Türklerde Toplumsal Yapı / 2. Ünite: Türkistan’dan Türkiye’ye Türklerde Toplumsal ve Ekonomik Hayat | Maarif Modeli

ders notları

Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi dersinin 2. ünitesi, “Türkistan’dan Türkiye’ye Türklerde Toplumsal ve Ekonomik Hayat” konularını kapsar. Bu sayfada TKMT 2.1 “Türkistan’dan Türkiye’ye Türklerin toplumsal yapısında meydana gelen değişime ilişkin tarihsel empati kurabilme” öğrenme çıktısına yönelik Türklerde Toplumsal Yapı ders notları yer almaktadır. İslamiyet öncesi Türklerde aile yapısı, toplumsal teşkilatlanma, konargöçer yaşam ve yerleşik hayata geçiş ele alınmaktadır. Türk-İslam devletleri ve Osmanlı döneminde din ve inanış, kutlamalar, giyim-kuşam ve yeme-içme kültüründeki değişimler incelenmektedir. Ahilik, vakıflar, imece ve sosyal yardımlaşma örnekleri üzerinden Türk toplumunda dayanışmanın sürekliliği açıklanmaktadır. Cumhuriyet dönemindeki toplumsal dönüşümler ise karşılaştırmalı tablolar ve sınav notlarıyla desteklenmektedir.

2. ÜNİTE: TÜRKİSTAN’DAN TÜRKİYE’YE TÜRKLERDE TOPLUMSAL VE EKONOMİK HAYAT · TKMT 2.1

2.1 TÜRKLERDE TOPLUMSAL YAPI

Bütünleşik Öğrenci Ders Notu

Konu Haritası: Türklerde Toplumsal Yapının Değişimi ve Sürekliliği

Alan

Türkistan’dan Türkiye’ye Temel Değişim

Aile

Oguş temelli küçük aile → Türk-İslam aile yapısı → Osmanlı’da geniş/çekirdek aile örnekleri → Tanzimat sonrası dönüşüm → Cumhuriyet’te medeni hukuk ve çekirdek ailenin yaygınlaşması

Hayat tarzı

Konargöçer yaylak-kışlak düzeni → Uygurlarla belirgin yerleşik hayat → Anadolu’da köyleşme ve şehirleşme → Osmanlı iskân politikaları → Cumhuriyet’te yerleşik hayatın yaygınlaşması

Din ve inanış

Gök Tanrı, tabiat ve atalarla ilgili inançlar → İslamiyet’in kabulü → tekke, medrese, cami ve külliye çevresinde dinî hayat → Tanzimat’ta kurumsal ayrışma → Cumhuriyet’te laiklik ve Diyanet

Kutlamalar

Toy, bahar ve Nevruz kutlamaları → ramazan ve kurban bayramları ile birleşen gelenekler → Osmanlı törenleri ve Hıdırellez → II. Meşrutiyet’te millî bayram → Cumhuriyet millî bayramları

Giyim-kuşam

Bozkırın işlevsel deri/yün/keçe kıyafetleri → Selçuklu dokuma kültürü → Osmanlı’da statü ve dinî aidiyetin görünür etkisi → Tanzimat’ta Avrupa modası → Cumhuriyet’te modern ve sade giyim

Yeme-içme

Hayvancılık ağırlıklı bozkır mutfağı → İslami sofra adabı → Selçuklu ve Osmanlı mutfak çeşitliliği → yeni ürünler ve alafranga sofra → Cumhuriyet’te üç öğün ve geleneksel-modern sentez

Yardımlaşma

Aile-akraba dayanışması ve imece → Ahilik ve vakıflar → külliyeler ve hayır kurumları → XIX. yüzyılda modern sosyal yardım cemiyetleri → Cumhuriyet’te devlet, vakıf ve sivil toplum iş birliği

1. Türk Toplumsal Yapısının Temel Dinamikleri

1.1. Toplumu Ayakta Tutan Unsurlar

  • Türk toplumunun temelinde güçlü aile yapısı vardır; aile, toplumsal düzenin ve kültürel aktarımın çekirdeği kabul edilmiştir.
  • Yardımlaşma ve dayanışma; zorlu hayat şartlarında birlik duygusunu güçlendirmiş, aileden akrabalığa ve kurumsal hayır faaliyetlerine kadar genişlemiştir.
  • Dil, kültür, gelenek, dinî değerler ve ortak tarih bilinci kimliğin korunmasında etkili olmuştur.
  • Vakıf, imarethane, Ahilik ve daha sonraki sosyal yardım kurumları dayanışmayı kurumsal hâle getirmiştir.
  • Türklerin geniş coğrafyalara dağılmalarına rağmen kimliklerini korumalarında aile, dil ve ordu yapısına verilen önem etkili olmuştur.
  • Geçmişten günümüze büyükleri sayma, küçüklere sevgi gösterme, misafirperverlik, komşuluk, bayramlaşma, düğün ve toplu kutlamalar ortak kültürel izler olarak varlığını sürdürmüştür.

1.2. Temel Kavramlar

Kavram

Açıklama

Modernleşme / çağdaşlaşma

Toplumun kurum, yaşam biçimi ve düşünce dünyasında çağın şartlarına göre dönüşmesi.

İmarethane

Yoksullara, öğrencilere ve yolculara yiyecek dağıtmak için kurulan hayır kurumu.

Boy

Ortak bir atadan geldiğine inanılan, sosyal ve ekonomik bağlarla örgütlenen geleneksel topluluk.

Vakıf

Bir hizmetin devamı için mal veya gelirin belirli şartlarla kalıcı biçimde tahsis edilmesi.

Şehirleşme

Yerleşik kent hayatının, şehir nüfusunun ve şehir kurumlarının gelişmesi.

Sosyal güvenlik

Hastalık, yaşlılık, işsizlik, malullük, ölüm ve benzeri riskler karşısında gelir ve sağlık güvencesi sağlayan uygulamalar bütünü.

Bayram

Millî veya dinî bakımdan önem taşıyan ve ortak biçimde kutlanan gün veya günler.

Konargöçer

Yaylak ve kışlak arasında düzenli hareket eden, hayvancılığa dayalı yaşam sürdüren topluluk.

Aile

Evlilik ve kan bağına dayanan, toplumun en küçük ve temel sosyal birliği.

2. Türk Aile Yapısı

2.1. İslamiyet Öncesi Türklerde Toplumsal Basamaklar

Basamak

Oluşumu / Özelliği

Oguş

Aile. Toplumun temelini oluşturur ve kan bağına dayanır.

Urug

Ailelerin birleşmesiyle oluşur.

Boy

Urugların birleşmesiyle oluşur.

Budun

Boyların birleşmesiyle oluşan; ortak dil, kültür ve geleneklere sahip topluluktur.

İl

Budunun siyasi teşkilatlanmasıyla oluşan devlet yapısıdır.

2.2. İslamiyet Öncesi Türk Ailesinin Özellikleri

  • Temel aile tipi anne, baba ve çocuklardan oluşan küçük/çekirdek ailedir; aynı yerde yaşayıp işleri ve geliri paylaşan topluluğa “ev halkı” denmiştir.
  • Aile ve akrabalık bağları toplumsal hayatın temelidir. Küçükler büyüklere saygı gösterir, büyükler küçüklere şefkatle yaklaşır.
  • “Baba ailesi” tipinde baba; geçimi sağlama, koruma ve yetişen çocukları evlendirme görevlerini üstlenmiştir.
  • Anne de aile içinde söz sahibidir; eş “evdeş” yani ev arkadaşı olarak görülmüştür. Ev ve maddi varlığın eşlerin ortak malı olduğu örnekler aktarılır.
  • Aile içinde iş bölümü vardır; yetişen oğullar evlendirilerek ayrı aile kurmaya teşvik edilmiştir. Küçük oğulun anne-babayla kalıp yaşlılıklarında onlara bakması ve kalan çadır/mala sahip olması gelenekler arasında yer almıştır.
  • Konargöçer aile hayatı çoğunlukla çadırda sürmüştür. Çadırlar yazın serin, kışın sıcak tutacak biçimde yapılmıştır.
  • Dışarıdan evlilik (exogamy) ve küçük aile yapısı, tek eşliliğin yaygınlaşmasıyla ilişkilendirilmiştir.
  • Evlilik; söz kesme, nişan ve düğün aşamalarıyla gerçekleşmiştir. Görücü/aracı usulüyle eş seçme örnekleri vardır.
  • Kalın, kız ailesine verilen aile malıdır; başlık ise evlilik sırasında verilen hediye niteliğinde değerlendirilmiştir. Çeyiz, kızın baba evinden getirdiği mal ve eşyadır.
  • Kadınların ata binme, avlanma ve savaşma gibi faaliyetlerde bulunabildiği; bazı dönemlerde boy ve devlet yönetiminde etkili oldukları aktarılmaktadır.
  • Boşanma töre açısından hoş karşılanmadığı için nadir görülmüş; bazı kaynaklarda çoğunlukla erkeğin yetkisinde olmakla birlikte kötü muamele gibi durumlarda kadının da boşanma isteyebildiği belirtilmiştir.
  • Boşanmada kusur erkeğe aitse kalını geri alamaması ve kadının çeyizini iade etmesi gerektiği aktarılır.
  • “Ev bark sahibi olmak” ifadesi yuva kurmayı anlatır; bark kelimesi Orhun Yazıtları’nda mabet anlamında da kullanılmıştır. Bu kullanım, evin kutsallığı düşüncesiyle ilişkilendirilmiştir.

2.3. Türk-İslam Devletlerinde Aile

  • İslamiyet’in kabulüyle törenin yanında İslam hukuku da gündelik hayatı düzenlemeye başlamış; örf ve âdetlerle İslami kurallar birleşerek Türk-İslam aile yapısını oluşturmuştur.
  • Aile yine anne, baba ve çocuklardan oluşan temel toplumsal kurum olarak önemini korumuştur.
  • Baba ailenin reisi ve geçim-güvenlik sorumlusu kabul edilirken annenin de söz hakkı ve aile içi etkisi sürmüştür.
  • Kadın, aile içinde erkeğin yalnızca yardımcısı değil ortağı olarak değerlendirilmiştir.
  • Çocukların bakımı ve yetiştirilmesi aile sorumluluğudur. Bazı kaynaklarda kız çocuğunun anne, erkek çocuğunun baba sorumluluğunda olduğu belirtilir.
  • Evlatlık edinme ve süt kardeşliği gibi uygulamalar görülmüştür.
  • Çok eşlilik hukuken mümkün olsa da Türk toplumlarında yaygın bir aile modeli hâline gelmemiş; Dede Korkut anlatılarındaki Oğuz beyleri çoğunlukla tek eşli tasvir edilmiştir.
  • Anadolu Selçuklularında evliliklerin çoğu görücü usulüyle yapılmış; taraflar birbirlerinin ailelerini araştırmıştır.
  • Mehir, İslam hukukuna göre kocanın kadına verdiği ve bütünüyle kadının malı olan ekonomik güvencedir. Çeyiz ve bazı bölgelerde başlık/nikâh parası uygulamaları da sürmüştür.
  • Bacıyan-ı Rum adı verilen kadın yapılanması, kaynaklarda kadınların sosyal, ekonomik, kültürel, askerî ve siyasi hayattaki etkinliğinin örneği olarak yorumlanmıştır.

2.4. Türk-İslam Ev Mimarisi

  • Selçuklu evleri kerpiç, tuğla veya ağaçtan yapılmış; çatı ya da damla örtülmüştür.
  • Sofa, evin günlük hayatında önemli ortak mekândır; gündelik yaşamın büyük bölümü burada geçmiştir.
  • Evin bir odası mutfak olarak kullanılmış ve “aşlık / aşevi” adı verilmiştir.

2.5. Osmanlı Klasik Dönemi’nde Aile

  • Osmanlı ailesi; Müslüman, Hristiyan ve Yahudi toplulukları kapsayan geniş bir kültürel coğrafyanın parçasıdır; bu nedenle tek tip bir Osmanlı aile modeli yoktur.
  • Aile hayatı; çocukların eğitimi ve beslenmesi, karı-koca ilişkileri, geçim, güvenlik, ev yönetimi ve gündelik iş bölümü etrafında şekillenmiştir.
  • Erkeğin temel sorumluluğu geçim ve güvenliktir; kadınlar evin düzeni ve çocukların yetiştirilmesinde önemli rol üstlenmiştir.
  • Kırsal ve üretici çevrelerde birkaç kuşağın bir arada yaşadığı geniş aile modeli yaygınlaşabilmiştir. Üretim, yıllık tüketim stoklarının hazırlanması ve çocukların eğitimi kuşaklar arası iş birliğiyle yürütülmüştür.
  • Baba otoritesi geleneksel olarak güçlü olsa da hukuken sınırsız değildir; aile içi hakemlik ve velayet görevleriyle ilişkilidir.
  • XVI. yüzyıl Bursa verilerinde çocuksuz ve az çocuklu ailelerin önemli oranlara sahip olduğu; XVII. yüzyıl İstanbul ve Edirne tereke araştırmalarında erkeklerin %92’den fazlasının tek kadınla evli olduğu ve ortalama çocuk sayısının yaklaşık iki olduğu aktarılmaktadır.
  • Kadınların mülk sahibi olma ve miras hakları vardır. Koca, karısının malı üzerinde onun izni olmadan tasarruf edemez; geçim sorumluluğu kocaya aittir.
  • Mehir kadının mülküdür ve ekonomik güvence sağlar.
  • Kimsesiz, yetim ve öksüz çocuklar ile zor durumdaki ailelerin çocukları ailelere alınabilmiştir.
  • Şehirli Osmanlı evinde avlu ve bahçe ortak mekândır; yüksek ve kalın duvarlar mahremiyet sağlar. Bir veya iki odanın mutfak, oturma ve yatak işlevini birlikte karşıladığı küçük fakat kullanışlı evler yaygındır.
  • İbn Battuta, Anadolu’da kadınlara gösterilen saygının dikkat çekici olduğunu belirtmiştir.

2.6. Tanzimat Sonrası Ailede Değişim

  • Tanzimat Dönemi’yle başlayan hukuki ve toplumsal düzenlemeler, Klasik Dönem aile yapısında değişimi hızlandırmıştır.
  • Özellikle üst tabaka ailelerde Batı’ya yönelen kültürel yaşam, konak ve yalı hayatı, dadı ve Fransız mürebbiyelerin kullanılması gibi yeni unsurlar görülmüştür; alt tabakalar ise geleneksel yaşamı büyük ölçüde sürdürmüştür.
  • Aile üyeleri arasındaki geleneksel denetim kısmen gevşemiş, kadın ve gençlerin kişisel özgürlük alanları genişlemeye başlamıştır.
  • Evlilik; tarafların iradesi, aile büyüklerinin onayı, kız isteme, nişan ve nikâh aşamalarıyla yürütülmüştür. Nikâh yetkili kişilerce kıyılmış ve şehirlerde şer’iye sicillerine kaydedilmiştir.
  • Boşanma fazla yaygın değildir; hem erkek hem kadın hukuken boşanma talebinde bulunabilse de uygulamada kadınların bu hakkı kullanması daha sınırlı kalmıştır.
  • XIX. yüzyılın ikinci yarısında çok eşlilik nadirdir; 1885 ve 1907 İstanbul nüfus sayımlarına dayalı araştırmalar çekirdek ailenin yaygınlaştığını göstermektedir.
  • 25 Ekim 1917 tarihli Hukuk-ı Aile Kararnamesi; nişan, evlenme, boşanma, çok eşlilik ve gayrimüslimlerin aile hukukuna ilişkin düzenlemeler getirmiştir.
  • Kararname, devlet izni dışında yapılan evlenmeleri tanımama, çok eşliliği ilk eşin rızası gibi şartlarla daraltma ve erkeğin tek taraflı boşanma yetkisini sınırlandırma yönünde adımlar atmıştır; 19 Haziran 1919’da yürürlükten kaldırılmıştır.
  • Aile bağlarının zayıflamasıyla kimsesiz çocuklar için 1863’ten itibaren ıslahhaneler; kimsesiz çocuk ve yaşlılar için 1896’da Darülaceze kurulmuştur.

2.7. Cumhuriyet Dönemi’nde Aile

  • 1926 Türk Medeni Kanunu aile hukukunu laik ve yazılı hukuk çerçevesinde yeniden düzenlemiş; resmî nikâhı ve tek eşliliği esas hâline getirmiştir.
  • Boşanma mahkeme kararıyla mümkün hâle gelmiş, kadınların eğitim ve çalışma hayatına katılımı desteklenmiştir.
  • Geniş aileden çekirdek aileye geçiş hızlanmış; kentleşme ve tüketim kalıpları aile yapısını dönüştürmüştür.
  • Kız çocuklarının eğitime katılımının teşvik edilmesi, kadınların kamusal görünürlüğünü artırmıştır.
  • 6 Kasım 1933’te Demircidere köyünde muhtar seçilen Gül (Esin) Hanım, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın muhtarı olarak anılmaktadır.
  • Günümüz Türkiye’sinde hem kırsal hem kentsel alanda çekirdek aile yaygındır; bununla birlikte aile, bireyi koruma-kollama ve destekleme işlevini güçlü biçimde sürdürür.
  • Toplumsal değişim, büyük ailenin çözülmesi, çocuk ve yaşlı bakımının çekirdek aile üzerinde yoğunlaşması, tüketim baskısı ve aile içi huzursuzluk gibi yeni sorunlar doğurabilmektedir.

3. Türklerde Konargöçerlik ve Yerleşik Hayat

3.1. Yaylak-Kışlak Düzeni

  • Türkistan’ın iklim ve coğrafi şartları, hayvancılığa dayalı konargöçer hayatın gelişmesinde etkili olmuştur.
  • Yazın geçirilen yere yaylak, kışın geçirilen yere kışlak denmiştir; bu kavramlar Orhun Yazıtları ve Eski Türkçe metinlerde yer alır.
  • Kışın dağların güney yamaçları, nehir vadileri ve orman kenarları gibi rüzgârdan korunaklı “kuytu” yerler tercih edilmiştir.
  • Dağların rüzgâra açık kuzey taraflarına “kuz” denmiş; yazın serin ve yağışlı olan kuz kesimler yaylak olarak kullanılmıştır.
  • Konargöçerlik, sürekli ve sınırsız göçebelikten farklıdır; belirli yaylak-kışlak sahaları arasında düzenli hareket eden ve ürünlerini yerleşik toplumlara pazarlayan bir hayat ve iktisadi faaliyet biçimidir.
  • Kışlak bölgelerinde küçük yerleşimlerin oluşması, konargöçer toplulukları yerleşik hayata yakınlaştırmıştır.

3.2. Göç, Üretim ve Günlük Hayat

  • Göçlerde çift hörgüçlü develer ve üstü kapalı kağnılar kullanılmış; bu araçlar yolculuk sırasında birer hareketli konut işlevi görebilmiştir.
  • Yaylaya göç şarkılar, güzel kıyafetler ve toplu hareketlilikle bir şenliğe dönüşebilmiştir.
  • Yaz mevsimi sürülerin bakımı, hayvansal ürünlerin işlenmesi, yün kırkma ve dokuma gibi üretim faaliyetleriyle geçmiştir.
  • Erkekler avcılıkla da uğraşmıştır. Misafir geldiğinde koyun kesilmesi, misafirperverliğin güçlü örneklerinden biridir.

3.3. Türk Çadırı

Bölüm / Unsur

Özellik

Direk sistemi

Yaklaşık 10-14 ahşap sırık tepe noktasında birleştirilir ve çevresi keçeyle kaplanır.

Keçe yalıtımı

Yazın serinlik, kışın sıcaklık sağlar; çadırın taşınabilir ve dayanıklı olmasını kolaylaştırır.

Damgalar

Keçe örtüler üzerinde aile veya boya ait damgalar bulunabilir.

Eşik

Kapı/eşik özel önem taşır.

Gök penceresi

Tepedeki açıklık duman çıkışı ve hava dolaşımı sağlar; “göğün gözü” olarak adlandırılır.

Ocak / korluk

Çadırın ortasındaki ısınma ve yemek pişirme alanıdır.

Halı-kilim-keçe

İç yüzeyleri kaplar; hem yalıtım hem estetik amaç taşır.

Sol taraf

Erkekler ve misafirler için oturma alanıdır.

Kadınlar / mutfak alanı

Günlük ev işleri ve mutfak eşyalarının bulunduğu bölümdür.

Başköşe

Kapının karşısında aile reisi veya önemli misafir için ayrılan yerdir.

3.4. İslamiyet Öncesinde Yerleşik Hayata Geçiş

  • Göktürkler Dönemi’nde bazı bölgelerde tarım ve yerleşik hayat görülmüştür; gelişmiş merkezlerin varlığı bunun göstergesidir.
  • 744’ten sonra Uygurlar Dönemi’nde şehirleşme belirginleşmiş; Ordubalık (Karabalasagun) ve Beşbalık gibi şehirler kurulmuştur.
  • Turfan bölgesinin verimli tarım alanları, Uygurların yerleşik hayatını desteklemiştir.

3.5. Anadolu’da Yerleşme ve Şehirleşme

  • Türkler Anadolu’ya hem konargöçer topluluklar hem de şehir kültürüne sahip yerleşik gruplar hâlinde gelmiştir.
  • Yerleşikler fethedilen eski şehirlerin çevresine yerleşip mesleklerini sürdürmüş; konargöçerler yayla, vadi, otlak, sulak ova, dere ve orman kenarlarını tercih etmiştir.
  • Malazgirt Zaferi’nden sonra Türkmenler Anadolu’nun içlerine hızla yayılmış; dağ, geçit, ova, nehir ve göllere kendi adlarını vermiştir. Bu yer adları Anadolu’nun Türkleşmesinin kültürel izlerini taşır.
  • XIII. yüzyıl sonlarına doğru Anadolu nüfusunun yalnız yaklaşık %10’unun köylerde yaşadığına ilişkin bir araştırma vardır; göçlerin azalması ve siyasi istikrarla köyleşme hızlanmıştır.
  • Toprağa bağlanma ve köyleşme, siyasi birliğin kurulmasını ve düzenin kalıcılaşmasını kolaylaştırmıştır.
  • Ahiler, şehre gelen gençlere meslek öğretmiş, iş kurmalarına yardım etmiş ve yeni mahallelerin kurulmasına katkı sağlamıştır.
  • Selçuklu şehirleri genel olarak iç kale, şehristan ve dış mahallelerden oluşmuştur. Pazarlar çoğunlukla dış mahallelerde, esnaf grupları ise belirli sokaklarda örgütlenmiştir.
  • Vakıf eserleri şehirleşmenin ve sosyal hizmetlerin temel araçlarından biri olmuştur.

3.6. Osmanlı Konargöçerleri

  • Osmanlı kaynaklarında konargöçerler için göçer, haymane taifesi, göçebe taifesi, yörük, yörükân ve Türkmen taifesi gibi ifadeler kullanılmıştır.
  • Batı Anadolu’ya yerleşen konargöçerler Osmanlı Beyliği’nin kuruluşunda önemli rol oynamıştır.
  • Her topluluğun yaylak ve kışlak sahaları devletçe belirlenmiş; konargöçerlerin ekonomik ve idari hayatı için özel kanunnameler düzenlenmiştir.
  • Aşiretler yaylaklarda hayvancılık, kışlaklarda tarım yapabilmiş; kışlaklar zamanla mezra ve köylere dönüşmüştür.
  • 1520’lerde Anadolu Beylerbeyliği nüfusunun yaklaşık %15’inin göçer olduğu; Ankara, Kütahya, Menteşe, Aydın, Saruhan, Teke ve Hamid sancaklarında yoğunlaşmanın yüksek olduğu belirtilir.
  • Konargöçerlerin adli ve idari işleri kadılar, mali işleri ve vergi tahsili voyvodalar/Türkmen ağaları tarafından yürütülmüştür.
  • Başlıca vergilerden biri koyun üzerinden alınan adet-i agnâm / resm-i agnâmdır; kaynakta her iki koyun için bir akçe uygulamasından söz edilir.
  • Osmanlı Devleti XVII. yüzyıl sonlarına kadar genel ve sistemli bir iskân politikası uygulamamış; 1691’den itibaren yerleştirme politikaları belirginleşmiştir.
  • XIX. yüzyıl sonlarında bozulan ekonomik düzeni toparlamak amacıyla terk edilmiş alanlara aşiret yerleştirme ve ticaret-ulaşım-tarım açısından önemli noktalarda yeni köy/kasaba kurma gibi iskân politikaları uygulanmıştır.
  • Vakıflar aracılığıyla cami, medrese, han, hamam, imaret ve kervansarayların kurulması; Bursa gibi şehirlerin büyümesini hızlandırmıştır. Orhan Gazi’nin Bursa’daki külliyesi bunun erken örneklerindendir.

3.7. Cumhuriyet Dönemi’nde Yerleşik Hayat

  • 1926 İskân Kanunu ile konargöçer aşiretlerin uygun köylere yerleştirilmesi ve ülke ekonomisine daha düzenli biçimde katılması hedeflenmiştir.
  • Hayvancılıkla geçinen toplulukların mera imkânı olan yerlere yerleştirilmesine önem verilmiştir.
  • 1960’lardan itibaren şehirleşme, tarım arazilerinin genişlemesi, yaylak-kışlak yollarının daralması, iletişim ve eğitim ihtiyaçları konargöçerliği hızla azaltmıştır.
  • Günümüzde konargöçerlik çoğu yerde yazın yaylaya çıkma geleneğine dönüşmüştür; kültür, kilimlerde, yer adlarında ve sözlü anlatılarda yaşamaktadır.
  • Sarıkeçili Yörükleri, Mersin çevresinde geleneksel yaylak-kışlak hayatını sürdüren önemli örneklerden biridir; kışları Silifke-Gülnar-Anamur sahilleri, yazları Konya’nın Seydişehir-Beyşehir yaylaları kullanılır.
  • Avşar, Eymir, Bayat, Sarılı, Yahyalı, Fakihli, Ağcakoyunlu, Ağıl, Kışlak, Alan gibi yer adları konargöçer hayatın izlerini taşır.
  • Cumhuriyet’in ilk yıllarında Ankara, İzmir ve diğer şehirlerde planlı imar, ulaşım ağı, bataklıkların kurutulması ve yeni yerleşim projeleri çağdaşlaşmanın parçası olmuştur.

4. Türklerde Din ve İnanış

4.1. İslamiyet Öncesi İnanç Dünyası

  • İslamiyet öncesi Türk topluluklarında Gök Tanrı/Tengri inancı önemli bir yer tutmuştur. Hunlarda ve Göktürklerde Tengri kavramı kullanılmış, Tonyukuk Yazıtı’nda “Türk Tanrısı” ifadesi yer almıştır.
  • Orhun Yazıtları’nda Tanrı, Iduk, Umay, Yer-su ve Yuğ gibi dinî kavramlar görülür.
  • Tabiatın Tanrı tarafından yaratıldığı düşüncesi; dağ, kaya, ağaç, ırmak ve orman gibi unsurlara saygı gösterilmesini desteklemiştir. Özellikle bazı dağlara kutsallık atfedilmiştir.
  • Atalar kültünde ataların ruhlarına saygı gösterilmiş ve kurban sunulmuştur. Türbe ziyaretlerinin bazı yönleri bu eski geleneklerle ilişkilendirilmiştir.
  • Ölen kişi için yuğ töreni yapılmış; mezarın belirgin olması için kurgan veya taş yığınları oluşturulmuştur. Öteki dünya inancıyla değerli eşyalar ve kimi zaman atlar mezara bırakılmıştır.
  • Hun kurganlarında at iskeletlerinin bulunması, atın kurban ve mezar geleneğindeki önemini gösterir.
  • Dinî ve mistik otoriteyi temsil eden kişilere kam veya şaman denmiştir.
  • Uygurlar Budizm ve Maniheizm’e; Hazar yönetici çevresi Yahudiliğe; Peçenek, Kuman ve Tuna Bulgarlarının önemli bölümü Hristiyanlığa yönelmiştir.

4.2. Türklerin İslamiyet’i Kabulü

  • VII-X. yüzyıllar Türklerin İslam dünyasıyla askerî mücadele, ticaret, siyasi ilişkiler ve kültürel temas yoluyla karşılaştığı uzun bir tanıma dönemidir.
  • Sufiler ve din âlimleri, özellikle Ahmed Yesevî geleneği, İslamiyet’in Türk toplulukları arasında yayılmasında etkili olmuştur.
  • XI. yüzyılın başlarında Oğuzların büyük bölümü Müslümanlaşmış; Türk-İslam kültürü Karahanlılar, Selçuklular, Harezmşahlar ve diğer Türk devletlerinde gelişmiştir.
  • Türklerin İslamiyet’i benimserken eski kültürel kimliklerini bütünüyle terk etmedikleri; bazı geleneklerin yeni dinî çerçeve içinde yaşamaya devam ettiği görülür.
  • Gök Tanrı inancındaki yüce Tanrı düşüncesi ile İslam’daki Allah inancı arasında kurulan benzerlik; ahiret, ruhun devamlılığı, ahlak, vatan sevgisi, adalet ve şehitlik gibi temalarla birlikte İslamlaşmayı kolaylaştıran unsurlar arasında değerlendirilmiştir.
  • Türkler kısa sürede İslam dünyasında güçlü siyasi aktörler hâline gelmiş ve İslam dünyasının savunulmasında önemli rol üstlenmiştir.

4.3. Selçuklu ve Türk-İslam Dünyasında Dinî Hayat

  • Anadolu Selçukluları Dönemi’nde Orta Asya, Maveraünnehir ve Horasan’dan gelen âlim ve sufiler dinî hayatın gelişmesinde önemli rol oynamıştır.
  • Selçuklu sultanları ve devlet adamları âlimleri ve sufileri himaye etmiş; medrese, cami ve diğer dinî-kültürel kurumlar kurulmuştur.
  • Şehirlerde medrese merkezli kitabi din anlayışı daha güçlü iken kırsal ve konargöçer topluluklarda sözlü tasavvuf geleneği ve eski inanç unsurlarının izleri daha belirgin olabilmiştir.
  • İnce Minareli Medrese gibi yapılar, dinî-kültürel kurumların şehir hayatındaki önemini gösterir.

4.4. Osmanlı Devleti’nde Din ve Toplumsal Hayat

  • İslamiyet, Osmanlı Devleti’nde devlet ve toplumu bir arada tutan temel unsurlardan biridir. Farklı din ve mezheplere karşı denge siyaseti toplumsal düzen açısından önem taşımıştır.
  • Müslümanların doğumdan ölüme kadar günlük yaşamı; yeme-içme, temizlik, ticaret, üretim, siyaset ve aile ilişkileri gibi birçok alanda dinî kurallarla iç içe olmuştur.
  • Din işleri, başında şeyhülislamın bulunduğu meşihat makamı tarafından yürütülmüş; fetva, eğitim ve yargı gibi görevler ilmiye sınıfıyla bağlantılı olmuştur.
  • Mescitler mahallelerde cemaat oluştururken külliye camileri şehir çapında dinî-kültürel merkezler hâline gelmiştir.
  • Cami çevresinde kahvehane, imarethane, darüşşifa gibi sosyal kurumların bulunması dinî hayat ile sosyal hizmetlerin iç içeliğini gösterir.
  • Selimiye gibi külliyeler, ibadet yanında devlet-halk iletişimi ve sosyal yardım merkezi olarak da işlev görmüştür.
  • XIX. yüzyıldan ve özellikle Tanzimat’tan itibaren şeyhülislamlığın eğitim, yargı ve vakıf alanındaki yetkileri Adliye, Maarif ve Evkaf nezaretlerine devredilerek daraltılmıştır.

4.5. Cumhuriyet Dönemi’nde Dinî Hayat

  • Cumhuriyet’le birlikte laiklik anlayışı doğrultusunda din ve devlet işlerinin kurumsal alanları ayrıştırılmıştır.
  • 3 Mart 1924’te Şer’iye ve Evkâf Vekâleti kaldırılmış; Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü kurulmuştur.
  • Tevhid-i Tedrisat Kanunu’yla eğitim kurumları Maarif Vekâletine bağlanmış ve din eğitimi devlet denetimine alınmıştır.
  • 30 Kasım 1925’te tekke, zaviye ve türbelerin kapatılmasına ilişkin kanun kabul edilmiş; şeyhlik, dervişlik ve türbedarlık gibi ünvanlar yasaklanmıştır.
  • Diyanet İşleri Başkanlığı; İslam dininin inanç, ibadet ve ahlak esaslarıyla ilgili işleri yürütme, toplumu din konusunda aydınlatma ve ibadet yerlerini yönetme amacıyla faaliyet göstermiştir.
  • Atatürk, dini bir vicdan meselesi olarak değerlendirirken din işlerinin devlet ve siyaset işlerinden ayrılması gerektiğini vurgulamıştır.

5. Türklerde Kutlamalar

5.1. İslamiyet Öncesi Bayram ve Toy Geleneği

  • Türklerde kutlamalar; dinî veya millî inançlar, ortak tarihî hatıralar, gelenekler ve tabiat olaylarından doğmuştur.
  • Hunlardan itibaren bayram ve törenlere önem verilmiş; ilkbahar kutlamaları yaygınlaşmıştır.
  • Kutlamalar Gök Tanrı’ya kurban sunma, toplu yemek, yarışma, oyun ve eğlence gibi etkinlikler içermiştir. Kadınlar ve erkekler eğlencelere katılabilmiştir.
  • Toy, kağanın tahta çıkışı, zafer, düğün, bayram ve karşılama gibi sebeplerle düzenlenen yemekli kutlamadır.
  • At yarışı, güreş, top oyunları, doğancılık ve benzeri sporlar başlıca eğlenceler arasındadır; ozanlar saz çalıp türkü söylemiştir.

5.2. Nevruz

  • Nevruz, baharın gelişi ve tabiatın canlanmasıyla ilişkilendirilen önemli bir Türk dünyası geleneğidir.
  • 21 Mart, birçok Türk topluluğunda yeni yıl/bahar başlangıcı olarak benimsenmiş ve Ergenekon’dan çıkış anlatısıyla millî anlam kazanmıştır.
  • Nevruzda temizlik yapılması, yeni elbiseler giyilmesi, bayram yemeği hazırlanması, mezarlık ve akraba ziyaretleri, kır gezileri, ateş yakma, oyun ve yarışmalar gibi gelenekler görülmüştür.
  • Türk-İslam döneminde de Nevruz geleneği devam etmiş; İbn Bibi, Türkiye Selçuklularında görkemli Nevruz meclislerinden söz etmiştir.
  • Osmanlılarda Nevruz bahar bayramı ve yeni yıl başlangıcı olarak kutlanmış; “Nevruz-ı Mübarek” gibi adlarla anılmıştır.
  • II. Meşrutiyet sonrasında Nevruz, millî bilinci güçlendirme amacıyla “Ergenekon Günü” olarak da kutlanmıştır.

5.3. İslamiyet Sonrası Dinî Bayramlar ve Hıdırellez

  • İslamiyet’in kabulüyle Ramazan ve Kurban bayramları kutlama hayatında önemli yer kazanmış; saray ve halk düzeyinde bayramlaşma, namaz, ziyafet, yardım ve eğlence gelenekleri gelişmiştir.
  • Selçuklu sultanları bayram namazından sonra hanedan, devlet adamları ve halkın tebriklerini kabul etmiş; davul-zurna çalınmış ve kurban eti yoksullara dağıtılmıştır.
  • Eski toy, düğün ve bahar kutlamaları tamamen kaybolmamış; yeni dinî unsurlarla birlikte yaşamıştır.
  • Hıdırellez 6 Mayıs’ta yaz mevsiminin başlangıcı olarak kutlanmış; kökeni eski bahar/yaz kutlamalarıyla ilişkilendirilmiştir.
  • Hıdırellez zamanla Hızır ve İlyas kavramları çevresinde dinî anlam kazanmış; sağlık, bereket, servet ve kısmet dilekleriyle ilgili gelenekler oluşmuştur.
  • 5 Mayıs günü temizlik ve yiyecek hazırlıkları yapılmış; 6 Mayıs’ta şenlik ve merasimler gerçekleştirilmiştir.
  • Padişah II. Selim Dönemi’nde minarelerin kandillerle aydınlatılması nedeniyle Mevlit, Regaip, Miraç, Berat ve Kadir geceleri “kandil geceleri” olarak anılmaya başlamıştır.

5.4. Osmanlı Tören ve Şenlikleri

  • Cülus, sefere çıkış-dönüş, düğün alayları, şehzade doğumları, sünnet düğünleri, kandiller ve Nevruz hem devlet otoritesini hem kültürel-dinî hayatı yansıtan törenlerdir.
  • Düğünler halkın en sevdiği eğlenceler arasındadır; evlerin dışına taşan kutlamalar, dua, müzik ve yemeklerle günlerce sürebilmiştir.
  • Şehzade sünnet düğünleri en görkemli şenliklerdendir. III. Murad’ın oğlu Şehzade Mehmed için düzenlenen sünnet şenliği 56 gün sürmüştür.
  • Ramazan ve Kurban bayramları XV. yüzyıldan itibaren daha belirgin protokol ve programa bağlanmış; bayramlaşma, ikram, gösteri, mahya, kandil ve fişeklerle kutlanmıştır.

5.5. Millî Bayramların Ortaya Çıkışı ve Cumhuriyet

  • Osmanlı Devleti’nde modern anlamdaki millî bayram uygulaması II. Meşrutiyet Dönemi’nde başlamıştır.
  • II. Meşrutiyet’in ilan edildiği 10 Temmuz (Rumi takvime göre; günümüz takviminde 23 Temmuz) “İyd-i Millî” adıyla 1909’dan itibaren kutlanmış ve 1935’e kadar sürmüştür.
  • II. Meşrutiyet Dönemi’nde Çocuklar Bayramı ve İdman Bayramı gibi yeni kutlamalar da görülmüştür.
  • Cumhuriyet’le birlikte millî bayramlar resmî protokolün parçası hâline getirilmiş; dinî bayramlar toplumsal ve geleneksel kutlamalar olarak devam etmiştir.
  • 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı 1925’te çıkarılan kanunla millî bayram olarak kabul edilmiştir; 1933’te Onuncu Yıl kutlamaları büyük coşkuyla yapılmıştır.

Bayram

Temsil Ettiği Tarihî Değer

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

TBMM’nin açılması, millî egemenlik ve çocuklara verilen önem.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı

Millî Mücadele’nin başlangıcı ve gençliğe verilen sorumluluk.

30 Ağustos Zafer Bayramı

Büyük Taarruz ve bağımsızlık mücadelesinin askerî zaferi.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı

Cumhuriyetin ilanı ve çağdaş devlet düzeni.

6. Türklerde Giyim Kuşam

6.1. İslamiyet Öncesi Giyim

  • Giyim-kuşam; hayat tarzı, coğrafya, dinî inanç ve toplum yapısına göre değişmiştir. Kullanışlılık, sadelik ve kimliği yansıtma temel özelliklerdendir.
  • Konargöçer yaşam nedeniyle deri, kumaş, yün, kürk ve keçeden rahat ve dayanıklı giysiler kullanılmıştır.
  • Atlı yaşam pantolon ve ceketi bozkırın temel kıyafetleri hâline getirmiş; şalvar, kaftan, hırka, gömlek, palto, çizme ve çarık da kullanılmıştır.
  • Gömlek dışındaki birçok giysi önden boydan boya açılabilecek biçimdedir; hareket kolaylığı sağlanmıştır.
  • Börk, kuşak, kemer, mendil ve eldiven gibi tamamlayıcılar kullanılmış; kadın ve erkek kıyafetleri arasında büyük farklar bulunmamıştır.

6.2. Selçuklu Dönemi

  • Selçuklu giyim-kuşamı İslamiyet öncesi Türk anlayışıyla büyük ölçüde benzerlik taşımıştır.
  • Yerleşik hayatın gelişmesiyle pamuk, keten, yün ve ipek gibi dokuma kumaşlar yaygınlaşmıştır.
  • Kadın ve erkek kıyafetleri genel olarak benzer; başlıklar ayırt edici olmuştur.
  • Kadınlar bürüncük ve yaşmak kullanmış, yüzlerini peçeyle örtmemiş; ferace, kaftan, hırka/cepken ve şalvar giymiştir.
  • Gerdanlık, bileklik, küpe, yüzük ve kemer gibi süs eşyaları hem kadınlar hem erkekler arasında yaygındır.

6.3. Osmanlı Klasik Dönemi

  • Kadın giyiminde şalvar, çakşır, gömlek, entari, hırka, kaftan, kürk, ferace, yaşmak ve süslü başlıklar öne çıkmıştır.
  • Erkek giyiminde şalvar, çakşır, gömlek, entari, kaftan, kürk, ferace ve çeşitli başlıklar kullanılmıştır.
  • Kıyafetlerin kesimi, başlıklar ve aksesuarlar dinî aidiyet, statü, meslek ve toplumsal konum hakkında bilgi verebilmiştir.
  • XVI. yüzyıldan itibaren devlet görevlilerinin statülerine uygun kıyafetleri düzenleyen kurallar konmuştur.
  • Padişahlar sarayda pahalı ve gösterişli kumaşlardan kaftanlar giymiştir.

6.4. Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Giyim

  • Tanzimat’tan sonra Avrupa modası önce saray çevresi ve üst tabakada etkili olmuş, zamanla daha geniş toplumsal kesimlere yayılmıştır.
  • Abdülmecid Dönemi’nde memurların istanbulin adlı ceketleri; II. Abdülhamid Dönemi’nde redingot tipi ceketler ve farklı fes biçimleri modernleşmenin sembollerindendir.
  • Abdülaziz Dönemi’nde kadın giyiminde Batı tarzı tek parçalı elbiseler ve etek-ceket takımları görülmüştür.
  • XIX. yüzyıl sonunda ferace ve yaşmak azalırken peçe ve çarşaf yaygınlaşmış; II. Meşrutiyet Dönemi’nde çarşaf zamanla pelerin ve mantoya dönüşmüştür.
  • Kadınların sosyal hayata daha fazla katılması, süsten çok rahatlık ve kullanışlılık arayışını öne çıkarmıştır.
  • Osmanlı’nın son yüzyılındaki değişimler, Cumhuriyet Dönemi kıyafet düzenlemelerine zemin hazırlamıştır.
  • 1925 Şapka Kanunu ve 1934 Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun ile kamusal görünümde modernleşme hedeflenmiştir.
  • Cumhuriyet Dönemi’nde modern, sade ve statü/dinî gruba göre zorunlu ayrımı azaltan bir giyim anlayışı yaygınlaşmıştır.

7. Türklerde Yeme İçme Kültürü

7.1. İslamiyet Öncesi Türk Mutfağı

  • Ekonominin büyük ölçüde hayvancılığa dayanması nedeniyle et, süt ve süt ürünleri beslenmede önemli yer tutmuştur.
  • At, koyun, kuzu, keçi, deve, tavuk ve av hayvanlarının etleri tüketilmiş; et kavurma veya yahni biçiminde pişirilmiştir.
  • Süt; yoğurt, tereyağı, kaymak ve peynir yapımında kullanılmıştır.
  • Buğday, arpa ve pirinç gibi tahıllardan un, ekmek ve hamur işleri yapılmış; tutmaç gibi yemekler yaygınlaşmıştır.
  • Patlıcan, havuç, kabak, soğan, sarımsak, pırasa ve biber gibi sebzeler; elma, üzüm, kayısı, erik, armut, ayva, dut, ceviz, fındık, karpuz ve kavun gibi meyveler tüketilmiştir.
  • Paça ve tarhana çorbaları, etli yemekler, börek, pilav, tatlı ve keşkek gibi yemeklerin köklü geçmişi vardır.

7.2. Türk-İslam ve Selçuklu Mutfağı

  • İslamiyet’le birlikte israftan kaçınma, yemeğe büyüklerin başlaması, herkesin kendi önünden yemesi, sağ elle yemek, yemekten önce-sonra elleri yıkamak, besmeleyle başlayıp hamd ile bitirmek gibi sofra adabı kuralları güçlenmiştir.
  • Anadolu’ya yerleşme, mutfak kültürünü daha yerleşik ve çeşitlenmiş bir yapıya dönüştürmüştür.
  • Et ve süt ürünlerinin yanında sebze, meyve, tahıl, baklagil, baharat ve tatlılar yaygın biçimde kullanılmıştır.
  • Selçuklu mutfağında tutmaç, keşkek, kalya, borani, tirit, kebap ve bulamaç; tatlılarda gülbeşeker, badem şekeri, helva, zerde, pekmez ve bal öne çıkmıştır.
  • Ekmek her öğünün temel besinlerinden biridir.
  • Günde iki öğün; kuşluk ve akşam yemeği yaygındır.

7.3. Osmanlı Mutfağı

  • Osmanlı mutfağı, Türkistan’dan taşınan geleneklerin Anadolu, Balkanlar, Akdeniz ve imparatorluğun diğer coğrafyalarındaki ürünlerle birleşmesiyle zenginleşmiştir.
  • XV. yüzyılda tahıl, et, süt ürünleri, sebze, meyve ve baharatlar dengeli biçimde kullanılmıştır.
  • Osmanlı halkı çoğunlukla günde iki öğün yemek yemiş; alçak sofrada yerde oturarak ortak kaptan yemek yaygın olmuştur.
  • Bakır sahanlar yaygın; varlıklı çevrelerde gümüş ve porselen tabaklar kullanılmıştır.
  • Reçel, helva, pekmez, macun, lokum, güllaç; boza, hoşaf, şerbet ve kahve mutfak kültüründe önemli yer tutmuştur.
  • Fatih Sultan Mehmed Dönemi saray mutfağında bulgur, pirinç, un, mercimek, nohut; pırasa, lahana, ıspanak; zeytinyağı ve sadeyağ; safran, tarçın, karabiber gibi baharatlar; yumurta, tavuk, balık, süt ürünleri ve deniz ürünleri kullanılmıştır.
  • Kuzu etinden yahni, kebap, köfte ve çevirme; sığır etinden pastırma ve sucuk yapılmıştır. Çorba, et yemeği ve pilav İstanbul mutfağının temel düzenlerindendir.

7.4. Modernleşme ve Cumhuriyet Mutfağı

  • XIX. yüzyılda makarna, puding, salça ve Fransız etkili yemekler saray ve şehir mutfağında modernleşmeyi hızlandırmıştır.
  • II. Abdülhamid Dönemi’nde masa ve sandalye kullanımı, ayrı tabak, çatal, bıçak ve bardak gibi alafranga sofra düzeni yaygınlaşmıştır.
  • Cumhuriyet’le birlikte otel, lokanta, tren lokantası ve balolar yeni sofra adabının öğrenildiği kamusal alanlar hâline gelmiştir.
  • Günde iki öğünden kahvaltı-öğle-akşam olmak üzere üç öğün düzenine geçiş; çalışma saatleri, miladi takvim ve Batı ile uyum süreciyle ilişkilendirilmiştir.
  • Geleneksel Osmanlı yemekleri sürerken Fransız ve Batı mutfağından çorba, sos, garnitür, püre ve tatlılar da mutfağa girmiştir.
  • Kebap, yahni, kavurma, bulgur, mercimek, yufka, tutmaç, katmer, helva, pilav, ayran, zerde, baklava ve börek gibi unsurlar tarihsel sürekliliğin örnekleridir.

8. Türklerde Vakıflar ve Sosyal Yardımlaşma

8.1. Yardımlaşma Kültürünün Temelleri

  • İslamiyet öncesi Türk toplumlarında zorlu hayat şartları, karşılıklı yardımlaşma ve dayanışmayı güçlü kılmıştır.
  • Türk-İslam döneminde aile, akraba ve komşuluk ilişkilerine fitre, sadaka ve zekât gibi dinî sorumluluklar eklenmiştir.
  • Dede Korkut, Kutadgu Bilig, Dîvânu Lugâti’t-Türk ve Divan-ı Hikmet gibi eserlerde misafirperverlik, vatanseverlik, cesaret, fakir-dul-yetimi gözetme ve hayırda yarışma gibi değerler vurgulanır.
  • Selçuklularda karşılıklı yardımlaşma “imece” biçiminde özellikle tarım işlerinde sürmüş; bazı Türk boyları yardımlaşma için “lüçnüt” kelimesini kullanmıştır.

8.2. Ahilik ve Sosyal Dayanışma

  • Ahilik, Selçuklu ve Anadolu şehirlerinde ekonomik hayatın yanında sosyal dayanışmada da önemli rol üstlenmiştir.
  • Ahiler ihtiyaç sahiplerine yardım etmiş, yetim ve muhtaç kız çocuklarının eğitimini desteklemiş, yaşlı kadınların barınma ve korunma ihtiyaçlarını karşılamıştır.
  • Yol, su ve kaldırım gibi imar faaliyetlerine katkı sağlanmış; yolcu ve yabancılar zaviyelerde misafir edilmiştir.

8.3. Vakıf Kavramları

Kavram

Tanım

Vakıf

Taşınır veya taşınmaz malın gelirinin kalıcı bir hayır/hizmet amacı için tahsis edilmesi.

Vâkıf

Malını vakfeden kişi.

Mevkuf

Vakfedilen mal.

Vakfiye

Vakfın amacı, şartları ve gelir düzenini açıklayan hukukî belge.

Mütevelli

Vakfın yönetiminden sorumlu kişi.

Külliye

Genellikle cami merkezli; eğitim, sağlık, barınma, ticaret ve sosyal hizmet yapılarını bir araya getiren vakıf kompleksi.

8.4. Türk-İslam Dünyasında Vakıflar ve Külliyeler

  • Hükümdarlar, devlet görevlileri ve zenginler vakıflar kurarak eğitim, sağlık, kültür, ibadet ve sosyal yardım kurumlarının giderlerini karşılamıştır.
  • Karahanlı Hükümdarı İbrahim Tamgaç Han 1066’da Semerkand’da medrese yaptırmış ve giderleri için vakıf kurmuştur.
  • Büyük Selçuklu Nizamiye Medreselerinin ihtiyaçları vakıflarla karşılanmıştır.
  • Türkiye Selçuklularında Karatay Medresesi gibi eserlerin giderleri vakıf gelirleriyle sürdürülmüştür.
  • Anadolu’nun ilk külliye örnekleri Artuklular döneminde görülmüş; Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemlerinde büyüyerek devam etmiştir.

8.5. Vakıf Kurma Süreci

Aşama

İşlem

1. aşama

Kurulacak vakfın fikrî tasarımı yapılır.

2. aşama

Amaçlara uygun “müessesat-ı hayriye” denilen hizmet binaları inşa edilir; hizmetin sürekliliğini sağlayacak gelir kaynakları belirlenir.

3. aşama

Vakfiye mahkemede onaya sunulur; uygun görülürse şer’iye siciline kaydedilir ve asıl nüsha vâkıfa verilir.

8.6. Osmanlı Vakıfları

  • Vakıflar Osmanlı şehirlerinin kuruluş ve gelişmesinde merkezi role sahiptir; ibadet, ticaret, imaret, çeşme, hamam, köprü, mektep ve hastane gibi hizmetleri finanse etmiştir.
  • Fatih Külliyesi’nde Sahn-ı Seman medreseleri, mektep, Darüşşifa, aşhane, tabhane, kervansaray, çarşı ve hamam gibi yapılar bulunmuş; giderleri vakıflarla karşılanmıştır.
  • Osmanlı’da 35 binden fazla vakfın kurulduğu belirtilmektedir. 1528’de devlet gelirlerinin yaklaşık %16’sının vakıf ve mülklere ayrıldığına ilişkin bir kaynak vardır.
  • Bursa, İznik, Gelibolu, Edirne, Filibe, Sofya, Üsküp ve İstanbul gibi şehirlerin imarında vakıflar önemli rol oynamıştır.
  • Gayrimüslimler de cemaat içi ve toplumun geneline hizmet eden vakıflar kurmuştur.
  • Kadınlar vakıf kurabilmiş ve bazı vakıfların mütevelliliğini üstlenmiştir; XVII. yüzyılda vakıf yönetiminin eş, kız, kız kardeş veya başka kadın akrabalara bırakıldığı örnekler vardır.

8.7. Vakıfların Merkezileşmesi ve Modern Sosyal Yardım

  • Vakıfların dağınıklaşması, yolsuzluklar, gelirlerin azalması ve modern devlet anlayışının gelişmesi üzerine II. Mahmud Dönemi’nde Evkaf-ı Hümayun Nezareti kurulmuştur.
  • Tanzimat sonrasında vakıf idaresine ilişkin mevzuat genişlemiş; yeni vakıflar mevcut kurumları destekleme ve sosyal yardım amaçlarıyla kurulmuştur.
  • Millî Mücadele Dönemi’nde Şer’iye ve Evkâf Vekâleti kurulmuş; dinî kurumlar, vakıflar ve medreseler bu bakanlığa bağlanmıştır.
  • Muhtacin maaşı, yoksullara yapılan nakdî yardımın örneklerindendir; Tanzimat öncesi vakıflardan, sonra Evkaf Nezaretinden karşılanmıştır.
  • Darülaceze 1896’da din, dil, ırk, cinsiyet ve mezhep ayrımı yapmadan kimsesiz ve muhtaçlara hizmet vermiştir.
  • Darülhayr-ı Âlî 1903’te özellikle 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrası yetim ve öksüz çocukları korumak ve sanayi mekteplerine hazırlamak amacıyla kurulmuş, 1909’da kapatılmıştır.
  • Darüleytamlar, Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı’nda kimsesiz kalan çocuklar için kurulmuş; temel ve mesleki eğitim sağlamış, 1926’da kapatılmıştır.
  • Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti 1868’de yaralı ve hasta askerlere yardım amacıyla kurulmuş, 1877’de Hilâl-i Ahmer adını almış; savaş, afet, deprem ve salgınlarda yardım faaliyetleri yürütmüştür.
  • Himaye-i Etfal Cemiyeti, çocukların korunmasına yönelik faaliyetler yürütmüştür; Dul Kadın ve Yetimlere İmdat Cemiyeti ve Fukaraperver Cemiyeti de sosyal yardım alanında faaliyet göstermiştir.

8.8. Cumhuriyet Dönemi’nde Sosyal Yardımlaşma

  • Darülaceze, Hilâl-i Ahmer/Kızılay ve Himaye-i Etfal gibi kurumların görevleri Cumhuriyet Dönemi’nde yeniden düzenlenmiş; gelir kaynakları güçlendirilmiştir.
  • Yeni devlet ihtiyaç sahipleri, dullar, yetimler, öksüzler, engelliler, yaralı askerler ve asker ailelerine ayni ve nakdî yardımlar yapmıştır.
  • Köy kooperatifleri, halkevlerinin sosyal yardım şubeleri ve yerel yönetimler sosyal yardım faaliyetlerine katılmıştır.
  • Sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarıyla yardım hizmetleri daha düzenli ve kurumsal hâle getirilmiştir.
  • 3 Mart 1924’te Şer’iye ve Evkâf Vekâleti kaldırılmış, Vakıflar Genel Müdürlüğü kurulmuştur.
  • Türkiye Himaye-i Etfal Cemiyeti; ana bakım evleri, aşevleri, parasız banyolar, süt damlaları, gündüz bakım evleri, poliklinikler ve “ana kucakları” açmış; 1934’te Çocuk Esirgeme Kurumu adını almıştır.
  • Türk Kadınlar Birliği (1924) kadınların eğitim, çalışma ve siyasi katılım haklarını desteklemiştir.
  • Türk Hava Kurumu (1925) havacılık eğitimi, pilot yetiştirme ve halkta havacılık bilinci geliştirme amacı taşımıştır.
  • Türk Maarif Cemiyeti (1928) okul, kurs, burs ve eğitim materyali desteğiyle eğitim alanında faaliyet göstermiştir.

9. Türk Toplumsal Yapısında Değişim ve Süreklilik

9.1. Alanlara Göre Karşılaştırma

Alan

Değişimin Etkisi

Günümüzdeki Görünüm

Ortaya Çıkan / Tartışılan Sorun

Aile

Geniş aileden çekirdek aileye geçiş hızlanmış; medeni hukuk aile ilişkilerini yeniden düzenlemiştir.

Evlilik önemini korur; kararlar daha çok ortak alınır, kadınların eğitim ve çalışma hayata katılımı yüksektir.

Boşanmaların artması, bakım yükünün çekirdek ailede yoğunlaşması ve dayanışmanın zayıflaması.

Konargöçerlik / Yerleşik yaşam

Konargöçerlik azalırken köy, kasaba ve şehir hayatı yaygınlaşmıştır.

Bazı Yörük topluluklarında mevsimlik göç ve yayla kültürü sürer.

Geleneksel kültür ve sözlü mirasın unutulma riski.

Din ve inanış

Eski inanç unsurlarından İslamiyet’e; Cumhuriyet’te laik devlet düzenine geçilmiştir.

Din bireyin vicdan ve inanç dünyasında önemlidir; devlet-din ilişkisi laiklik ilkesiyle düzenlenir.

Dinî ve kültürel mirasın tarihsel bağlam içinde doğru anlaşılması ihtiyacı.

Kutlamalar

Toy ve bahar kutlamalarına dinî ve millî bayramlar eklenmiştir.

Millî ve dinî bayramlar birlik, tarih bilinci ve ortak hafızayı güçlendirir.

Bazı geleneksel kutlamaların genç kuşaklarca yeterince bilinmemesi.

Giyim-kuşam

Bozkırın işlevsel kıyafetlerinden modern ve bireysel tercihe dayalı giyime geçilmiştir.

Modern kıyafetler yaygın; geleneksel kıyafetler özel gün ve yörelerde yaşar.

Geleneksel kıyafet bilgisinin gündelik hayattan uzaklaşması.

Yeme-içme

Hayvancılık ağırlıklı mutfak, farklı coğrafyaların ürünleri ve modern mutfak teknikleriyle çeşitlenmiştir.

Geleneksel yemeklerle dünya mutfağı birlikte görülür.

Hazır tüketim, sağlıksız beslenme ve israfın artması.

Vakıf ve sosyal yardım

Aile-imece-vakıf ekseninden devlet, yerel yönetim ve sivil toplum iş birliğine geçilmiştir.

Devlet, belediye, vakıf ve dernekler birlikte sosyal yardım yürütür.

İhtiyaç sahiplerine adil, düzenli ve etkin biçimde ulaşma gereği.

9.2. Türk Kimliğinin Oluşumunda Toplumsal Unsurlar

  • Aile; dayanışma, saygı, sorumluluk ve kültürel aktarımın temel kurumudur.
  • Konargöçer hayat hareketlilik, dayanıklılık, üretim disiplini ve tabiatla uyum bilincini güçlendirmiştir.
  • Yerleşik hayata geçiş şehir kültürünü, esnaf örgütlerini, vakıf kurumlarını ve sosyal hizmetleri geliştirmiştir.
  • Gök Tanrı/Tengri inancı, atalar ve tabiatla ilgili eski inançlar; daha sonra İslamiyet Türk toplumunun ahlak ve değer dünyasını etkilemiştir.
  • Nevruz, Hıdırellez, dinî ve millî bayramlar ortak hafıza ve aidiyet duygusunu canlı tutmuştur.
  • Giyim-kuşam coğrafya, hayat tarzı, statü ve modernleşme süreçlerini yansıtan kültürel bir göstergedir.
  • Yeme-içme kültürü, aile birliği, misafirperverlik ve farklı coğrafyalarla etkileşimin somut örneklerini taşır.
  • Türk kimliği, değişen şartlara uyum sağlarken temel kültürel değerlerin bütünüyle terk edilmemesi sayesinde süreklilik kazanmıştır.

9.3. Osmanlı Modernleşmesi ve Toplumsal Hayat

  • Osmanlı modernleşmesi merkezden taşraya doğru yavaş ve kademeli biçimde yayılmış; ilk olarak saray ve devlet çevresinde belirginleşmiştir.
  • XIX. yüzyıl padişahları Batılı giyim, yabancı dil, Batı müziği ve yeni kurumlarla daha yakın ilişki kurmuş; bu değişimler zamanla toplumun farklı kesimlerine yansımıştır.
  • Tanzimat reformları modernleşmenin hızlandığı aşamadır; devlet, askerî, siyasi, ekonomik ve toplumsal sorunları çözmek ve varlığını sürdürmek için modern kurumlar geliştirmiştir.
  • Eğitimde yeni okullar, hukukta yeni düzenlemeler, ulaşım ve haberleşmede gelişmeler, aile ve şehir hayatındaki değişimler modernleşmenin toplumsal yansımalarıdır.
  • Modernleşme sırasında geleneksel yapı tamamen ortadan kalkmamış; eski ve yeni kurumların yan yana var olduğu ikili bir toplumsal yapı ortaya çıkmıştır.
  • XIX. yüzyıl sonunda şer’i ve nizami mahkemeler, geleneksel ve modern okullar, farklı bürokratik kadrolar ve dünya görüşleri aynı anda varlığını sürdürmüştür.

10. Hızlı Tekrar ve Sınav Özeti

Başlık

Hatırlanması Gerekenler

Toplumsal örgütlenme

Oguş → Urug → Boy → Budun → İl

Aile

Küçük aile geleneği güçlü; kadın ve erkeğin aile içi rolleri önemli; İslamiyet sonrasında mehir ve İslam hukuku etkisi; Osmanlı’da farklı aile tipleri; Cumhuriyet’te medeni hukuk ve çekirdek aile.

Konargöçerlik

Yaylak-kışlak düzeni; kuytu/kuz; taşınabilir çadır; Uygurlarla şehirleşme; Ahilikle Anadolu şehirleşmesi; Osmanlı iskânı; Cumhuriyet’te yerleşik hayat.

Din

Tengri, tabiat ve atalarla ilgili inançlar → İslamiyet → medrese/tekke/cami-külliye → Tanzimat’ta yetki ayrışması → Cumhuriyet’te laiklik ve Diyanet.

Kutlamalar

Toy ve Nevruz → Ramazan/Kurban + Hıdırellez → Osmanlı törenleri → 10 Temmuz İyd-i Millî → Cumhuriyet millî bayramları.

Giyim

Deri-yün-keçe ve atlı yaşam kıyafetleri → Selçuklu dokuma → Osmanlı statü ve başlık düzeni → Tanzimat Avrupa modası → Cumhuriyet modern giyim.

Mutfak

Et-süt-tahıl → İslami sofra adabı → Selçuklu/Osmanlı çeşitliliği → yeni ürünler ve alafranga sofra → Cumhuriyet’te üç öğün ve modern-geleneksel sentez.

Vakıf

Vâkıf, mevkuf, vakfiye, mütevelli; külliye; Evkaf-ı Hümayun; Darülaceze/Hilâl-i Ahmer/Himaye-i Etfal; Cumhuriyet’te Vakıflar Genel Müdürlüğü ve sosyal devlet.

Modernleşme

Tanzimat’la hızlandı; saraydan topluma yayıldı; hukuk, eğitim, aile, şehir, giyim ve yeme-içme alanlarında etkili oldu; geleneksel yapı bir süre modern kurumlarla birlikte yaşadı.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*