: Karabaği, Taşköprülüzade Ahmed Efendi, Kınalızade Ali Efendi.

Felsefi Düşünce – Çeviriler ve Sonraki Dönemler

Kınalızade Ali Efendi, Kâtip Çelebi tarafından “Gerçekleri araştırıp bulan ulu Türk alimi” diye övüldü. III. Ahmet ve sadrazam Damat İbrahim Paşa, Aristo’nun eserlerinin çevirisi için heyet kurdurdu. Yanyalı Esad Efendi, Aristo’nun Fizika’sını çevirdi. Çevirmenler vergi muafiyeti gibi teşvikler aldı. 17. ve 18. yüzyıllar, Osmanlı düşüncesinde bunalım ve arayış dönemiydi. 19. yüzyılda modern okullarda yetişenler öne çıktı.

Felsefi Düşünce – Aydınlanma ve Modern Felsefe

19. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı aydınları, Aydınlanma dönemi Fransız felsefesiyle (Voltaire, Rousseau, Montesquieu) ilgilendi. Batı’ya gönderilen öğrenciler felsefi akımları getirdi. İkinci Meşrutiyet Dönemi’nde felsefe gelişti. Liselerde (sultaniler) modern felsefe dersleri başladı. İlk felsefe derslerini Emrullah Efendi ve Ahmet Mithat Efendi 1908’de verdi. Cumhuriyet döneminin ilk felsefecileri, Osmanlı’nın son döneminde yetişti.

Bilimsel Düşünce

Osmanlı bilimsel düşüncesini şekillendiren esas kurumlar medreselerdi. İlk medrese Orhan Bey Dönemi’nde 1331’de açıldı. Fatih ve Kanuni dönemlerinde medrese açılmaya devam etti. 15. ve 16. yüzyıllarda açılan medreselerde dinî ilimlerin yanı sıra akli ilimler (matematik, tıp, felsefe vb.) de okutulmaya başlandı. Medreseler bilim, eğitim ve din hizmeti verenlerin yanı sıra bürokrasi ve yargıya personel yetiştirdi.

Bilimsel Düşünce – Gelişimi ve İhtisas Medreseleri

Fatih Sultan Mehmet, devletin gücü sayesinde İslam dünyasından bilim insanları ve sanatkarlar davet etti. Önde gelen isimler: Kadızade-i Rumi ve Ali Kuşçu. Kanuni Dönemi’nde medreselerin gelişimi en yüksek seviyeye ulaştı. Bu dönemde ihtisas medreseleri kuruldu: Darüttıp (tıp eğitimi), darülhadis, darülkurra gibi. Darüşşifa (hastaneler) da tıp eğitimi verdi.

Kadızade-i Rumi (1364-1436)

Özellikle matematik ve gök bilimi (astronomi) çalışmalarıyla bilinir. Hocası Molla Fenari’nin teşvikiyle Semerkant’a gitti. Uluğ Bey ile tanıştı ve özel hocası oldu. Uluğ Bey Medresesi’nin başhocalığını yaptı. Semerkant Rasathanesi’nin başına geçti. Matematik kitabı Şerhu Eşkali’t-te’sis, Osmanlı medreselerinde ders kitabı oldu. Astronomi araştırmalarına fizik kurallarını uyguladı. Öğrencilerini Osmanlı ülkesine gitmeye teşvik etti, Ali Kuşçu ve Fethullah eş-Şirvânî bu sayede Anadolu’ya geldi.

Uluğ Bey (1394-1449)

Timurlu hükümdarı, matematikçi ve astronomdu. Semerkant Rasathanesi’ni 1422’de kurdurdu.

Ali Kuşçu (1403-1474)

Matematik ve astronomi çalışmalarıyla tanınır. Kadızade-i Rumi ve Uluğ Bey’den ders aldı. Fatih Sultan Mehmet Dönemi’nde İstanbul’a geldi. Semerkant Matematik-Astronomi Okulu bilgisini getirdi. 1473’te Ayasofya Medresesi’ne müderris atandı. Sahn-ı Semani Medreseleri’nin öğretim programının düzenlenmesinde görev aldı.

Piri Reis (1465-1554)

Osmanlı denizcisi ve haritacısıydı. Gördüğü yerlerin haritalarını yüksek doğrulukla çizdi. Görmediği Güney ve Kuzey Amerika’yı da mükemmel çizdi. Kolomb’un Amerika haritası ile diğer haritalardan faydalandı. Kendi tecrübelerini ekleyerek 1513’te ilk dünya haritasını çizdi. Haritayı 1517’de Yavuz Sultan Selim’e sundu. Amcası Korsan Kemal Reis’in denizci olmasında etkisi oldu. Kristof Kolomb’un seferine katılmış bir İspanyol esiri sorgulayarak bilgi ve harita aldı. 1528’de çizdiği ikinci dünya haritasında yeni keşfedilen yerler vardı. Önemli eseri, coğrafya kitabı Kitab-ı Bahriye’yi Kanuni Sultan Süleyman’a sundu.

Takıyyüddin Raşid

Takıyyüddin Raşid (1526-1585): 16. yüzyıl Osmanlı biliminin önemli isimlerindendir. III. Murat Dönemi’nin en önemli gök bilimcisiydi. İstanbul’a geldi ve sarayda müneccimbaşı (saray astronomu) olarak göreve başladı. Galata Kulesi’nde, sonra Tophane sırtlarında gözlem yaptı. 1577’de İstanbul Rasathanesi’ni kurdu.

İstanbul Rasathanesi’nin Sonu

1577’deki kuyruklu yıldız gözlemi halkta heyecan yarattı. Siyasi çekişmeler nedeniyle rasathane hedef oldu. Şeyhülislam Kadızade Ahmet Şemseddin Efendi, “Rasathaneler ülkeye felaket getirir” şeklinde fetva verdi. İstanbul Rasathanesi, 1580 yılında içindeki aletlerle birlikte yıkıldı. Rasathanenin yıkılması, Osmanlı’da bilimsel düşüşün göstergelerinden sayılır.

Mirim Çelebi ve İsmail Gelenbevi

  • Mirim Çelebi (1450-1525): Kadızade-i Rumi ve Ali Kuşçu’nun torunudur. Döneminin önemli astronom ve matematikçilerindendir. Edebiyat ve tarih alanlarında da çalıştı. En tanınmış eseri, Uluğ Bey’in Zîc-i Uluğ Bey’ine yazdığı Düstûrûl-Amel fi Tashihül-Cedvel’dir.
  • İsmail Gelenbevi (1730-1791): Matematik, fizik, astronomi alanlarında çalıştı. 18. yüzyılda geleneksel bilgi anlayışını sorgulayan yaklaşıma katkı sundu.

Osmanlı Klasik Dönem Biliminin Özellikleri

  • Kurulduğu coğrafyadan etkilendi.
  • Mısır, Türkistan, İran, Suriye gibi kültür merkezlerinden etkilendi.
  • Kendine özgü düşünce anlayışı vardı.
  • Medreseler gelişti, ihtisas medreseleri kuruldu.
  • Hint, Bizans, Akdeniz ve Batı Avrupa ile etkileşim içindeydi.
  • Önemli kültür merkezleri vardı (Bursa, Edirne, İstanbul, Üsküp).
  • Geleneksel bilim anlayışı hakimdi.

Bilimsel Düşüncenin Değişmesinde Kadızadelerin Etkisi

17. yüzyıl başlarında Osmanlı üç krizle karşılaştı: siyasi, ekonomik, epistemik (bilgi ile ilgili).

  • Siyasi kriz: II. Osman’ın (Genç Osman) öldürülmesi, sultanların meşruiyetini sarstı.
  • Ekonomik kriz: Ticaret yollarının Akdeniz’den Atlantik’e kaymasıyla Osmanlı gelirleri azaldı.
  • Epistemik kriz: Ulemanın “bilinen her şeyin bilindiği” düşüncesi. Bu kriz, yenilik yerine eskiyi taklit etmeye yol açtı.

Kadızadeler Hareketi

Epistemik krizin ortaya çıkmasında Kadızadeler hareketi etkili oldu. 17. yüzyılda ortaya çıkan dinî ve toplumsal bir hareketti. Adını vaiz Kadızade Mehmet Efendi’den aldı. Hz. Peygamber sonrası ortaya çıkan bazı uygulamaları bidat (daha önce benzeri olmayıp sonradan ortaya çıkan şey) olarak gördüler ve reddettiler. Amaçları İslam’ı Kur’an ve sünnet dışındaki bidatlardan arındırmak ve bunu devlete yaymaktı.

Kadızadeler Hareketi – Görüşleri ve Sonu

Kadızadeler, devletin iç karışıklıklar, ekonomik bozukluklar gibi istikrarsızlık ortamında güçlendi. Tasavvuf hareketlerini tamamen reddettiler. Akli ve felsefi bilimlere şiddetle karşı çıktılar, bunlarla uğraşanları Müslüman görmediler. Başlangıçta cami ve sarayda etkili oldular. IV. Murat üzerinde etkili olup kahvehaneleri yıktırdılar. Zamanla tekkeleri yıktırmaya çalıştılar. Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa, alimleri toplayıp Kadızadelerin Kıbrıs’a sürülmesine karar verdi.

Kadızadeler Hareketi – Sonuçları

Kadızadelerin etkili olduğu dönemde Osmanlı toplumu hukuk bilgisi üretemedi. Dinin akıl dışı yorumlanması toplumu bunalıma sürükledi. Hoşgörü yerini taassup ve bağnazlığa bıraktı. İnsanlar kendisi gibi düşünmeyenleri yok saydı.

Bilim ve Düşünce Dünyasında Değişimin Öncüleri: Kâtipler

17. yüzyıl Osmanlı bilim ve düşüncesinde ulema dışında kâtipler (kalemiye) sınıfı da etkili oldu. Kâtipler, devletin sıkıntılarını aşmak için çalıştılar. İmparatorluğu askeri anlayıştan bürokratik anlayışa dönüştürmeyi istediler. Bu amaçla çalışan kâtipler çağları: Çelebiler Çağı, Elçiler Çağı, Aydınlar Çağı.

Çelebiler Çağı

Çelebi: Osmanlı’da eğitimli, yüksek tabakadan kişilere verilen ünvan (14-18. yy). Kâtipler, şairler, alimler bu gruba girer. Bu isimler arasında Kâtip Çelebi, Evliya Çelebi, Hezarfen Hüseyin Çelebi, Yirmisekiz Mehmet Çelebi, İbrahim Müteferrika bulunur. Yeni Dünyaya karşı meraklıydılar. Osmanlı dışındaki gelişmeleri anlamaya çalıştılar. “Kadim” (eski) anlayışına karşı “yeni” yaklaşımını savundular.

Kâtip Çelebi

Kâtip Çelebi, Çelebiler Çağı’nın ilk temsilcisidir. 16. yüzyıldan itibaren devletin durumunu düzeltmek için çalıştı. Devlet adamlığı tecrübesi ve bilgisiyle görüşlerini risaleleştirdi. Eseri: Dusturu’l-amel li-ıslahi’l-halel (Bozuklukların Düzeltilmesinde Tutulacak Yollar). Akli ilimler konusundaki tutuculuğa karşı çıktı. İslam’ın bilimi reddetmediğini, teşvik ettiğini belirtti. Coğrafya eseri Cihannüma, Batı kökenli Atlas Minor’dan faydalandı. Atlas Minor’u Levami el-Nur fi Zulmeti Atlas Minur adıyla çevirdi.

Hezarfen Hüseyin Çelebi

Osmanlı tarihçisidir, Avrupalılarca tanındı. Latince ve Yunanca biliyordu. Tarih-i Düvel-i Rumiyye, Eski Yunan ve Roma’dan bahseden ilk Osmanlı kitabıdır.

İbrahim Müteferrika

Kâtip Çelebi’nin fikirlerini savundu. Osmanlı’da ilk matbaayı 1727 yılında kurdu. Kâtip Çelebi’nin Tuhfetü’l-Kibar fi Esfari’l Bihar (1729) ve Cihannümâ (1732) eserlerini bastı. Cihannüma ile Batılı düşünürlerin (Tycho Brahe, Copernicus, Descartes, Galileo) fikirlerine temas sağladı.

Elçiler Çağı

Sefirler ve Reisülküttaplar Çağı olarak da bilinir. Yirmisekiz Mehmet Çelebi ile başladı. Ahmet Resmi, Ebu Bekir Ratıp Efendi, Reisülkuttap Atıf Efendi gibi isimler bu çağa dahildir. İbrahim Müteferrika’nın matbaa kurmasında Yirmisekiz Mehmet Çelebi ve oğlu Sait Çelebi’nin katkısı oldu. Yirmisekiz Mehmet Çelebi’nin Paris Sefaretnamesi, bilim ve tekniğe önem verdi.

Elçiler Çağı – Gözlemler ve Reformlar

Elçiler, Osmanlı ile Avrupa arasındaki farkın teknik düzeyde olduğunu gördüler. Askeri yenilgiler, askeri teknik transferini gündeme getirdi. Ahmet Resmi Efendi (Viyana elçisi), Avusturya idaresi ve politikası hakkında rapor hazırladı. Ebu Bekir Ratıp Efendi: Osmanlı yenileşme hareketlerinin öncülerindendir. Mülkiyet edinme düşünceleri onunla başladı.

Elçiler Çağı – Düşünürler ve Yeni Kurumlar

Reisülküttap Atıf Efendi, Muvâzene-i Politikiye (1798) raporunda Voltaire ve Rousseau gibi Aydınlanma düşünürlerinden bahsetti. 1789 Fransız İhtilali’nin Osmanlı için tehdit olduğunu savundu. Ebu Bekir Ratıp Efendi’nin Viyana gözlemleri projelere dönüştü. Bu projeler III. Selim Dönemi Nizam-ı Cedit yenilikleri olarak ortaya çıktı. Viyana’daki akademilerden esinlenerek Mühendishane-i Berri, Hümayun (Kara Mühendishanesi) 1795’te açıldı. Elçiler gittikleri ülkelerin kültürlerini, askeri yapılarını inceledi. Elçiler Çağı Tanzimat Dönemi ile son buldu.

Aydınlar Çağı

III. Selim’den itibaren Osmanlı, kurumsal olarak Batılılaşma politikası izledi. Askeri okullar açıldı. Tanzimat Dönemi’nde Batılılaşma hızlandı, sosyal alanlarda da reformlar başladı. 19. yüzyıl Osmanlı aydınları hem Batılılaşmayı savundu hem de muhafazakar kimlik taşıdı. Tercüme Odası (1821’de kuruldu) önemli tercüme işlerini Müslümanlara verdi. Bu oda bir okula dönüştü.

Aydınlar Çağı – Tercüme Odası ve Aydınlar

Tercüme Odası, Tanzimat Dönemi’nin ünlü paşalarını (Ali, Fuat, Safvet) yetiştirdi. Yeni bir dünya görüşü ve siyasi idealin geliştiği merkez oldu. Burada yetişen ve elçilik yapan bürokratlar devlet yönetiminde etkili oldu. Başlıca aydınlar: Mustafa Reşit Paşa, Ali Paşa, Fuat Paşa, Münif Paşa, Hayrullah Efendi, Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa. Ortak amaçları, devleti mutlak monarşiden meşruti monarşiye dönüştürmekti.

Aydınlar Çağı – I. Meşrutiyet Sonrası ve Sosyoloji

I. Meşrutiyet’in ilanından (1876) sonra aydınlar fikirlerini gazete ve dergilerde daha serbest yaydı. Şinasi, Ali Suavi, Ziya Paşa, Namık Kemal vatan, millet, hürriyet kavramlarını kullandı. Osmanlı İlim Cemiyeti (1861) yayın organı Mecmua-i Fünûn’da Batı bilim terimlerine Türkçe karşılık arandı. Osmanlı aydınları Batı dünyasını takip etti. Ziya Gökalp ve Prens Sabahattin sosyolojiyi yaymak için çabaladı. Prens Sabahattin Le Play, Ziya Gökalp Durkheim ekolünü takip etti.

Aydınlar Çağı – Batı Etkisi

Ziya Gökalp, milli kurtuluşu milliyetçilikte buldu ve sosyolojiyi bu amaçla kullandı. II. Abdülhamit’le iktidar mücadelesi nedeniyle yurtdışına gidenler Batı kültürü ve pozitivizmi benimsedi. Sadece teknolojinin değil, Batı kültürünün de alınmasını istediler.

Siyasi Düşünce

Osmanlı klasik siyasi düşüncesi İslam, Orta Asya Türk gelenekleri ve hakim olduğu coğrafyadaki medeniyetlerden etkilendi. Temel unsurlar: devlet-i ebed müddet, nizam-ı âlem, kanun-ı kadim.

  • Devlet-i ebed müddet: Devletin sonsuza dek yaşaması.
  • Kanun-ı kadim: Belirli bir tanımı olmasa da benimsenen kanunlar ve uygulamaları ifade eder. Nizam-ı âlemin sağlanması, kanun-ı kadimden sapılmamasıyla bağlıydı.
  • Nizam-ı âlem: Devlet birliği, kamu düzeni, dünya düzeni gibi farklı anlamlarda kullanıldı. Bazen toplumsal hayatın tüm boyutlarını kapsayan bir kavramdı.

Nizam-ı Alem

Devlet birliği, kamu düzeni, dünya düzeni gibi farklı anlamlarda kullanıldı. Bazen toplumsal hayatın tüm boyutlarını kapsayan bir kavramdı. Nizam-ı âlemi sağlama görevi hükümdara aittir. Hükümdarın sorumlulukları: Adil olmak, iyi siyaset izlemek, halka yumuşak davranmak. İşi ehline vermek, gafil olmamak. Hatalarını söyleyebilecek vezirler seçmek, ulemaya saygı göstermek.

Hükümdarın Sorumlulukları

Adil olmak, iyi siyaset izlemek, halka yumuşak davranmak. Nizam-ı âlemi sağlama görevi hükümdara aittir. İşi ehline vermek, gafil olmamak. Hatalarını söyleyebilecek vezirler seçmek, ulemaya saygı göstermek. Sabırlı olmak, kararlarda istişareye önem vermek. Halkın sevgisini kazanmak, vefakâr olmak.

Adalet ve Adaletname

Adalet, nizam-ı âlemi tamamlayan kavramdır. Adalet Dairesi (Adalet Çemberi) özellikle 16. yüzyıldan sonra ilgi gördü. Kınalızade Ali Efendi, Ahlâk-ı Alâî (1564) eserinde bu konuya değindi. Orta Doğu’daki adaletnameler Osmanlı’da da yayımlandı. Adaletname: Padişahın, yetkililerin halka karşı yetkilerini kötüye kullanmasını yasaklayan beyannamesi. Kadı, beylerbeyi, sancak beylerine yazılıp halka duyurulurdu. Divanıhümayun’un ilk görevi şikayet dinlemekti.

Kınalızade Ali Efendi’ye Göre Adalet Dairesi

  1. Adalet ve Siyaset: Siyasi güçle korunur.
  2. Halkın Birliği ve Huzuru: Adaletle sağlanır.
  3. Ekonomik Güç: Halktan gelir.
  4. Ordu Desteği: Ekonomik güçle desteklenir.
  5. Siyasi Gücün Korunması: Ordu tarafından sağlanır.
  6. Dünya Barışı: Adaletle sağlanır.
  7. Devletin Korunması: Hukukla sağlanır.
  8. Dünya bir bahçe gibidir, duvarı devlettir.
  9. Devletin düzenini hukuk kurar.

Yenilik Arayışlarının Siyasi Düşünceye Etkisi

17. yüzyıldan itibaren, devletin işleyişindeki aksaklıklar nedeniyle devlet adamları ve ulema risaleler yazdı. Sorunları ve çözüm önerilerini belirttiler. Bu isimler arasında Evliya Çelebi, Kâtip Çelebi, Koçi Bey, Defterdar Sarı Mehmed Paşa bulunur. Evliya Çelebi, gezdiği yerlerdeki aksaklıkları, ekonomik sıkıntıları, haksızlıkları eserine kaydetti.

Kâtip Çelebi

Kâtip Çelebi, devletin işleyişindeki sıkıntıları yazan ıslahatçı düşünürdür. Risalesini IV. Murat’a sundu. Kanuni döneminde başlayan mali ve siyasi bozulmaları sebep-sonuç ilişkisiyle açıkladı. Düzeltmek için çözümler önerdi. Dustûru’l-amel li-ıslahi’l-halel eserinde devletleri canlı gibi evrelere ayırdı (İbni Haldun gibi). Ancak o, zamanında alınacak önlemlerle sonun uzatılabileceğini belirtti.

Koçi Bey ve Defterdar Sarı Mehmed Paşa

  • Koçi Bey: IV. Murat ve Sultan İbrahim’e sunduğu risalelerde sorunlara değindi. Rüşvetin önlenmesi, makamların ehil olana verilmesi gibi çözüm önerileri sundu.
  • Defterdar Sarı Mehmed Paşa: Nesâyihü’l-Vüzerâ ve’l-Ümerâ eserinde devlet sistemini işledi. Sorunların kanun-ı kadime dönülerek çözüleceğini savundu. Özellikle Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’ne dönülmesini önerdi.

Genel Görüşler ve Elçiler

17. yüzyıl ıslahatçı düşünürleri genellikle devlet-i ebed müddet inancını sürdürdü. Duraklama ve çöküşün sebeplerini tamamen iç mesele olarak gördüler. Ülkede kanun-ı kadime dönülmesi, adalete ve hukuka saygı gösterilmesi önerildi. Bunun bilgili ve liyakatli yöneticilerle mümkün olduğu belirtildi. 18. yüzyıl başlarından itibaren Avrupa’ya elçiler gönderilmeye önem verildi.

Lale Devri

Lale Devri’nde (1718-1730) Paris’e elçi gönderilen Yirmisekiz Mehmet Çelebi’den, Fransa’nın gelişim sebeplerini öğrenmesi ve uygulanabilecekleri bildirmesi istendi. Sefaretname’si ve oğlu Sait Mehmet Efendi’nin matbaa çalışmaları, modernleşme açısından önemliydi.

Tanzimat Dönemi

Tanzimat Fermanı’nın ilanından (1839) I. Meşrutiyet’e (1876) kadar olan dönemdir. Tanzimat sözcüğü düzenleme, yapılanma anlamına gelir. Devleti değişime zorlayan dış etkenlerin başında Fransız İhtilali’nin etkileri gelir. Meşrutiyet, anayasalar, adalet, özgürlük, eşitlik gibi kavramlar öne çıktı. Milliyetçilik akımı Osmanlı topraklarında isyanlara yol açtı.

Tanzimat Dönemi – Nedenleri

Reformlar, devleti azınlık taleplerine cevap vermeye ve reform yapmaya yöneltti. Diğer dış neden: Rusya’nın yayılmacı politikası karşısında Avrupa devletlerinden destek almak istemesi. İç neden: Devletin idari mekanizmasının işlememesi, yeni bir idari yapılanma ihtiyacı. Sorunları merkezi bürokratik yapılanmayla çözme düşüncesiyle reformlar yapıldı.

Tanzimat Dönemi – Hazırlık Süreci

Hazırlık süreci III. Selim Dönemi’nde (1789-1807) başladı. Batı’yı örnek alan köklü yenilikler (başta ordu) yapıldı. Avrupa başkentlerinde daimi elçilikler açıldı. III. Selim, askeri alanda Nizam-ı Cedit yeniliklerini yaptı. Hazırlık Sultan II. Mahmut Dönemi’nde (1808-1839) devam etti. İdari, askeri, toplumsal alanda reformlar yapıldı.

II. Mahmut Dönemi Reformları

  • II. Mahmut, Yeniçeri Ocağı’nı kaldırdı.
  • Yerine yeni, modern bir ordu: Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye’yi kurdu.
  • Avrupa’ya ilk kez öğrenci gönderildi.
  • İlköğretim zorunlu hale getirildi.
  • Mekteb-i Harbiye ve Tıbbiye gibi yeni okullar açıldı.
  • Muhtarlık teşkilatı kuruldu, ilk nüfus sayımı yapıldı.
  • İlk resmi gazete Takvim-i Vekayi yayımlandı.
  • Posta sistemi kuruldu.
  • Yurtdışına çıkışta pasaport uygulaması geldi.
  • Sağlık alanında karantina usulü uygulandı.
  • Memurlara fes ve pantolon giyme zorunluluğu getirildi.
  • Hükümet teşkilatında değişiklikler yapıldı, nezaretler (bakanlıklar) kuruldu.
  • Merkezi otoriteyi güçlendirmek için ayanların gücü kırıldı.
  • Sadrazamın yetkileri kısıtlandı, padişahın otoritesi güçlendi.
  • Kanun hazırlamak için kurullar, yenilikler için meclisler kuruldu.

Tanzimat Fermanı’nın İlanı

Tanzimat Fermanı (Gülhane Hatt-ı Hümayunu), modernleşme sürecinde anayasal sisteme geçişin önemli adımıdır. Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa etkili oldu. 3 Kasım 1839’da Gülhane Parkı’nda okundu. Halka temel haklar verildi. İdareciler (padişah dahil) kendilerini kanunla sınırlandırdı.

Tanzimat Fermanı’nın Maddeleri

  • Tüm tebaanın (Müslim ve Hristiyan) can, mal, namus güvenliği sağlanacak.
  • Vergi, herkesin gücü oranında alınacak.
  • Askerlik tüm tebaa için zorunlu olacak (4-5 yıl).
  • Kimseye yargılanmadan ölüm cezası verilmeyecek.
  • Herkes malını özgürce kullanabilecek.
  • Rüşveti önlemek için etkili kanun hazırlanacak.
  • Şeriata aykırı davranan herkes cezalandırılacak.

Islahat Fermanı’nın İlanı

Tanzimat Fermanı’nın amaçlarından biri dış müdahaleyi önlemekti, ancak bu gerçekleşmedi. Tanzimat Fermanı azınlık sorunlarını çözmede yetersiz kaldı. Batılı devletler uygulamaları denetleyici oldu. Batılı elçiler yeni bir ferman istedi. Islahat Fermanı, Tanzimat Fermanı’ndaki kanunları genişletti. Sadrazam Âlî Paşa’nın çabalarıyla 1856’da yayımlandı.

Islahat Fermanı’nın İçeriği ve Tepkiler

Tanzimat Fermanı tüm tebaayı ilgilendiriyordu. Islahat Fermanı, tamamen gayrimüslim Osmanlı tebaasına ait hükümler içeriyordu. Gayrimüslimlere geniş haklar tanıdı. Bu durum Müslümanlar ve ulema tarafından tepkiyle karşılandı. Gayrimüslimler hukuki eşitliğe ulaşsa da çok memnun kalmadı. Özellikle eşitlik ilkesine karşı çıktılar. Rumlar, askerlik gibi zorunlu yükümlülükten kurtulmak için Müslüman üstünlüğüne razı oldular. Gayrimüslim din adamları da memnun değildi. Aidatların kaldırılıp maaşa bağlanması, devlete sadakat yemini etmeleri, halktan üye seçilmesi gibi konulara tepki gösterdiler. Fermandaki ekonomik haklar gayrimüslimleri güçlendirdi. Ticaret ve sanayide zenginleşerek azınlık burjuvazisi oluşturdular.

Islahat Fermanı’nın Bazı Maddeleri

  • Müslim ve gayrimüslimler kanun önünde eşit olacak.
  • Irk, din, dil farkı gözetilmeyecek, mezhep üstünlüğü olmayacak.
  • Kimse din değiştirmeye zorlanmayacak.
  • Patrikhanelerde yeni meclisler kurulacak, kararlar Babıali onayından sonra yürürlüğe girecek.
  • Gayrimüslimleri aşağılayan ifadeler kullanılmayacak.
  • Yabancılar mülk sahibi olabilecek.
  • Müslim-gayrimüslim davaları için karma mahkemeler kurulacak.
  • Gayrimüslimlerin şahitliği kabul edilecek, kendi inancına göre yemin edebilecek.
  • Devlet hizmetleri, askerlik, okullara ayrım yapılmaksızın tüm tebaa kabul edilecek.
  • Gayrimüslimler okul açabilecek.
  • Cizye vergisi kaldırılacak, gayrimüslimler askerlik yapacak veya bedelini ödeyecek.
  • Tüm tebaa aynı vergiyi ödeyecek.

Tanzimat Dönemi Reformlarının Türk Düşünce Dünyasına Etkileri

Tanzimat Dönemi, Türk düşünce tarihi için önemlidir. Köklü reformlar, siyasi ve sosyal düzeni değiştirdi. Zengin mültezimler, ulema, ayanlar, tüccarlar reformlara olumsuz tepki gösterdi. Karşı çıkma nedenleri dinî değil, siyasi ve ekonomik ayrıcalıklarını yitirme korkusuydu. Fermanların gayrimüslimlerle eşitlik amacı Müslümanları rahatsız etti. Gayrimüslimler, Islahat Fermanı’ndaki siyasi ve dinî haklardan memnun kaldı. Elde ettikleri haklar, bağımsızlık isteklerinin artmasına yol açtı. Fermanlar Avrupalıları memnun etti ancak uygulamada aksaklıklar oldu. Bu durum, Avrupalı devletlerin Osmanlı’nın iç işlerine müdahalesi için zemin oluşturdu. Reformcular Batı rasyonalist (akılcı) felsefeyi benimsedi. Osmanlılık: Kökeni ne olursa olsun vatandaşlık bağıyla bağlı üst kimlik düşüncesi. Yönetici ve aydınlar, halk için neyin iyi olduğunu sadece kendilerinin bildiğine inandı. Yeni okullardaki bazı gençler siyasi anlaşmazlık veya daha iyi eğitim için Avrupa’ya gitti. Batı kültürü etkisiyle kendi kültürlerine yabancılaştılar. Batı kültürünün kurumlarıyla birlikte alınmasını savundular. Medrese gibi geleneksel eğitim alanlar Batı kültürü yayılmasına tepki gösterdi. Bu kişiler, kültürel dinamiklere dayalı değişim istedi. Bu durum, ülkede aydınlar arasında kültür çatışmasına ve kültürel ikiliğe neden oldu. Batı kültürüyle temas sonucu pozitivist düşünce yayıldı. Müslümanlar ve gayrimüslimlerin hukuki eşitliği, devlet yönetiminde laikleşmenin bir işareti oldu. Dilde değişim ve sadeleşme tartışmaları yaşandı. Fransa ile ilişkiler nedeniyle Fransızca birçok kelime günlük dile girdi.

Meşrutiyet Dönemi

Tanzimat sonrası Kanun-ı Esasi’nin yürürlüğe girmesiyle Meşrutiyet Dönemi başladı. Reformlar devam etti. İlk modern anayasa hazırlandı. Seçimler yapıldı, Meşrutiyet Meclisi açıldı. Siyasi partiler kuruldu.

I. Meşrutiyet’in İlanı

Aydınlar, devletin çöküşünü engellemek için anayasalı yönetim ve halkın temsil edildiği meclis istedi. Meşrutiyet düşüncesini Namık Kemal, Ziya Paşa, Şinasi, Ali Suavi, Mithat Paşa savundu. Bürokrasi içinde Genç Osmanlılar ve Jön Türkler muhalefet hareketi ortaya çıktı. Batı’daki yeniliklerden etkilenip idareye karşı mücadele ettiler. Başlangıçta edebi yazılarla, sonra siyasi hareketle.

I. Meşrutiyet’e Giden Süreç

1876 Mayıs’ta darbeyle Abdülaziz indirildi, V. Murat getirildi. Kısa süre sonra V. Murat sağlık sorunları nedeniyle tahttan indirildi. Veliat II. Abdülhamit, Mithat Paşa ile görüşüp meşrutiyeti ilan etme sözü vererek tahta çıktı. Rusya savaş hazırlığı yapıyordu, Balkan isyanları vardı. Avrupalı devletlerin baskısıyla İstanbul (Tersane) Konferansı toplandı (23 Aralık 1876).

Kanun-ı Esasi

Osmanlı, azınlık ve aydın talepleri ile dış müdahaleyi önlemek için aynı gün meşrutiyete geçildiğini ilan etti. Türk tarihinin ilk anayasası Kanun-ı Esasi yürürlüğe kondu. Yeni yönetim anlayışı getirildi. Ancak tam bir meşruti yönetim değildi. Padişahın geniş yetkileri sınırlandırılamadı. Yürütme gücü padişahın denetimindeydi, hükümet padişaha karşı sorumluydu.

I. Meşrutiyet – Meclis ve Savaş

Mecliste siyasi grup/parti yoktu, muhalefeti engelledi. Meclis, Meclis-i Umûmi (Âyan Meclisi + Mebusan Meclisi) idi. Âyan üyeleri padişahça, Mebusan üyeleri seçimle belirleniyordu. İlk seçimler 1877’de yapıldı. Rusya 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nı (93 Harbi) ilan etti. Savaş Osmanlı aleyhine döndü.

I. Meşrutiyet’in Sonu

Savaşta alınan önlemler görüşülürken bazı meclis üyeleri padişahı sorumlu tuttu. Meclis, hükümet ve saray arasında gerilim oluştu. Sultan II. Abdülhamit, anayasanın verdiği yetkiyle meclisi 13 Şubat 1878’de süresiz tatil etti.

Sultan II. Abdülhamit Dönemi Reformları

II. Abdülhamit Dönemi’nde (1876-1909) yenileşme faaliyetleri hızla devam etti. Merkezi otoritenin güçlendirilmesine önem verdi. Politika amacı tüm tebaayı kaynaştırmaktı. Azınlıkların bağımsızlık isteği üzerine İslamcılık siyasetini uygulamaya koydu. Tüm Müslümanları inanç bağıyla payitahta bağlamaya çalıştı. Eğitim ve ulaştırma politikalarına önem verdi. Ulaşım ve haberleşmeye büyük önem verildi, demir yolları ve telgraf hatları döşendi. Merkezi otoritenin güçlendirilmesi amaçlandı. Yabancı dil bilen gençler Avrupa’daki siyasi/felsefi gelişmeleri takip etti. Bu durum, Batı kültürü etkisini artırdı ve kültürel değişimi hızlandırdı. Basın tarihinde sansürle anılsa da modern matbaalar kuruldu. Kitap ve basınla ilgili Avrupa gelişmeleri takip edildi, matbaa sayısı arttı. Hukuk alanında Adliye Nazırlığı modern bakanlık oldu. Hâkim ihtiyacını karşılamak için Mekteb-i Hukuk-i Şâhâne açıldı. Önemli hukuk eseri Mecelle (Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye) hazırlandı. Mecelle, Ahmet Cevdet Paşa başkanlığındaki komisyonca derlendi. O dönemin en önemli medeni hukuk eseriydi. Toplumsal değişimle eğlence kültürü yayıldı. Sinema, tiyatro, opera gibi kültürel faaliyetler yapıldı. Âsâr-ı Atîka Nizamnamesi ile müzecilik gelişti. Spor kulüpleri kuruldu: Beşiktaş (1903), Galatasaray (1905), Fenerbahçe (1907).

II. Meşrutiyet’in İlanı

II. Abdülhamit yönetimine karşı Jön Türkler (muhalefet) İttihat ve Terakkî Partisi’ni kurdu. İttihat ve Terakkî baskılarıyla Sultan II. Abdülhamit, 24 Temmuz 1908’de Kanun-ı Esasi’yi yeniden yürürlüğe koydu. Böylece II. Meşrutiyet Dönemi başladı. İlanı heyecanla karşılandı. Meclis-i Mebusan yeni dönemin ilk toplantısını yaptı (17 Aralık 1908).

II. Meşrutiyet Dönemi – Yönetim ve Partiler

II. Meşrutiyet Dönemi, Türk demokrasi tarihi açısından önemlidir. Kanun-ı Esasi’deki değişikliklerle padişah yetkileri azaldı. Temel hak ve hürriyetler, örgütlenme, basın özgürlüğü genişledi. Osmanlı vatandaşları cemiyet kurma hakkı kazandı. Yönetim meşrutiyetçi yapıya kavuştu, parlamenter hükümet modeli benimsendi. Birçok siyasi parti kuruldu, çok partili rejim uygulandı (1908-1913).

İttihat ve Terakkî Cemiyeti

İktidar mücadelesinde İttihat ve Terakkî Cemiyeti ve Ahrar Fırkası etkili oldu. Genel seçimler yapıldı (1908, 1912, 1914, 1919). Dönemin en önemli aktörü İttihat ve Terakkî Cemiyeti idi. 1913 Babıali Baskını ile yönetimi tamamen ele geçirdi. İktidarda olduğu dönemde milliyetçi ve Batı yanlısı politika izledi. Eğitimin çağdaşlaşmasına, hukukun laikleşmesine önem verdi. Milliyetçi kültür derneklerini (Türk Ocağı) destekledi. Girişimciliği ve kooperatifçiliği destekledi.

Meşrutiyet Dönemi Düşünce Akımları

  • Osmanlıcılık
  • Türkçülük
  • İslamcılık
  • Batıcılık

Osmanlıcılık

Osmanlı modernleşmesinde etkili olan ilk akımdır. İç ve dış baskılar sonucu ortaya çıktı. Savunucuları: Namık Kemal, Şinasi, Ziya Paşa. En önemli etken, milliyetçilik akımıyla azınlıkların isyan etmesiydi. Amaç: Ülkenin sorunlarını modern dünyaya ve gayrimüslim isteklerine göre çözmek. Din ve ırk farkı olmaksızın tüm milletlerin eşit haklara sahip olması amaçlandı. Tanzimat ve Islahat Fermanları’nın ana fikri “Osmanlı vatandaşlığı” ve “Osmanlı vatanperverliği” oldu. Amaç, din, ırk, mezhep kavramlarının üzerinde bir üst kimlik oluşturmaktı. Balkan milletlerinin isyanları ve savaşlarıyla son buldu.

İslamcılık

İslamcılık, Tanzimat Dönemi’nde muhalif çevrelerce ortaya çıktı. Tanzimat’ın Batı’yı örnek alması ve gayrimüslimlerle eşitliği, bazı Müslümanlarca benimsenmedi. Din birliğine dayalı bir milliyetçilik anlayışı geliştirdiler. Savunucuları: Said Halim Paşa, Mehmet Akif Ersoy, Babanzade Ahmet Naim. Müslümanların siyasi birliğini savunan Panislamizm, Abdülaziz zamanında politika oldu. II. Abdülhamit tarafından devlet politikası haline getirildi.

Türkçülük

Devletin dağılmasını engellemek için ortaya çıktı (19. yy son çeyreği). Balkan Savaşları’ndan sonra güçlendi. Amaç: Tüm Türk halklarının kültürel ve politik birliği ile yükselmesi. İlk izleri edebiyatta görüldü. Macar Türkologların çalışmaları, Orhun Kitabeleri’nin okunması aydınları etkiledi. Fikri şekillenmesinde Rusya Türklerinden isimlerin etkisi oldu. Etkili isimler: Yusuf Akçura, İsmail Gaspıralı, Ahmet Ağaoğlu. Türk Ocağı (1912) ve İttihat ve Terakkî’nin etkisiyle güçlendi. Devlet politikalarında belirleyici olmaya başladı. Önde gelen temsilcileri: Ziya Gökalp, Mehmet Emin, Necip Âsım, Süleyman Paşa.

Batıcılık

Osmanlı’da etkili olan akımlardan biridir. Batı’nın bilimsel, askeri, teknolojik yeniliklerinden faydalanılması gerektiğini savundu. Tek kurtuluş yolunun, zamana uygun çağdaş devlet ve millet modeli oluşturmak olduğunu savundular. Batı bir medeniyet olarak kabul edilmeliydi, ancak bilinçsiz taklit olmamalıydı. Batı’dan neyin alınacağı konusunda ayrılıklar vardı. Abdullah Cevdet (“İçtihad” dergisi yazarı), Batı’nın her şeyiyle alınmasını savundu. Celal Nuri (ılımlı Batıcı), sadece teknik gelişmelerin alınması gerektiğini düşündü. Cumhuriyet Dönemi’nde de etkisini sürdürdü. Önemli temsilcileri: Abdullah Cevdet, Celal Nuri, Tevfik Fikret.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*