Türk Sosyal Hayatında Aile Dersi 9. 10. 11. ve 12. sınıflarda seçmeli olarak okutulan bir derstir. Bu sayfada paylaştığımız Türk Sosyal Hayatında Aile özet ders notları sayesinde sınavda karşılaşabileceğiniz tüm konulara hakim olacaksınız. Bu özet ders notları Milli Eğitim Bakanlığı müfredatına uygun olarak hazırlandı. Bu ders notları sayesinde Seçmeli Türk Sosyal Hayatında Aile Dersi yazılısından 100 alacaksınız. Türk Sosyal Hayatında Aile 2. Ünite: Tarihsel Süreçte Türk Aile Yapısı Ders Notu MEB ders kitapları ile uyumludur.
Sınıf: Seçmeli tarih
Ders: Türk Sosyal Hayatında Aile pdf indir
Ünite: 2. ünite: Tarihsel Süreçte Türk Aile Yapısı
İlgili yazılı: Türk Sosyal Hayatında Aile 1. dönem 2. yazılı
TARİHSEL SÜREÇTE TÜRK AİLE YAPISI
İslamiyet Öncesi Türk Ailesi
- Destanlar, milletlerin eski zamanlarda yaşadığı önemli olayları ve hayata bakışlarını anlatan edebi eserlerdir.
- İslamiyet Öncesi Dönem‘e ait Türk destanları, o dönemin aile yapısı hakkında bilgiler içerir.
- Destanlarda evlilik, anne-baba ve çocuk rolleri, milli ve insani değerler yer alır.
- Bu bilgiler, destanlardaki kahramanlar, semboller ve hikayeler aracılığıyla anlaşılır.
Oğuz Kağan Destanı’nda Aile
- Oğuz Kağan Destanı, Türklerin eski aile yapısını yansıtan bölümler içerir.
- Destanda Oğuz Kağan‘ın gökten inen kutsal ışık içindeki bir kızla evlenmesi anlatılır. Bu evlilik, ailenin kutsallığını ve eşin saflığını simgeler.
- Oğuz Kağan ve eşinin Kün (Gün), Ay, Yultuz (Yıldız) adını verdikleri üç erkek çocukları olmuştur. Bu, neslin devamına verilen önemi gösterir.
- Çocuk sahibi olunca sevinmişler ve Tanrı’ya şükretmek için ziyafet (doy) vermişlerdir.
Oğuz Kağan’dan Çocuklarına Öğütler
- Oğuz Kağan, çocuklarını ava göndererek tecrübe kazanmalarını sağlamıştır.
- Yolda buldukları ok ve yaydan yola çıkarak çocuklarından birlik ve dayanışma içinde olmalarını öğütlemiştir.
- Oğuz Kağan, başarılarını anlatarak çocuklarına örnek olmuş ve görevlerini onlara devretmiştir.
Türeyiş Destanı’nda Aile Unsurları
- Uygur Türkleri‘ne ait Türeyiş Destanı, iki dağ arasındaki ağaçlardan inen ışıkla doğan beş çocuktan bahseder.
- Bu destan, olağanüstü bir doğumla başlar ve çocukların kutsallığını vurgular.
- Çocuklar büyüyünce kendilerine bakanlara ve ağaçlara (ana-baba olarak gördüklerine) saygı göstermişlerdir.
- Ağaçların dile gelerek çocukların iyi huylarını ve saygılarını övmesi, ana-baba saygısının önemini gösterir.
İslamiyet Öncesi Türk Toplumunda Aile Yapısı
- Eski Türk aile yapısı, yaşanılan yerin şartlarına ve Türk töresine göre şekillenmiştir.
- Töre, birlik, dayanışma, itaat ve disiplin gibi değerleri içerir.
- Töre, grup içi ihaneti ve yakın akrabalarla evlenmeyi yasaklar.
- Miras, mülkiyet, ceza hukuku ve devlet yönetimi gibi konuları düzenler.
- Töre, sözlü hukuk kuralları olup örf ve adetleri de kapsar.
- Örf, yasayla belirlenmemiş ideal davranış biçimleridir.
Kut Anlayışı ve Türk Devlet Yapısı
- Eski Türklerde kağana yönetme yetkisinin Gök Tanrı tarafından verildiğine inanılırdı.
- Bu yetki kut kavramıyla ifade edilir.
- Kağan, törenin bazı kurallarını meclisin (toy, kurultay) onayıyla değiştirebilirdi.
- Törenin değişmeyen en önemli kuralı adalet idi.
- Türk toplumunda aile, çocukların milli ve manevi değerlerle yetiştiği yerdir.
- İslamiyet öncesi Türklerde aile kavramının karşılığı oguş‘tur.
- Aileler birleşerek soy (urug), soylar boy (bod-ok), boylar millet (bodun-budun), milletler de devlet (il-el) oluşturmuştur.
- Aile, Türk devletinin çekirdeği sayılır ve devlet yapısının özelliklerini yansıtır.
Evlilik ve Eş Seçimi (İslamiyet Öncesi)
- Türk toplumunda aile evlilikle kurulurdu.
- Evlenmek, hem kadın hem de erkek için toplumsal bir sorumluluktu. Bekar kalmak hoş karşılanmazdı.
- Evliliği anlatmak için “ev bark sahibi olmak” denirdi. Bark kelimesi kutsal bir sığınak anlamına gelirdi.
- Düğün, bayram gibi şenliklerde gençler birbirlerini tanıma fırsatı bulurdu.
- Eş seçiminde bireyin tercihi önemliydi ancak anne babanın rızası da gerekirdi.
Evlilik Törenleri ve Semboller
- Evlilik süreci kız isteme, söz, nişan ve düğün aşamalarından oluşurdu.
- Kız isteme töreninde aile büyükleri ve saygın kişiler bulunurdu.
- Evliliğin kutsallığını vurgulamak için “Gök Tengriye alkışlar olsun” denirdi. Alkış, övgü ve hayır duası anlamına gelir.
- Kızın evlenmeye razı olduğunu gösteren sembol mendil idi.
- Divanü Lügati’t-Türk‘e göre nişanda savçı, yorıgçı, arkuçı gibi aracı kişiler de bulunurdu.
Aile Yapısı ve Gelenekler (İslamiyet Öncesi)
- Eski Türklerde genellikle tek eşli evlilik (monogami) yaygındı.
- İkinci evlilik, genellikle ilk eşin rızasıyla ve çocuk olmaması durumunda yapılırdı.
- Hükümdarlar siyasi sebeplerle birden fazla kadınla evlenebilirdi (polijini).
- Çocuk sahibi olamayan aileler evlatlık edinebilirdi, evlatlık çocuğa tutunçu ogul denirdi.
- İslamiyet öncesi Türk toplumunda pederî bir aile yapısı vardı, baba ön plandaydı.
- Pederî ailede kadın ve erkek arasında eşitlik vardı, çocuklar aile kararlarında söz sahibiydi.
- Baba, kızını evlendirirken onun rızasını alırdı.
- Kadın ve erkek mirastan eşit pay alırdı.
- Erkeğin ailesi, kıza çeyiz için mal veya para yardımı yapardı, buna kalın (çeyiz) denirdi. Kalın, hayvanlardan da oluşabilirdi.
- Kadın baba evinden yumuş adlı çeyiz getirirdi. Yumuş, kadının baba malından aldığı paydı ve boşanmada geri alma hakkı vardı.
Çocukların Önemi ve Yeni Aile Kurulumu
- Eski Türklerde cinsiyete bakılmaksızın çocuklara eşit davranılırdı.
- Ogul kelimesi eski Türkçede hem kız hem erkek çocuk için kullanılırdı.
- Erkek çocuk, yiğitlik veya erdemli davranışla asıl ismini alır ve miras payı kazanırdı.
- Aynı gruptan biriyle evlenmek yasaktı (egzogami).
- Evlilik sonrası çiftler yeni bir çadıra yerleşir, böylece yeni bir çekirdek aile kurulurdu.
Baba Ocağı ve Miras
- Baba ocağının devamını sağlamak en genç bekar erkeğin göreviydi.
- Ateş kutsal sayıldığı için en küçük erkek çocuğa ot tigin (ateş prensi, ocak beyi) denirdi.
- Töreye göre büyük erkek kardeş hükümdar olurken, ülke bölünmesin diye küçük kardeş hükümdar olamazdı.
- Küçük erkek kardeş, babanın mirasını alırdı.
Ateşin Kutsallığı ve Töre
- Eski Türklerde ateşin kutsal olduğuna ve kötülüklerden koruduğuna inanılırdı.
- Ateş aileyi, ocak ise yuvayı simgelerdi.
- Bu anlayışın izleri Türkçedeki deyimlerde ve İstiklal Marşı’nda görülür (“Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak”).
- Töre sözcüğü ilk kez MS 8. yüzyılda Köktürk Yazıtları‘nda “törü” şeklinde geçer.
- Yazıtlarda devlet ve töre eş değer görülür. Törenin önemi Yazıtlarda sıkça vurgulanır.
Köktürk Yazıtları’nda Türk Aile Yapısı
- Köktürk Yazıtları, Türk toplumunun, hükümdar ailesinin yapısı, ilişkileri ve evlilik hakkında bilgi veren ilk metinlerdir.
- Yazıtlarda evlilik ve düğün törenlerine verilen önem anlatılır. Evlilik, törenlerle herkese duyurulurdu.
- Yazıtlarda “kut” anlayışı yansıtılır. Tanrıça Umay‘dan kut alan hatun, çocuklarını da bu kutla dünyaya getirir.
- İsim verirken ve kadınlara verilen değer vurgulanır (İlteriş – devleti derleyen, İlbilge – devletin bilgesi).
Köktürk Yazıtları’nda Aile İçi İlişkiler
- Yazıtlarda kardeşler arasındaki sorunlar ve bunun devlete etkileri anlatılır.
- Kardeşlerin ve akrabaların birlik ve dayanışma içinde olması devletin yeniden güçlenmesini sağlamıştır.
- Kardeşlerden birinin ölümü diğerini derinden etkiler, bu da aile bireyleri arasındaki sevgi bağını gösterir.
İslamiyet Öncesi Dönem’de Atlı Göçebe Yaşam Tarzı
- Türklerin Orta Asya’daki hayat tarzı, iklim ve bölge şartlarına göre şekillenmiş atlı konargöçer kültür veya bozkır kültürüdür. Tam göçebe değildir.
- Geçim kaynağı hayvancılıktır (at, koyun, sığır, deve).
- Olumsuz iklim, az tarım alanı, nüfus artışı, otlak yetersizliği, siyasi sorunlar bu yaşam tarzını etkilemiştir.
- At, Türkler için çok eski dönemlerde evcilleştirilmiş önemli bir hayvandır.
- At, günlük hayatı kolaylaştırmış ve savaşta üstünlük sağlamıştır.
Bozkır Kültürünün Karakter Üzerindeki Etkileri
- Siyasi ve coğrafi şartlar; dayanıklılık, fedakârlık, dayanışma, mücadele ruhu, irade, teşkilatlanma gibi özellikleri zorunlu kılmıştır.
- Hayvanları yönetmek, yeni otlaklar bulmak emek ve tecrübe gerektirirdi.
- Bu yaşam tarzı, teşkilatçılık ve bağımsız yaşama duygusunu geliştirerek Türk kültürünü oluşturmuştur.
- Dış tehditler, aileyi ve malı korumayı öncelik haline getirmiş, herkesin iyi binici ve savaşçı olmasını gerektirmiştir. Bu durum ordu-millet anlayışını ortaya çıkarmıştır.
- Çocuklar küçük yaşta hayvan otlatmayı, silah kullanmayı ve zor şartlarda hayatta kalmayı öğrenmiştir.
İş Bölümü ve Devlet Anlayışı
- Erkekler maden işleyerek silah ve araç yaparken, kadınlar ve genç kızlar hayvan ürünlerinden giysi ve çadır yapardı.
- Yiyeceklerin üretimi ve işlenmesi daha çok kadınların göreviydi.
- Atlı konargöçer toplumun temeli ailedir. Çekirdek aileler birleşerek boyu oluşturmuştur.
- Aynı boydan olanların evlenmesi yasaktı.
- Boyların başında bey (beg) bulunur, iç dayanışmayı sağlar ve adaletle yönetirdi.
- Boylar arasındaki evlilikler akrabalık bağı kurarak dayanışmayı güçlendirirdi.
- Türkler devleti “il” olarak adlandırmış, kağan temel otorite olmuştur.
- Kağan milleti korumak, doyurmak ve bir arada tutmakla görevliydi, bu yönüyle babaya benzerdi.
- Bu durum “devlet baba” anlayışını ortaya çıkarmıştır.
- Bilge Kağan, Köktürk Yazıtları’nda halkına karşı sorumlu bir baba gibi davrandığını ifade etmiştir.
İslamiyet’in Kabulünden Sonraki Dönemde Türk Ailesi
- Türkler Hz. Ömer Dönemi‘nden itibaren İslam’la tanışmış, 9. yüzyılda ise topluca kabul etmeye başlamışlardır.
- İslamiyet, Türklerin hayata ve topluma bakışında bazı değişiklikler getirmiştir.
- Ancak İslam ilkeleri ile Türk yaşam tarzı benzerlikler gösterdiği için büyük sorun yaşanmamıştır.
- Türkler, İslamiyet’ten sonra da geleneklerini sürdürmüşlerdir. İslamiyet, temel ilkelerle çelişmeyen kültürel ögelerin yaşamasına izin vermiştir.
- İslamiyet’in şehir merkezli olması, Türklerin yerleşik hayata geçmesini hızlandırmıştır.
İslamiyet’te Aile Yapısı ve Kadının Yeri
- İslamiyet’te aile, kan veya evlilik bağıyla bağlı kişilerden oluşan bir kurumdur. Neslin devamı ailede sağlanır.
- Müslüman toplumlarda aile genellikle anne, baba ve çocuklardan oluşur.
- Süt bağı ile bağlı olanlar ve evlat edinilenler aileye dahil olsa da farklı konumdadırlar.
- Çocuğun ahlaki, dini ve mesleki eğitimi ailenin önemli görevidir.
- İslam inancına göre Hz. Adem ve Hz. Havva ilk aile ve anne babadır.
- Kadının yaratılmasıyla neslin devamı mümkün olmuştur.
- İslamiyet’te kadın, ilk günahın sorumluluğunu tek başına taşımaz. Kur’an’da Hz. Adem ve eşinin suçu birlikte işlediği vurgulanır.
- İslam’da kadın ve erkek birbirini tamamlar.
İslamiyet’in Kabulünün Türk Aile Yapısı Üzerindeki Etkileri – Evlilik
- İslam inancında aile nikâh yoluyla kurulur. Nikâh, taraflar arasında bir sözleşmedir.
- Nikâh, evlenmesi dinen ve hukuken mümkün olan kişiler arasında yapılır.
- İki şahit huzurunda evliliği kabul ettiklerini bildirirler. Şahitlerin olması evliliğin duyurulması içindir.
- Gizli nikâh geçerli sayılmaz.
- Dini nikâhın devlet kontrolünde yapılması, evliliğin korunması ve ispatlanması, çocuğun soyunun belirlenmesi için önemlidir.
Evlenme Engelleri ve Evliliğin Kutsallığı
- İslam hukukuna göre, evlilik bağı devam eden veya iddet süresi (yeniden evlenmek için beklenen süre) dolmamış kadınla evlenilemez.
- Müslüman erkek Yahudi veya Hristiyan kadınla evlenebilir, ancak Müslüman kadın sadece Müslüman erkekle evlenebilir.
- Akıl sağlığı yerinde ve ergin (akil baliğ) olan kişi evlenmeye hak kazanır, ancak evlenemeyeceği kişiler vardır.
- Kan hısımları (anne, baba, amca, teyze vb.), sıhri hısımlar (kayınvalide, kayınpeder, üvey ebeveyn/çocuk vb.) ve süt hısımları ile evlenmek yasaktır.
- İslam’da aile huzur bulunan bir ortam ve neslin devamını sağlayan bir kurumdur, evlilik birçok ayet ve hadisle desteklenmiştir.
- Evlilik, eşlerin birbirine verdiği “sağlam bir teminat” olarak nitelendirilmiştir.
Eşlerin Hakları ve Sorumlulukları
- İslamiyet’te eşlerin birbirine karşı hakları vardır, ancak bunlar ayrıntılı belirlenmemiştir. Bu haklar toplumun anlayışına ve geleneğine göre şekillenir.
- Kur’an-ı Kerim, erkeğe kadınla iyi geçinmeyi tavsiye ederek kocaya daha büyük sorumluluk yükler.
- Sorun çıktığında eşlere sabır ve hoşgörü öğütlenir. Topluma da aracılar (hakemler) aracılığıyla arayı düzeltme görevi verilir.
- Sorun çözülemezse güzellikle ayrılmak ve haklara saygı göstermek tavsiye edilir.
- “Cennet annelerin ayakları altındadır.” hadisi, Türk toplumunda anneye ve kadına verilen değeri pekiştirmiştir. Bu annelik sadece biyolojik değildir, merhamet ve şefkatle ilgilidir.
Veda Hutbesi ve Eşitlik
- Hz. Peygamber‘in Veda Hutbesi‘nde genel insan haklarının yanı sıra eşlerin haklarından da bahsedilmiştir.
- Hutbede, kadınların haklarına riayet edilmesi ve onlara iyi davranılması tavsiye edilir.
- Kadınlar Allah’ın emaneti olarak alınmış, namus ve iffetleri Allah adına helal edinilmiştir.
- Erkeklerin kadınlar üzerinde hakkı olduğu gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır.
- Kadınların hakkı, geleneklere uygun yiyecek ve giyeceklerinin sağlanmasıdır.
- İslam dinine göre ırk, ten rengi, cinsiyet fark etmeksizin tüm insanlar eşittir. Hz. Peygamber bunu Veda Hutbesi’nde vurgulamıştır. “Arap’ın Acem’e, beyaz tenlinin siyaha bir üstünlüğü yoktur.“
Aile Sorunları ve Çözümü
- Hz. Peygamber, aileyi karşılıklı anlayış ve olgunlukla ayakta kalan bir kurum olarak görmüş, hak ve görevleri net belirlememiştir.
- Her ailenin kendi dinamikleri farklıdır, bu nedenle sorunları dışarıdan çözmek zordur.
- Sorunlar büyümeden çözülmeli veya ortaya çıktığında hemen müdahale edilmelidir.
- Bu, aile bireylerinin kişilikleri ve ahlaki özellikleriyle ilgilidir.
- Hz. Peygamber’in tavsiyeleri hukuki durumlardan çok, tarafların olgunluğa erişmesine yöneliktir.
- Tarih boyunca İslam toplumlarında aile hayatının sağlam temeller üzerine kurulmasında bu yaklaşım etkili olmuştur.
Kız İsteme Adeti ve İslam
- Türkiye’deki evlilik adetlerinden biri “kız isteme“dir.
- Evlenmek isteyen gençler aileleriyle konuşur, kız tarafı kabul ederse istemeye gidilir.
- Kız istenirken “Allah’ın emriyle, peygamberin kavliyle kızınızı oğlumuza istiyoruz.” denir.
- Bu ifadede evliliğin hem ilahi bir emir (Allah’ın emri) hem de Hz. Peygamber’in sünneti (peygamberin kavli) olduğu vurgulanır, evliliğin kutsallığı belirtilir.
Eşler Arası İş Bölümü ve Hz. Peygamber’in Örnekliği
- İslam inancında eşler arasında net bir iş bölümü yapılmamıştır.
- Karşılıklı sadakat, bağlılık, sevgi, güven, saygı, yardımlaşma gibi temel ilkeler önemlidir.
- İş bölümü zaman, şartlar ve bireylerin yeteneklerine göre belirlenmelidir.
- Hz. Peygamber, erkeğe eşine iyi davranmayı, anne babaya çocuklarına adil olmayı, çocuğa da anne babasına iyi davranmayı tavsiye etmiştir.
- Kendisi de ev işlerinde eşine yardım etmiş, elbisesini dikmiş, ayakkabısını yamamıştır.
- Hz. Peygamber, eş ve çocuklarının sadece maddi değil, sevgi ve şefkat gibi manevi ihtiyaçlarıyla da ilgilenmiştir.
- Çocuklarını, özellikle kız çocuklarını ve torunlarını sevip öpmüş, onlarla oynamıştır.
İslamiyet Sonrası Türk Ailesinin Devamı ve Benzerlikler
- Aile kurumu, İslamiyet’ten önce de sonra da Türk toplumunda önemini korumuştur.
- Sağlam temelli aile yapısı birey ve toplum için çok önemlidir.
- Eski Türklerdeki çekirdek aile yapısı, İslamiyet’in kabulünden sonra da devam etmiştir.
- Türk toplumunda evlilik, her iki tarafın karşılıklı rızasına dayanır.
- Evlilik konusundaki geleneksel anlayış, İslamiyet’in ilke ve uygulamalarıyla uyumludur.
- Eski Türklerde aynı soydan evlenmeme adeti, İslamiyet sonrasında da sürmüştür.
Geleneklerin İslamiyet’le Benzerliği – Kalın ve Mihr
- İslamiyet öncesi Türk toplumundaki bazı uygulamalar İslami kurallarla benzerlik gösterir.
- İslamiyet öncesinde erkeğin ailesi kadının ailesine “kalın” adı altında mal veya para verirdi.
- Bu durum, İslamiyet’teki “mihr” uygulamasıyla benzerlik gösterse de farklıdır.
- Mihr, doğrudan kadına verilir ve kadın bunu dilediğince kullanabilir.
- Kadının mihri boşanma durumunda eşinden isteme hakkı vardır.
- Mihr, kadını ekonomik olarak güvence altına alır ve erkeği boşanma konusunda düşündürür.
- Mihrin tamamı peşin (mehr-i muaccel) veya sonradan (mehr-i müeccel) ödenebilir. Bu, yerel adetlere bağlıdır.
Tek Eşlilik, Aile Mahremiyeti ve Evlat Edinme
- Türk toplumunda yaygın olan tek eşlilik ve ailenin kutsallığı, İslamiyet’ten sonra da devam etmiştir.
- İslam dini de tek eşliliği tavsiye eder, ancak zorunlu hallerde erkeğe dörde kadar evlenme izni verir. Ancak bu çok eşlilik (poligami) genellikle yaygın olmamıştır.
- Eski Türklerde evlenen çift için yeni bir çadır açılır ve burası özel alan sayılırdı. Evin eşiği kutsaldı, izinsiz girilmezdi.
- Bu yaklaşım, İslamiyet’teki aile mahremiyeti anlayışına uygundur ve devam etmiştir.
- İslam inancında da kapıyı çalmadan eve girmemek, izinsiz girmemek, habersiz misafirliğe gitmemek gibi kurallar vardır.
- Eski Türk toplumunda kimsesiz çocukları evlat edinme uygulaması vardı. Evlatlık kurumu, kimsesiz çocuğun aileye sahip olmasını ve aidiyet geliştirmesini sağlardı.
- İslamiyet’ten sonra da kimsesiz çocuklara sahip çıkılması hem bireye hem de devlete yüklenmiştir.
Evlat Edinme ve Süt Bağları
- İslam hukukuna göre evlatlık çocuğa evlatlık olduğu bildirilmelidir.
- Mümkünse evlat edinilen bebekle emzirme yoluyla süt bağı kurulmaya çalışılır.
- Süt bağı, aileyle çocuk arasındaki ilişkiyi güçlendirir ve nikah engeli oluşturur.
- Süt kardeşlerle veya süt hısımlarıyla evlenmek hem İslam hukukunda hem de eski Türk toplumlarında uygun görülmemiştir.
Seyahatnamelerde Türk Aile Yapısı
- Seyahatnameler, gezilen yerlerin günlük yaşamı, insan ilişkileri, adet ve gelenekleri hakkında bilgi içerir.
- İbni Fadlan, İbni Battuta ve Evliya Çelebi seyahatnameleri bu türün tanınmış örnekleridir.
- Arap gezginler İbni Fadlan ve İbni Battuta, Anadolu ve Orta Asya’daki Türklerin aile yapısı, aile içi ilişkileri ve kadının konumu hakkında bilgi vermişlerdir.
- İbni Fadlan, Türk topluluklarının henüz Müslüman olmadığı dönemdeki gözlemlerini aktarmıştır.
- Evliya Çelebi ise 17. yüzyılda Osmanlı Devleti‘ndeki Türklerin gelenekleri, adetleri, aile yapıları ve dil özellikleri hakkında bilgi vermiştir. Eseri farklı bilim dalları için de önemlidir.
İbni Fadlan Seyahatnamesi’nde Aile
- İbni Fadlan, Buhara’daki evliliklerde kadına mihr verildiğini belirtir. Mihr, kadına verilen bir miktar mal veya paradır.
- Bulgarlarda erkek çocuğu babası değil, dedesi alıp büyütürdü. Dede, torun üzerinde babadan daha çok hak sahibiydi.
- Miras, çocuklara değil, kardeşlere kalırdı. İbni Fadlan, hükümdara miras paylaşımını anlatmıştır.
- Ölenin arkasından kadınlar değil erkekler ağlardı ve iki yıl yas tutulurdu. Yas bitince davet verilir, dul kalan kadın evlenirdi.
İbni Battuta Seyahatnamesi’nde Türk Kadını
- İbni Battuta, Anadolu’da Türk kadınına gösterilen saygıya şaşırmıştır.
- Anadolu’da kadınlar yüzlerini örtmez, at biner ve pazarda ticaret yapardı.
- Misafirleri ağırlama konusunda kadınlar cömert ve ilgiliydi.
- Aksaray, Niğde, Kayseri gibi yerlerde kadınların hayırseverliği ve cömertliği anlatılır.
- Togay Hatun adlı bir kadından “ulu, yüce” anlamına gelen “ağa” kelimesiyle bahsedilmesi, kadının saygın konumunu gösterir.
Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Aile ve Ahlak
- Evliya Çelebi, gezdiği yerlerdeki Türklerin gelenekleri, adetleri ve aile yapıları hakkında bilgi vermiştir.
- Simav Kalesi halkının yiğitliği ve ahlakı övülür.
- Şehir halkının kendi içinden evlenmesi ve dışarıdan kız alıp vermemesi adeti anlatılır. Bu durum, aile bağlarının ve soyun önemini gösterir.
Geçiş Dönemi Eserleri ve Türk Aile Yapısı
- İslam dininin Türk edebiyatındaki ilk izleri Geçiş Dönemi Eserleri‘nde görülür.
- Bu eserler; Dede Korkut Hikâyeleri, Kutadgu Bilig, Divanü Lügati’t-Türk, Atabetü’l-Hakayık ve Divan-ı Hikmet‘tir.
- Bu eserlerde evlilik, aile yapısı, ailenin işlevleri, ebeveyn-çocuk ilişkileri ve çocuk eğitimi gibi konular yer alır.
- Dede Korkut, Türk geleneklerini ve töresini bilen, bilge bir ozandır.
- Dede Korkut Hikâyeleri genellikle 10-11. yüzyıllarda şekillenmiş, 15. yüzyılda yazıya geçirilmiştir.
- Eser, Türk dilinin önemli eserlerindendir ve evlilik, aile yapısı ve ilişkileri hakkında canlı metinler içerir.
Dede Korkut Hikâyeleri’nde Çocuğun Önemi
- Dede Korkut Hikâyeleri’nde çocuğa büyük değer verilir.
- Çocuksuz aileler çocuk sahibi olmak için iyilik yapar ve şölenler düzenlerdi.
- Ziyafetlere katılanlar hep birlikte dua ederek çocuk dilerlerdi.
- Örneğin, Dirse Han‘ın eşi, çocuk sahibi olmak için büyük bir ziyafet vermeyi ve dua etmeyi tavsiye eder.
Dede Korkut Hikâyeleri’nde Aile İçi Sevgi ve Saygı
- Eserde eşler arasında sevgi ve saygı olduğu görülür.
- Dirse Han‘ın eşine karşı kullandığı sevgi dolu ifadeler buna örnektir.
- Anne sevgisi, kaybolan oğlu Uruz için annesi Burla Hatun‘un sözleriyle aktarılır.
- Aile üyeleri arasında güçlü bir sevgi ve bağlılık vardır. Basat‘ın esir düşen kardeşi Kara Göne‘ye duyduğu bağlılık buna örnektir.
- Çocuğun anne babasına karşı saygısı da vurgulanır. Basat’ın kardeşini kurtarmaya gitmeden önce anne babasının elini öpüp helalleşmesi buna örnektir.
- Hikayelerin oluştuğu dönemde kadının sosyal hayatta aktif olduğu görülür.
- Misafirperver kadınlar övülür ve yüceltilir.
Dede Korkut Hikâyeleri’nden Özlü Sözler
- “Atasının adını yaşatan devletli oğul iyidir.” – Atalarının adını yaşatan başarılı çocuklar değerlidir.
- “Ana hakkı, Tanrı hakkı.” – Anne hakkı çok kutsaldır, Tanrı hakkı gibidir.
- “Kız anadan görmeyince öğüt almaz, oğul babadan görmeyince sofra çekmez.” – Çocuklar, anne babalarından gördüklerini öğrenir ve örnek alırlar.
- “Oğul babanın yerine yetişenidir, iki gözünün biridir.” – Oğul, babasının yerini alacak kadar önemlidir, gözü gibi kıymetlidir.
- “Devletli oğul olsa ocağının korudur.” – Başarılı bir evlat, ailesinin geleceğini güvence altına alır, ocağını korur.
Divanü Lügati’t-Türk’te Aile ve Değerler Eğitimi
- Divanü Lügati’t-Türk, Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılan, Türkçenin bilinen ilk sözlüğüdür.
- Eser, Türk edebiyatı, tarihi ve halk bilimi hakkında zengin bilgiler içerir. Kelime açıklamaları şiirler ve atasözleriyle desteklenir.
- Eserde çocuk ve değerler eğitimi konuları ele alınır.
- Şiirlerde çocuklara öğüt alma, erdemli olma, büyükler yanında iyi davranma, ana babayı dinleme gibi değerler tavsiye edilir.
- Atasözleri çocuklarla ilgilidir: “Oğlak iliksiz, çocuk bilgisizdir.” (Her şeyin bir zamanı olduğu gibi çocuğun da öğrenme zamanı vardır.)
- “Tay yetişirse at, oğul yetişirse baba dinlenir.” (Çocuk büyüyüp kendi işini yapınca babasına destek olur.)
- “Ata oğlu ataç doğar.” (Çocuk babasına benzer, onun özelliklerini taşır.)
Kutadgu Bilig’de Aile Konuları
- Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hacip tarafından yazılan “Mutluluk Veren Bilgi” anlamına gelen bir geçiş dönemi eseridir.
- Eserde huzur, mutluluk ve başarı için doğru davranışlar anlatılır.
- Eser, kanun (adalet), mutluluk, akıbet (hayatın sonu) ve akıl gibi kavramları temsil eden kişiler aracılığıyla öğütler verir.
- Eserde evlilik, çocuğun önemi, çocuk eğitimi, adalet ve miras gibi aile konuları işlenmiştir.
Kutadgu Bilig’den Beyitler
- Evliliğin Önemi: “Oğula kız al, kızı ere ver ki sorunsuzca yaşa, ey mutlu insan.” ve “Oğulsuz insan ölürken pişmanlıkla der ki ey sonra gelen, oğul kız sahibi ol!”. Bu beyitler evliliğin ve neslin devamının önemini vurgular.
- Çocuğun Önemi: “Yine doğru söylemiş bu Türk veziri, gören gözün nurudur, oğul ile kız demiş.” – Çocukların ne kadar değerli olduğu anlatılır.
- Çocuk Eğitimi: “Oğulla kızın sebebidir baba ile ana, iyi olmaları da kötü olmaları da.” ve “Oğula kıza öğret erdemi, bilgiyi, bu erdemle olsun davranışları iyi.” Beyitler, anne babanın çocuğun karakteri üzerindeki etkisini ve erdemli yetiştirmenin önemini vurgular.
- “Sıkı terbiye verse oğluna babası öğreterek, büyük insan olsa sevinir oğlu kızı yetişerek.” – İyi eğitimin sonucunda başarılı bireyler yetişeceğini anlatır.
- “Kimin nazlı olsa oğlu kızı, ona ağlamak ve keder düşer.” – Şımartılan çocuğun ileride sorun yaratabileceği ifade edilir.
- Adalet ve Miras: “Eğer ölen olursa hürmetle kaldır, oğlu kızı varsa onlara haklarını ver.” – Mirasta adaletin önemi vurgulanır.
Divan-ı Hikmet’te Aile Unsurları
- Divan-ı Hikmet, Türk tasavvufunun kurucusu Hoca Ahmet Yesevi tarafından yazılmıştır.
- Eser dini ve tasavvufi içerikli “hikmet” adlı şiirlerden oluşur. Doğrudan aile şiirleri olmasa da aileyle ilgili konulara değinilir.
- Eserde babanın ailedeki rolü (“Ey babamız, şimdi bizi kolla”) ve yetim çocuklara sahip çıkılması gerektiği vurgulanır.
- Hz. Muhammed’in de yetim kaldığında amcasının sahip çıkması örnek verilir. “Amca baba yarısıdır.” yaklaşımıyla örtüşür.
- Amcası vefat edince dedesinin koruyucu olması da aile dışı yakınların önemini gösterir.
Aile Sorumlulukları ve Ahlak
- Çocuk sahibi olmanın sorumluluk getirdiği, ancak sorumluluklarını yerine getiren anne babanın Allah tarafından ödüllendirileceği belirtilir.
- Kardeşler arasındaki sevgi ve dayanışmanın önemi, kardeşten uzak kalınca anlaşılabileceği ifade edilir.
- Ahlak ve edebin insanlara kazandırılması gereken önemli değerler olduğu vurgulanır. Bu değerlerin yokluğu sorun yaratır.
Atabetü’l-Hakayık’ta Ahlak ve Davranış Kuralları
- Atabetü’l-Hakayık, Edip Ahmet Yükneki tarafından 12. yüzyılda yazılan “Hakikatlerin Eşiği” anlamına gelen manzum bir eserdir.
- Ayet ve hadislerle desteklenen ahlaki içerikli şiirler içerir. Aileyle ilgili unsurlar da yer alır.
- Eserde insanların başkalarına, özellikle büyüklere ve küçüklere karşı nasıl davranması gerektiği vurgulanır.
- Büyüklerin hakkını gözetmek, boş tartışmalardan kaçınmak, büyükleri kızdırmamak ve küçükleri küstah yapmamak gibi öğütler verilir.
Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerinde Türk Aile Yapısı
- Anadolu (Türkiye) Selçuklu Devleti, Türklerin Anadolu’da kurduğu ilk büyük devlettir.
- Selçuklu Dönemi’nde geleneksel Türk aile yapısı kısmen devam etmiştir.
- Konargöçer yaşamdan yerleşik hayata geçilmesi aile yapısında değişikliklere yol açmıştır.
- Aile, Selçuklularda milleti ayakta tutan önemli bir unsurdur. Aile ve toplum ilişkileri İslam esasları, töreler ve geleneklere göre şekillenmiştir.
- İslamiyet Öncesi dönemdeki kardeş dayanışması (Atilla-Bleda, Bumin Kağan-İstemi Yabgu, Bilge Kağan-Kültigin), Selçuklu’da Tuğrul ve Çağrı beyler arasında da yaşanmıştır. Bu, hükümdar ailesindeki dayanışmanın önemini gösterir.
Selçuklu Dönemi’nde Kadının Konumu ve Eğitimi
- Selçuklu Dönemi’nde kadın, ailenin direği olarak görülmüş, saygın ve etkin bir konumda olmuştur.
- Türk sultanlarının tahta önce hatunu oturtup sonra kendilerinin oturması kadının saygınlığına örnektir.
- Kadın sadece ev işleriyle değil, av, savaş, siyaset, ticaret gibi alanlarda da etkin olmuştur.
- İslamiyet öncesinden gelen “katun/hatun” unvanı devam etmiş, kadın eşinin vekili sayılmıştır. Günümüzdeki “kadın” ve “hanım” kelimeleri bu unvanlardan gelir.
- Selçuklu Devleti’nin ilk hükümdarı Tuğrul Bey‘in eşi Altuncan Hatun, siyasi zekası ve yardımlarıyla eşinin en büyük destekçisi olmuştur.
- Kadınlar halka hizmet edecek kurumların (hastaneler, vakıflar) kurulmasına öncülük etmiş veya katkıda bulunmuştur.
- Anadolu’daki ilk tıp fakültesi sayılan Gevher Nesibe Şifahanesi, Gevher Nesibe Hatun‘un vasiyetiyle Kayseri’de yapılmıştır.
Selçuklu Dönemi’nde Çocuk Eğitimi ve Kadının Rolü
- Selçuklu Dönemi’nde çocukların çağa uygun becerilerle yetiştirilmesine önem verilmiştir.
- Çocuk temel eğitimini ailede, ağırlıklı olarak anneden alırdı.
- Erkek çocuklara okçuluk, binicilik, güreş gibi bedensel eğitimler verilirdi.
- Kız veya erkek fark etmeksizin çocuklara yeteneklerine göre bilimsel eğitim de verilirdi.
- Örneğin, Kirman Selçuklu Sultanı II. Turan Şah‘ın kızı Fatma dokuma ve örgüye, diğer kızı Amine ise bilim ve sanata yönlendirilmiştir.
- Ebeveynler yetersiz kalınca çocuklar için özel hoca tutulurdu. Mevlana‘nın eğitiminde lalası Şerefeddin-i Semer kandi’nin rolü önemlidir.
- Selçuklu toplumunda ev, kadın için yuva, yaşam alanı, üretim alanı ve çocukların ilk okulu olmuştur.
- Kadın, çocuk bakımı, ev işleri ve misafir ağırlama sorumluluklarını erkekle iş birliği yaparak yerine getirmiştir.
Kadınların Üretimi ve Ahilik Teşkilatı
- Kadınlar el işi ürünlerle evini döşer ve aile bireylerini giydirirdi (kilim, halı, kumaş, çadır).
- Esnafların kurduğu Ahilik Teşkilatı‘nın bir kolu da kadınların oluşturduğu “Baciyan-ı Rum” (Anadolu Bacıları)’dır.
- Bu durum, kadının sosyal ve ekonomik yaşamda yer aldığını gösterir.
- Arap seyyah İbni Cübeyr, Selçuklu toplumunda kadına büyük saygı gösterildiğini belirtmiştir. “Türk ülkelerinde kadına gösterilen saygıyı gezdiğim hiçbir ülkede görmedim.” demiştir.
- Selçuklularda sadece kadınlardan oluşan muhafız birlikleri vardı. Kadınlar hastaneler ve vakıflar kurulmasına öncülük etmişlerdir. Bu, İslamiyet sonrası dönemde Türk kadınının toplumsal hayattaki etkin rolünü gösterir.
Osmanlı Devleti Dönemi’nde Türk Aile Yapısı
- Osmanlı Devleti, Selçuklu’nun kültür ve gelenek mirasını alarak geliştirmiş, örnek bir kültürel yapı ortaya koymuştur.
- Osmanlı’da İslamiyet’in ilkeleriyle çelişmeyen Türk örf, adet ve gelenekleri yaşatılmıştır.
- Yaklaşık altı yüzyıl süren Osmanlı’da toplum yapısı ve aile ilişkileri zamanla değişmiştir.
- Kuruluş Dönemi’nde konargöçer yaşam ve hayvancılık yaygındı. Esnaflık azdı.
- Kuruluş Dönemi’nde tek eşli çekirdek aile yapısı hakimken, daha sonra genişletilmiş çekirdek aile ve pederî aile görülmeye başlanmıştır.
- Kırsal bölgelerde tarımın yaygın olması, insan gücüne ihtiyacı artırmış, şehirlerde çekirdek aile, kırsalda ise geleneksel geniş aile yapısı görülmüştür. Kırsalda dış tehlikelerden korunma da geniş aileyi etkilemiştir.
- Geleneksel geniş ailede evler tüm aile bireylerinin yaşamasına uygundu.
- Osmanlı evlerinin temel özelliği avlu ve bahçesinin olmasıydı. Yüksek duvarlı avlu, ev işlerinin rahat yapılmasını ve mahremiyeti sağlardı.
Osmanlı’da Aile Yapısı, Kadın ve Evlilik
- Genel olarak Osmanlı ailesinde ataerkil bir yapı görülmekle birlikte, kadın çocukların eğitimi ve aileyle ilgili konularda söz sahibiydi.
- Kırsaldaki Türk kadını evde, tarlada ve otlakta erkekle birlikte sorumlulukları paylaştı.
- Şehirde yaşayan zengin ailelerdeki kadınlar hayır işleri ve vakıflar aracılığıyla toplumsal alanda etkindi. Sultanların anneleri/eşleri ve vezir hanımları mimari eserler yaptırmış ve servetlerini hayır işleri için kullanmışlardır.
- Türklerde geleneksel evlilik törenleri ve adetler İslamiyet’le birlikte devam etmiştir.
- Osmanlı toplumunda evlilik İslam hukukuna göre yapılmıştır. Evlenecek kadın ve erkeğin nikahı şahitler huzurunda kadı veya imam tarafından kıyılır, mahkemece kaydedilerek hukuki güvenceye alınırdı.
- Osmanlı’da Müslüman erkekler eşlerine mihr (para veya mal) vermek zorundaydı. Mihr nikah anında veya sonra verilebilir, kadına aitti ve geri alınmazdı.
- Osmanlı mahkemeleri, vefat eden erkeğin mihr borcunu miras dağılımında ilk olarak kadına verilmesini sağlardı.
- Eski Türk geleneği olan “kalın” (evlilik hediyesi) uygulaması da devam etmiştir.
Osmanlı’da Çocuğun Önemi ve Eğitimi
- Çocuklar, ailenin huzur ve mutluluğunu tamamlayan, toplumun geleceğinde rol oynayan önemli bireylerdir. Neslin devamını sağlarlar.
- Osmanlı’da aileler, kimsesiz çocukları da kapsayıcıydı. Yetim, öksüz ve fakir çocuklar evlatlık edinilirdi.
- Osmanlı ailesi Tanzimat Dönemi’ne kadar çocuğun temel eğitiminde rol oynamıştır. Gelenekler, adetler ve din bilgisi ailede öğrenilirdi.
- Çocuklar küçük yaştan itibaren ata binmeyi ve güreşmeyi öğrenerek spor eğitimine başlardı.
- Daha büyüyünce ok atma, avcılık, kılıç kullanma gibi savaş eğitimleri alırlardı.
- Güreş, koşu, cirit, okçuluk, binicilik gibi sporlar desteklenirdi. Bu sporlar savaş öncesi idman sayılırdı.
- Gençlere spor eğitiminde dini ve milli gelenekler öğretilir, yarışmalar yapılırdı.
Osmanlı’da Sosyal Etkinlikler ve Eğitim Kurumları
- Selçuklu ve Osmanlı’da dini bayramlar ve Nevruz‘da ziyaretleşmek önemli sosyal etkinliklerdi.
- Ramazan ayındaki iftar davetleri, aile büyüklerini ziyaret etmek, toplumsal kaynaşma ve değerlerin aktarılması açısından önemlidir.
- İftarlarda misafirlere ve yoksullara yemek sonrası “diş kirası” adı verilen para veya hediye verilirdi.
- İftar sonrası çocuklar için eğlenceler (Karagöz) düzenlenirdi.
- Bayramlarda çocuklara harçlık ve mendil verilmesi sevgi ve saygıyı pekiştirirdi.
- Osmanlı’da sübyan mektepleri, çocuğun aile dışında eğitim gördüğü ilk kurumdu. Mahalle camisi yakınında olduğu için mahalle mektebi de denirdi.
- Sübyan mektebinde okuma yazma, dört işlem, Kur’an ve ilmihal bilgisi öğretilirdi. Eğitim medrese hocaları tarafından verilirdi.
Meslek Eğitimi ve Askeri Okullar
- Sübyan mektebi sonrası erkek çocuklar yeteneklerine göre medreseye veya bir mesleğe yönlendirilirdi.
- Osmanlı’da zanaatkar ihtiyacı Lonca Teşkilatı‘nda yetiştirilen çıraklarla karşılanırdı.
- Meslek öğrenen çocuk çırak, kalfa, usta olurdu. Çırak ustasına itaat eder ve meslek geleneklerine uyardı.
- Lonca, çırağın okuma yazma ve dini eğitimiyle de ilgilenir, onlara alçak gönüllülük, sosyal dayanışma gibi değerler kazandırırdı.
- Usta ünvanı “şed (kuşak) bağlama” töreniyle verilirdi.
- Medrese dışında askeri eğitim veren kurumlar da vardı. II. Mahmut Dönemi‘nde askeri tıp okulu açılmıştır.
- Askeri tıp okulu, harp okulu, askeri rüştiye (ortaokul) ve idadi (lise) gibi okullar açılmıştır.
Osmanlı’da İnsan İlişkileri ve Hukuk
- Osmanlı toplumunda insan ilişkilerinin ve yöneticilerin halka bakışının temelinde Yunus Emre‘nin “Yaratılanı severiz Yaradan’dan ötürü” anlayışı yatar.
- Bu anlayışla yoksullara ve öğrencilere yiyecek dağıtmak için imarethaneler ve aşevleri kurulmuştur.
- Devletin son döneminde Sultan II. Abdülhamit, kimsesiz ve muhtaç insanları korumak amacıyla 1895’te Darülaceze‘yi kurmuştur.
- Osmanlı Devleti’nin çok uluslu yapısı nedeniyle her ailenin kendi kültürüne ve dinine göre bir aile yapısı vardı. Genel bir Osmanlı ailesi tanımından bahsetmek zordur.
- Osmanlı Dönemi Türk aile yapısı, İslamiyet öncesi, sonrası ve Selçuklu Dönemi Türk aile yapısının devamı ve birleşimidir.
- Osmanlı hukuk düzeni şeri ve örfi hukuk olmak üzere iki kısımdan oluşur.
- Örfi hukuk Türk geleneklerine dayanır, yönetim, maliye ve askerlikte geçerlidir.
- Şeri hukuk Kur’an, sünnet gibi kaynaklara dayanır. Şeri mahkemelerin başı “Kadilkudat“tır.
- Evlenme, boşanma, miras gibi aile konuları şeri hukukun alanına girer. Aile hukukunda şeyhülislamın fetvaları da dikkate alınırdı.
Azınlıkların Aile Hukuku ve Kadının Saygınlığı
- Osmanlı’da gayrimüslimler birçok konuda özgür bırakılmış, kendi örfi hukuklarına göre hareket edebilmişlerdir.
- Nikah ve boşanma gibi konularda kendi hukuklarını uygulayabildikleri gibi Osmanlı şeri mahkemelerine de başvurabilirlerdi.
- Şeri mahkeme kayıtları (şeriyye sicilleri), Osmanlı’daki sosyal yapı ve aile yaşantısı hakkında önemli bilgi içerir. Bazı gayrimüslim kadınlar şeri mahkemeleri tercih etmiştir.
- Türklerde ailenin en temel kurum olduğu ve kadının aileyi bir arada tutan esas unsur olduğu genel kabul görmüştür.
- Türk toplumunda kadın her zaman erkekle birlikte düşünülmüştür. Köktürk hakanlarının Çin imparatoruna yazdığı mektupta hakan ve hatunun birlikte anılması buna örnektir.
- Gök ve Güneş hatunu, yer ve Ay ise hakanı simgeler.
- Türk kadınının toplumdaki konumu ve saygınlığı İslamiyet öncesinde de sonrasında da yüksek olmuştur.
Türk-İslam Kültüründe Kadın ve Aile Yapısı
- Türkler, İslam dinini kendi kültürleri ve töreleriyle sentezlemişlerdir.
- Türk-İslam kültüründe aile ve toplumda kadının önemli bir yeri olmuştur.
- Kur’an-ı Kerim‘de kadının hem yaratılış hem de hak bakımından erkekle eşit haklara sahip olduğu belirtilir.
- Türkler, milli kültürlerini İslamiyet’le birleştirerek, Türk ailesinin özelliklerine yeni değerler katmış ve toplum yapısını güçlendirmişlerdir.
Batılılaşma Sürecinde Türk Aile Yapısı
- Osmanlı Devleti 18. ve 19. yüzyıllarda ekonomik ve siyasi sorunlar yaşamıştır.
- Bazı yöneticiler ve aydınlar sorunları çözmek için Batı ülkelerini örnek almayı düşünmüştür.
- Sultan Abdülmecit, Batı kültürü bilen Mustafa Reşit Paşa‘yı görevlendirmiş, Tanzimat Fermanı (Gülhane Hatt-ı Hümayunu) hazırlanmıştır.
- 3 Kasım 1839‘da ilan edilen Tanzimat Fermanı ile “Batılılaşma” süreci başlamıştır.
- Batılılaşma, Osmanlı’nın askeri, idari ve kültürel alanlarda Batı Avrupa’yı örnek alarak yaptığı yeniliklerdir.
- Tanzimat (1839-1876) ve Meşrutiyet (1876-1878 / 1908-1920) dönemlerinde eğitim, dil, aile hayatı, kadın hakları gibi alanlarda yenilikler yapılmıştır.
Batılılaşmaya Farklı Yaklaşımlar ve Etkileri
- Batılılaşma farklı tepkiler almıştır. Batı yaşam tarzını benimseyenler “alafranga“, Türk yaşam tarzını sürdürenler “alaturka” olarak görülmüştür.
- Aydınlar değişimi kaçınılmaz görse de ne kadar Batılılaşılması gerektiği konusunda farklı fikirlere sahipti.
- Bazıları Batı’nın her yönüyle alınmasını savunurken, bazıları kısmi değişiklikleri yeterli görmüştür.
- Bir kesim ise yaşanan değişimi “yozlaşma” olarak değerlendirmiştir.
- Batılılaşmanın temel amacı sorunları çözmek ve toplumu refaha kavuşturmaktı.
- Batılılaşma sürecine önce giren gayrimüslim azınlıklar ve İstanbul’da yaşayan Batılılar (levantenler), Batılı hayat tarzının yaygınlaşmasında etkili olmuştur.
Eğitimin Yaygınlaşması ve Aile Hayatına Etkisi
- Yasal düzenlemelerle hukuki değişiklikler yapılmış ve Batı ülkelerine öğrenci gönderilmiştir.
- İlköğretim zorunlu hale getirilmiş ve kız çocuklarının eğitimine yönelik düzenlemeler yapılmıştır.
- Bu değişiklikler düşünsel yapıyı etkilemiş, günlük yaşam ve aile hayatı da etkilenmiştir.
- Etkiler ilk olarak İstanbul’daki eğitimli ve üst gelir grubu ailelerinde görülmüştür. Geleneksel aile yapısı hızla değişmeye başlamıştır.
- Bu aileler giyim, yeme-içme, konuşma, kadın-erkek ilişkileri gibi konularda Avrupai tarzı benimsemiştir.
- Zengin ailelerin evleri Avrupa eşyalarıyla döşenmiş, yabancı veya azınlık mürebbiyeler ve hizmetçiler çalıştırılmıştır.
- Ancak Osmanlı toplumunun büyük bölümünde geleneksel aile yapısı devam etmiştir.
Kadının Eğitimi ve Aydınların Görüşleri
- Batılılaşma Dönemi’nde kadının eğitimi konusunda önemli değişimler yaşanmıştır.
- Tanzimat’tan önce kız çocuklarının eğitimi genellikle sübyan mektepleriyle sınırlıydı.
- Tanzimat’la birlikte kız çocukları daha üst düzeyde eğitim almaya başlamıştır.
- Sultan Abdülmecit‘in annesi Bezmiâlem Valide Sultan, eğitim alanındaki yeniliklere katkıda bulunmuş, rüştiye (ortaokul) üstü ilk sivil kız okulunun açılmasına öncülük etmiştir.
- Rüştiye mektepleri, 12-16 yaş arası çocukların eğitim aldığı kurumlardı. Kız öğrencileri teşvik için kız rüştiyeleri açılmıştır.
- Hanedan üyesi bir kadının eğitim kurumuna öncülük etmesi, kız çocuklarının eğitimine verilen önemi gösterir.
- 1870’te İstanbul’da Darülmuallimat (Kız Öğretmen Okulu) açılmıştır.
- Kız ebelik okulu, sanat okulu gibi yerlerin yanı sıra 1913-1914’te İstanbul İnas Sultanisi (Kız Lisesi) açılmıştır.
Kadınların Yükseköğrenimi ve Sosyal Hayata Katılımı
- 1915’te İstanbul Darülfünunu‘nda (Üniversite) kadınlar için konferanslar verilmeye başlanmıştır.
- Aynı yıl İnas Darülfünunu adı ile kızlara modern üniversite eğitimi veren bir yükseköğretim kurumu açılmıştır.
- Bu eğitim kurumu kadınların akademik alanda ilerlemesini ve meslek sahibi olmasını sağlamıştır.
- Bu eğitim hamleleri, eğitimin önemini ve eğitimde cinsiyet eşitliği çabasını gösterir.
- Batılılaşma Dönemi’nde kadınların eğitimden daha fazla yararlanması, toplumsal ve ekonomik rollerinin artmasını ve kadın haklarının genişlemesini sağlamıştır.
Kadın Haklarının Gelişimi ve Kadın Yazarlar
- Kadınlar 1897’de ücretli işçi, 1913’te devlet memuru olma hakkı kazanmıştır.
- Bu durum, kadına yönelik bakış açısını ve sosyal statüsünü olumlu etkilemiştir.
- Kadınlar bilim, sanat, basın-yayın, edebiyat gibi alanlarda daha etkin olmaya başlamıştır.
- Kadın haklarının gündemde tutulmasında dernek, gazete, dergi ve kitapların rolü olmuştur.
- Fatma Aliye, Şair Nigar, Fatıma Fahrunnisa, Nuriye Ulviye gibi kadın yazarlar, kadının aile ve toplumda daha aktif olması için çalışmışlardır.
- Kadınlar kişisel, siyasal, sosyal ve ekonomik haklarının genişlemesi için yazılar yazmıştır. Bu çabalar hukuki düzenlemelerle reformlara yol açmıştır.
- Fatma Aliye Hanım, Türk edebiyatının ilk kadın romancısı ve ilk kadın düşünürlerdendir.
Hukuki Düzenlemelerin Türk Aile Yapısına Etkileri
- Batılılaşma Dönemi’ndeki değişimler Türk aile yapısını etkilemiştir. Özellikle hukuk alanındaki düzenlemeler değişiklikler getirmiştir.
- Medeni kanunun ya Fransa’dan alınması ya da İslam hukukuna dayalı yeni bir kanun hazırlanması şeklinde iki farklı görüş ortaya çıkmıştır.
- Sonunda Ahmet Cevdet Paşa başkanlığında bir komisyon oluşturulmuş ve İslam hukuku ile Türk-İslam kültürüne dayanan Mecelle (Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye) hazırlanmıştır.
- 1869’da uygulanan Mecelle, 1917’ye kadar yürürlükte kalmıştır. Ancak kişi, vakıf, aile ve miras hukuku hükümleri içermediği için tam bir medeni kanun değildir. Osmanlı’daki inanç farklılıkları nedeniyle herkesi kapsayan bir aile hukuku hazırlamak zordu.
Medeni Hukukun Kapsamı ve Aile Hukuku Kararnamesi
- Medeni hukuk, bireyin hayatı boyunca ilişkilerini ve işlerini düzenler (doğum, evlenme, mülkiyet, miras vb.).
- Medeni hukukun alt dalları; aile hukuku, kişiler hukuku, miras hukuku, eşya hukuku ve borçlar hukukudur.
- Aile hukuku nişanlılık, evlilik, boşanma, malların yönetimi, velayet, nafaka gibi konuları kapsar.
- Aile hukuku alanında Mecelle ile başlayan çalışmalar, 1917’de yürürlüğe giren Hukuk-ı Aile Kararnamesi ile yasal çerçeveye oturmuştur.
- Kararname İslam hukuku esas alınarak hazırlanmış, ancak çağa ve toplumdaki değişimlere dikkat edilmiştir.
Hukuk-ı Aile Kararnamesi ve Evlilik Kuralları
- Aile Kararnamesi’ne göre en düşük evlenme yaşı kadınlarda 17, erkeklerde 18‘dir.
- Evlenme ehliyetine sahip kadının nikah için velisinin ve hakiminin izni gerekir.
- Nikah hakim tarafından kıyılmalı ve mahkemece onaylanmalıdır.
- Kararname ile eşlere geçimsizlik durumunda boşanma hakkı tanınmıştır.
- Çok eşliliğin sınırlandırılması tartışılmış, kocanın ikinci eşle evlenmesinin yasaklanmasına dair bir madde evlilik sözleşmesine eklenebileceği belirtilmiştir.
- Hukuk-ı Aile Kararnamesi, dönemin siyasi şartları nedeniyle 1919’da yürürlükten kaldırılmıştır.
Batılılaşmanın Yanlış ve Doğru Anlaşılması (Edebi Eserler)
- Batılılaşmanın yanlış anlaşılması; Batı kültürüne hayranlık, yabancı dil ve öğretmen tutma, Batı tarzı giyim, ev dekorasyonu, eğlence düşkünlüğü ve taklitçilik olarak görülmüştür.
- Ahmet Mithat Efendi’nin Felatun Bey ile Rakım Efendi romanında alafranga yaşam tarzını benimseyenler anlatılır.
- Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası romanında Batı’yı taklit eden Bihruz Bey karakteri üzerinden yanlış Batılılaşma eleştirilir.
- Batılılaşmanın doğru anlaşılması (ideal yaklaşım); bilim, teknoloji, eğitimi önemseme, çalışkanlık, tutumluluk, milli ve manevi değerlere saygı olarak görülür.
- Felatun Bey ile Rakım Efendi romanında Rakım Efendi’nin çalışkanlığı, öğrenmeye düşkünlüğü ve zamanını iyi değerlendirmesi ideal Batılılaşma örneği olarak sunulur.
Edebi Eserlerde Aile Yapısındaki Değişimler ve Yozlaşma
- Batılılaşma Dönemi’nde aile yapısındaki değişimler edebiyat eserlerinde (hikaye, roman, tiyatro) işlenmiştir.
- Dönemin sanatçıları evlilik, aile, kadının yeri, çocuk eğitimi, Batılılaşma konularındaki yaklaşımları karakterler üzerinden anlatmıştır.
- Şair Evlenmesi adlı ilk Türk tiyatro eserinde görücü usulü evliliğin sorunları mizahi dille anlatılır.
- Alafrangalık, alaturkalık, yozlaşma gibi konular eserlerde yer almıştır.
- Yozlaşma; dini ve milli değerlere, geleneksel hayata karşı çıkma, birey özgürlüğünü yanlış anlama, mirasyedilik, israf, cehalet, tembellik olarak görülmüştür.
- Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Kiralık Konak romanında aile yapısındaki değişim ve değer kaybı ele alınır. Konak hayatından köşk hayatına geçiş, Batı tarzı yaşamın benimsenmesiyle yaşanan kültürel değişim ve yozlaşma anlatılır.
Cumhuriyet Dönemi’nde Türk Aile Yapısı
- Cumhuriyet Dönemi, 29 Ekim 1923’te ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve sonrasındaki süreçtir.
- Bu dönemde sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal alanda reformlar yapılmıştır.
- Sanayileşme hareketleri sosyal ve ekonomik alanlarda etkisini göstermiş, Türk aile yapısı ve aile içi roller değişmiştir.
- Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren çocukların eğitimine önem verilmiş, okullar açılmış, temel eğitim kız-erkek tüm çocuklar için zorunlu hale getirilmiştir.
- Yükseköğrenimdeki öğrenci sayısı artmış, Ankara Üniversitesi’nin çekirdeğini oluşturan Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi kurulmuştur.
- Kadının eğitim seviyesinin yükselmesi sosyal statüsünü etkilemiş, aile içi ve dışı karar alma sürecine katılımı artırmıştır.
Cumhuriyet Dönemi’nde Hukuki Düzenlemeler ve Kadın Hakları
- Kadının çalışma hayatında daha fazla yer alması, aile bütçesi ve çocukların eğitimi gibi konularda daha etkili olmasını sağlamıştır.
- Türk Medeni Kanunu ile evlenme, boşanma, miras, mal paylaşımı, velayet gibi konularda düzenlemeler yapılmış, kadın ve erkeğin bu haklardan eşit yararlanması sağlanmıştır.
- Kadına seçme ve seçilme hakkı verilmesi kadın-erkek eşitliğine yönelik önemli bir adımdır ve kadınların siyasal hayata katılımını artırmıştır.
- Aile planlaması politikaları ve çocuk yetiştirme bilinci, ailelerdeki çocuk sayısını etkilemiştir. Aile yapısı daha bilinçli ve planlı şekillenmiştir.
- Aile kurumu bu dönemde daha eşitlikçi bir yapıya bürünmüş, aile içi roller yeniden tanımlanmıştır.
Geleneksel Rollerdeki Değişim ve Günümüz Ailesi
- Yasal düzenlemelerle kadının eğitim, çalışma ve sosyal hayata katılımının artması, aile içindeki geleneksel rollerde değişikliklere yol açmıştır.
- Geleneksel olarak “kadına özgü” sayılan ev işleri ve çocuk bakımında daha dengeli bir iş bölümü sağlanmış, erkeğin katılımı artmıştır.
- Kadın ve erkek ev içi ve dışı sorumluluklarda daha aktif rol üstlenmiştir.
- Cumhuriyetin ilk yıllarındaki bu değişimler, günümüzdeki aile yapısının oluşmasına temel oluşturmuştur.
Türk Medeni Kanunu ve Eşit Haklar
- Yaklaşık 75 yıl yürürlükte kalan 743 sayılı Türk Medeni Kanunu, 2002’de kabul edilen 721 sayılı Medeni Kanun ile yürürlükten kalkmıştır.
- Yeni Medeni Kanun’da bazı maddeler şöyledir: Yerleşim yeri, evlenme yaşı (17 yaşını doldurmadıkça evlenilemez), eşlerin evlilik birliğini temsil etmesi, meslek seçiminde diğerinin iznini almak zorunda olmaması.
- Türk Medeni Kanunu ile Türk kadını sosyal ve ekonomik haklara kavuşmuş, ancak siyasal haklar konusunda düzenleme yapılmamıştı.
- Bu eksikliği gidermek için 1930’lu yıllarda Atatürk önderliğinde kadınların siyasal haklarına yönelik reformlar yapılmıştır.
Türk Medeni Kanunu’nun Kabulü ve Etkileri
- Cumhuriyet Dönemi’nde Türk aile yapısı ve kadının konumu, yapılan yasal düzenlemelerle değişmiştir.
- Hukuk alanında çağdaşlaşma amacıyla yenilikler yapılmıştır.
- Kapsamlı bir medeni kanun hazırlanamayınca, Batı’daki İsviçre Medeni Kanunu örnek alınmıştır.
- İsviçre Medeni Kanunu üzerinde küçük değişikliklerle şekillenen Türk Medeni Kanunu, 17 Şubat 1926’da TBMM’de kabul edilmiştir.
- 4 Ekim 1926’da yürürlüğe giren Kanun ile medeni haklar açısından kadın ve erkek eşit sayılmıştır.
- Resmi nikah zorunlu kılınarak erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi engellenmiştir.
- Evlilik yaşı kadınlarda 17, erkeklerde 18 olarak belirlenmiştir.
- Mirastan kız ve erkek çocukları eşit pay alması, mülk edinmede kadının erkekle eşit olması, şahitlikte her iki cinsin eşit kabul edilmesi bu kanunla gerçekleşmiştir.
- Kadına istediği işte çalışma hakkı tanınmış, aynı işi yapan erkekten daha düşük ücret alması engellenmiştir.
- Çocukların gözetimi anne ve babanın ortak görevi kabul edilmiş, ölüm halinde velayet diğer eşe verilmiştir.
- Ancak erkeğin aile reisi kabul edilmesi, evli kadının çalışmasının kocanın iznine bağlı olması gibi geleneksel anlayışlar devam etmiştir.
Kadınlara Seçme ve Seçilme Hakları
- Kadınların siyasal haklarına yönelik reformlar yapılmıştır.
- 1930’da Belediye Yasası çıkarılarak kadınlara yerel seçimlerde oy kullanma ve seçilme hakkı verilmiştir.
- 1933’te Köy Kanunu‘nda yapılan değişiklikle kadınlara köylerde muhtar ve ihtiyar meclisi seçimlerinde oy kullanma ve seçilme hakkı tanınmıştır.
- 1934’te İlk kadın milletvekilleri TBMM’de yerini almıştır.
Atatürk’ün Aile Kurumuna ve Türk Kadınına Verdiği Önem
- Mustafa Kemal Atatürk, Türk toplumunun modernleşmesinde aile kurumuna ve kadının rolüne büyük önem vermiştir.
- Onun dönemindeki politikalar, günümüz Türk aile yapısını ve kadının konumunu şekillendirmiştir.
- Atatürk, güçlü aile yapısının birey ve toplum gelişimine katkı sağladığına inanmıştır.
- Aileye verdiği değer, modernleşme politikalarının temeli olmuştur.
- Atatürk, çocukların ailede iyi eğitim almasına, sağlıklı büyümesine önem vermiştir. Aileyi çocuğun ilk eğitim yuvası olarak görmüştür.
- Eğitimli ebeveynlerin, özellikle kadınların, milli ve manevi değerlere sahip bireyler yetiştirmesindeki rolünün farkındadır.
Atatürk’ten Kadınların Eğitimine ve Toplumsal Rolüne Vurgu
- Atatürk: “Milletimiz güçlü bir millet olma kararlılığı içerisindedir. Günümüzün gereklerinden birisi de kadınlarımızın her bakımdan yükselmelerinin sağlanmasıdır.” demiştir.
- Kadınların da bilgili ve eğitimli olması, erkeklerin geçtiği tüm eğitim kademelerinden geçmesi gerektiğini vurgulamıştır.
- Kadınların toplumsal yaşamda beraberce yürüyerek birbirinin yardımcısı olması gerektiğini belirtmiştir.
- Atatürk, kadınların eğitimine büyük önem vermiş, 1924’te Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası) ile kız-erkek çocuklarının eğitim hakkından eşit yararlanmasını sağlamıştır.
- Türk kadınının toplumdaki yerini güçlendirmek için reformlar yapmıştır.
- Türk Medeni Kanunu (1926) ile kadın ve erkek eşit haklara sahip olmuş, kadına istediği işte çalışma hakkı verilmiştir.
Kadınların İş Hayatı ve Siyasi Hayata Katılımı
- Medeni Kanun, kadınların iş hayatında daha aktif olmasını, ekonomik bağımsızlık kazanmasını ve toplumsal hayatta güçlü bireyler olmasını sağlamıştır.
- Türk kadını seçme ve seçilme hakkını Batılı birçok ülkeden önce kazanmıştır.
- Atatürk: “Siyasal ve toplumsal hakların kadın tarafından kullanılmasının insanlığın saadeti ve prestiji açısından gerekli olduğuna eminim.” demiştir.
- Reformlar, kadının aile içindeki konumunu güçlendirmiş, siyasi ve sosyal hayatta daha aktif rol almasını sağlamıştır.
- Türk tarihinde kadınların sosyal hayatta aktif ve başarılı olduğu görülmektedir.
- Atatürk: “Dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir.” diyerek kadının toplumdaki yerini takdir etmiş ve onlara güvenmiştir.
Bir yanıt bırakın